Show posts

This section allows you to view all posts made by this member. Note that you can only see posts made in areas you currently have access to.

Topics - KaLpsiz

1
GÜZEL SÖZLER

İnternet ortamında bulabileceğiniz güzel sözler edebiyatı temsil eden güzellikte ve duygu yüklüdür. Ancak bu duygu yükünü taşıyabilen kalitede sözlere ulaşabileceğiniz site adresinde birbirinden anlamlı sözlerle kendinizi en iyi şekilde ifade edebilirsiniz.

SİTE SİTE GEZMEK ZORUNDA KALMAYIN

Bazen iki sevgili arasında köprü kuran bazen de en yakın dostun içini ısıtan güzel sözler ile kullanıcılara edebiyat hizmeti sunan bu sayfada özgün cümleler bulabilirsiniz. Her yerde gördüğünüz ve artık klişe haline gelen sabit cümleler yerine yeni ve akılda kalıcı ifadelerle kendinizi temsil edecek cümlelere ulaşmak için tek yapmanız gereken ana sayfadan seçeceğiniz kategorileri incelemek olacaktır. Bu sayfada verilen edebiyat hizmeti genç aşıkları birbirine daha sıkı bağlayacağı gibi orijinal söz arayanlara da aradıklarını bulma fırsatı verecektir. Anlamlı ve kaliteli sözlerle kafiyeyi mana ile buluşturan bu sayfada site site gezmek zorunda kalmadan aradığınızı bulacaksınız.

BİR EDEBİYAT KAHVESİ HAVASINDA

Gelişmiş hizmet hızı ve akıcı ara yüzü ile hizmet veren en kaliteli güzel sözler sayfası olan bu sayfada aradığınız kriterleri belirterek aramanızı daha hızlı ve kolay hale getirebilirsiniz. Sosyal medyada paylaşarak profilinizi edebiyatla süsleyebileceğiniz sözlere ulaşmak ve bu sözleri hayatta sizi temsil edecek her alanda kullanmak artık bir tık kadar kolay. İnternetin en güzel ve anlamlı cümlelerini bulabileceğiniz bu sayfada vakit geçirirken kendinizi bir edebiyat kahvesinde gibi hissedebilirsiniz.

Web Site Adresi: cokiyisozler.com

2


Hayat, maalesef insanlara her zaman istedi?i ?eyler ya?atmaya bilir. Kimi zaman oldukça zor dönemlerden geçiyoruz ve her ne kadar bunlar? atlatmaya çal???yor olsak bile; emin olun bir yerde muhakkak t?kan?yoruz. Ç?kmaya çal???yoruz, kilitli kald???m?z yerden ama bunu da beceremiyoruz. ?nsan, maalesef sadece kilitli kap?lar ard?na kapanm?yor. Gerek kendi bedenine gerek ise de bir ba?kas?n?n da bedeninde de kilitli kalabiliyor.

Hayat?m?z?n baz? dönüm noktalar?nda belki de oldukça zorland?k ama bir ?ekilde kurtulmay? bildik. Her ne kadar tam anlam?yla bir kurtulmadan söz edemiyor olsak bile; muhakkak bir ?eyler atlatt?k. Ço?u zaman yan?m?zda insanlar yoktu, yaln?zca bir kalem ve bir ka??t vard? ve biz bu iki ?eyi bir s???nak olarak gördük. Bu site de bir s???nak. Ac?lar?n telaffuz edilemeyecek kadar derin oldu?u yerde mesela, ya da mutlulu?un zor dile getirildi?i yerde bir yol gösterici olarak da görebilirsiniz.
?nsan ço?u zaman dü?ündü?ü ?eyleri telaffuz etmekte zorlan?yor ya da yeteri kadar birikimi olmad??? için dile getirmekte zorlan?yorsa diyebiliriz. sozebesi.com bu zamanlarda sizler için telaffuzu do?ru bir ?ekilde edecektir. Birçok türde sözü bulabilece?iniz yer, buras?d?r. Ayn? zamanda sadece söz olarak bakmamak gerekiyor; do?um günü sözlerinden, cuma mesajlar?na, komik sözlerden günayd?n mesajlar?na kadar birçok türde kategori bulmak oldukça mümkün. Ayn? zamanda ünlü sanatç?lardan, güzel sözlerde yer al?yor. Bahsetti?imiz üzere bizler birer insan?z, gerekli telaffuzlar? zor bulabiliriz ama bir ?air veya bir yazar ac?n?n her halini daha iyi telaffuz edecektir ve bu bak?mdan dolay? da onlar bir kalbe ula?may?, bir kalemle yapabilirler.

Buraya sadece söz olarak bakman?zda bir bak?ma yanl?? olacakt?r. Çünkü sitenin içerisinde bir ?iir kö?esi bulunmaktad?r ve bu elbette siteyi daha i?levsel bir hale getirilmesi için sa?lanm?? bir yöntemdir. E?er sizlerde sosyal medya arac?l??? ile birilerine laf dokundurmak istiyorsan?z veya mutlulu?unuzu/ac?n?z? payla?mak istiyorsan?z; sozebesi.com tüm bu duygular?n?z? tekrar ye?ertmek için burada diyebiliriz. Yapman?z gereken tek ?ey, hangi duygu içerisinde oldu?unuzu bulman?z, gerisi gelecektir.



3

Ve Gittin...!
Sabah Ezanlarından Sonra Okunan Selanla Bitti Bu Masal
Gökten Düşen Tek Bir Elmayla
Başladığım Yere Döndüm.
Öğütlenen Ve Örgütlenen Bir Yalnızlıkla
Hiç Hatırlanmayacak Günlerin İçindeydim İlk Zamanlar..
"Gidersem" Diye Aklından Geçirdiğin
Günlere İhanet Başladı Sonrasında..
İkisi Hariç
Gittin Ve Sesini Çok Özledim
Doğru.
Parmaklarımı Kırdım Telefonlara Uzanmamak Adına.
Gittin Ve Sen Gibi Kimseyi Sevemedim.
Sen Bana Gölgeni Bırakmıştın
Bede Sana Kefene Sarılı Yüreğimi...
Birbirimize Verdiğimiz
Hayat Hediyelerimiz Bu İkisi İşte..
Hiçbir Akıl Hastanesi Kabul Etmedi Beni
Yanılmamıştım
Aşkın Akılla Bir Alakası Varmıki Kabul Etsinler..
Şaşırttım Seni
Gidersem Diye
Aklından Geçirdiğin Düşüncelere
İhanet Ettim..
Gittin Ölmedim
Acıları Bana Akan Sevgimde Boğulmadım
Zamanla Unutursun Diyenlere İnat
Yokluğunu Varlığına Çevirerek
Zamanları Büyüttüm
Gidişinin İntikamaını Alındım
Sermedim Kimsenin Yoluna Kendimi
Yarısızlığa Yakışır İntiharları Seçmedim
Zarar Vermedim Sana
Ve Sana Yakın Bütün Bir Hayata....
Gittin...

"Kahraman Tazeoğlu-Ve Gittin..." Kalpsiz'den Burçin'e ithafen.
4
Gerçeklerden ve içimdeki kalbi dinlemekten ne kadar kaçabilirim?
Yaşamaktan, nefes almaktan vazgeçebilirmiydim?
Hayatın bu kadar baskısı neden?
Neden birini sevdiğinde hep en olmadık zamanda kaybediyorsun?
Hayat neden bu kadar acımasız?
Kaybetmek neden bu kadar acı?
Kafanı yastığa koyduğunda neden huzur yok?
Neden insanlar böyle?
Neden bu kalbim bu kadar boktan birşeye inanıyor?
Neden beynim kalbimi reddediyor?
Neden ben her defasında başa dönüyorum?
Herşey iyi giderken neden birşey herşeyin içine ediyor?
Bir kız için değer mi?
Bir aşk neden bu kadar anlamsız?
Mutluluk ne?
—-
Bırakıp gitmek istiyorum herşeyi!

5
Gökhan Özen – Üşüyorum

Sen uçurumsun tutunamam
Tutsak düşer çığlıklarım
Gözlerinin akşamında
Oturur sana ağlarım

Üşüyorum ödünç ver ellerini
Üşüyorum üstüme ser yüreğini
Sağ yanım dertli, sol yanım ayaz
Savur gönlüme yangının küllerin

6
Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
Ne bu şehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalnız bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
Sende buldum erişilmez hazları
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
Duyguların en ölmezini sende duydum
Susuzluğum dudaklarında dindi
Yalnızlığım ellerinde
Çoğu gün unuttum açlığımı
Sende doydum...

İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Değişir gözlerinin rengi
Yanar dudakların, terler avuçların
Dökülür kapkara aydınlık gibi
Omuzlarına saçların
Gitgide artar kalbinin vuruşları
Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Ansızın bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kaybolduğumuz yerde...

Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil...

Her günüm seninle geçsin
O güneşe en yakın
Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin uğramadığı limanlarda
Işığım ol, alınyazım ol benim
Vatanım ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...

Ümit Yaşar Oğuzcan

7
Erkeğin de hanımı üzerinde hakkı çoktur. Kadın kocası ile iyi geçinmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
"Kadının cihâdı, kocası ile iyi geçinmektir." (Taberânî)
Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyliyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peyamber aleyhisselâm, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:
"Hanımına selâm söyle, yarı şehid sevâbına kavuştuğunu haber ver!" (Şir'a)
Kadınların Cennete girmeleri erkeklere göre daha kolaydır.
"Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer." (İbni Hibbân)
" Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer." (Tirmizî)
Kadına zînet eşyâsı mubâhtır. Zînet almak için kocasını müşkül duruma düşürmemeli, yabancılara zînetlerini göstermemelidir! Böyle olunca zînetleri Cennete girmelerine ma'nî olmaz.
"Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve zînet eşyâsı meşgûl etti." dediler." (İ. Ahmed)
Kocasına, elinden geldiği kadar güler yüzlü davranıp, sevgi göstermeli, dili ile de onu incitmemelidir.
"Kıyâmette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hâle çevirir." (Şir'a)
Kadın, (Senden ne gördüm) diyerek küfrân-ı ni'mette bulunmamalıdır!
"Eğer kocalarına karşı küfrân-ı ni'mette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen cennete girerdi." (Şir'a)
"Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok la'net ederler ve kocalarına karış küfrân-ı ni'mette bulunurlar." (Buhârî)
Kocasına bir iyilik yapmışsa, başına kakmamalıdır. Yeme ve giyme gibi husûslarda kocasını üzmemeli, yapamıyacağı şeyi ondan istememelidir! Kocasının şerefini korumalı, her işte onun rızâsını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır!
"Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O hâlde kocasının hakkını gözetmiyen, Allahın hakkını gözetmemiş olur." (Şir'a)
Kadın, kocasını üzmemelidir. Birgün Hz. Fâtıma, ağlıyarak babasının huzûruna geldi. Resûlullah buyurdu ki:
- Yâ Fâtıma, niçin ağlıyorsun?
- Kasıtsız söylediğim bir sözden Ali bana kızdı. Özür diledim. Fakat onu üzdüğüm için ağlıyorum.
- Kızım, bilmez misin, Allahü teâlânın rızâsı kocanın rızâsına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki dâima kocasının rızâsını arar, kocası ondan râzı olur. Kadınlar için en üstün ibâdet, kocasına itâ'attir. Erkek, hanımından râzı olunca, o kadın istediği kapıdan Cennete girmeye hak kazanır. Kocasını üzen kadın, onu râzı edinceye kadar, Allahü teâlânın la'netinde olur. (R. Nâsıhîn)
8
Erkeğin Hanımına Karşı olan Vazifeleri ve Mesuliyetleri Nasıl Olmalıdır?



Hamd Alemlerin Rab'bı olan Allah'a, salat ve salam Onun Rasulüne, aline, ashabına ve kıyamet gününe kadar O'na ihsanla tabi olanların üzerlerine olsun. -Amin-
"Sizin kadınlarınız üzerenizde elbette hakkınız vardır ve kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır." (Tirmizi, 1083, 3012)
Bundan önceki yazımızda kadının eşine karşı olan görevlerini görmüştük. Bu yazımızda erkeğin hanıma olan sorumlulukları ve görevleri üzerinde duracağız inşAllah. Hadistede görüldüğü üzere erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınında erkek üzerinde hakları vardır. Yani evlilik sadece kadının itaat etmesinden ibaret değildir..
Erkeğin görevleri hususunda genelde bilinen iki şey vardır. Bunlar: Evinin rızkını temin etmek, Hanımının zaruri ihtiyaçlarını karşılamaktır. Oysa erkeğin görevleri sadece bunlarla sınırlı değildir. Elbette bunlar yapılması zaruri olan yapılmadığı taktirde günaha girilebilecek hususlardır. Yanlız evliliği ayakta tutacak, güzel devam etmesini sağlıyacak görevler vardır ve bunlar genelde erkek tarafından pek kabul edilmek istenilmeyen veya gereksiz gözüyle bakılan görevlerdir. Aslına bakılacak olursa, bu görevleri çoğu erkek bilmez dahi.
Bunların birkaçını sıralayacak olursak;
-Hanımına karşı iyi muamelede bulunması,
-Onun için temiz, güzel giyinip kokular sürünmesi,
-Zamanın bir kısmını onunla geçirip, ilgilenmesi,
-Onu İslam'i Kültürü ile en güzel şekilde eğitmesi,
-Hanımının kendisine itaat etmesinin farz olduğunu bildiği halde, onun yapamıyacağı veya istemediği şeyleri zorla yaptırmaması,
-Anlayışlı ve güler yüzlü olmasıdır (vs)
Erkek evin emiri ve yöneticisidir. Eve çıkan girenden haberdardır. Ailesini gözetler, korur ve ancak onun izni dogrultusunda hareket edilir. Emir sahibi erkek oldugu için evliliğin büyük sorumlulukları onun omuzlarındadır. Çünkü o evin yöneticisidir. Bir diğer deyişle evde sözü geçendir. Bu durumda ona büyük iş düşmektedir. Emir sahibi olduğu için ailesini İslam'a göre eğitip bu istikamette yetiştirebilme gücüne sahiptir.
Bilindiği gibi erkek ve kadın arasındaki tek fark kadının duygusal, zayıf olması, erkeğinde dayanıklı ve güçlü olmasıdır. bunun dışında yaratılış gereği aralarında bir farklılık yoktur. Allah cc. erkeği kadının emiri olarak seçmiştir ve kadının da emirine itaat etmesini farz kılmıştır. İşte kadın ve erkek Allah'ın bu nizamına bağlandıkları sürece aile kurumunun yıkılması imkansız olur. Yıkılmasının en büyük sebeblerinden biri kadının emirine itaat etmemesi oldugu gibi aynı zamanda erkeğinde kadının doğasını (yaratılışını), yapısını anlamaması ve erkeğin yaratılışından farklı oldugunun bilincinde olmamasıdır.
Allah cc., Rasulü aracılığıyla kadınların nasıl varlıklar olduğunu tafsilatlı bir şekilde açıklamıştır ki, erkek bunları ögrensin ve hanımına karşı davranışlarda dikkatli olsun.. Bakın Allah Rasulü kadınları doğasını nasıl anlatıyor:
Ebu Hurayra r.a.'dan rivayetle Allah'ın Rasulu şöyle buyuruyor:
"Kadınlara iyi davranmızı tavsiye ediyorum; vasiyetimi tutunuz! Zira kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiklerinin en eğri olanı en üstte olandır. Eğer o eğriliği tamamen yok etmek istersen onu kırarsın. Eğer olduğu gibi bırakırsan bu kez de tamamen eğri kalır. Öyle ise bu durumda kadınlara sürekli iyi tavsiyelerde bulunun." (Buhari 3084, Müslim 2671)
"Şüphesiz kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hep seni hoşnut edecek şekilde davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu haliyle faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Kadının kırılması da boşanmasıdır." (Müslim, Rada' 59)
Bu ve bunlara benzer bir çok hadiste kadının yaratılışı açıklanmıştır. Kadın hamile olur, doğum sancısı çeker ve çocuğunu yetiştirir. Bu yüzden Allah cc. kadını çok duygusal ve merhametli yaratmıştır. Böylece hiç bıkmadan, usanmadan hamile kalabilsin ve herşeye rağmen çoçuklarını sabrla yetiştirebilsin. Kadınlar duygusal ve merhametli oldukları için herşeye çok çabuk kırılır ve üzülürler. Bir olay karşısında hemen duygularına kapılırlar ve çogu zaman aklı devreden çıkartıp duyguları ile haraket ederler. Bu yüzden erkek evlenmeden önce kadının nasıl bir varlık olduğunu iyi araştırmalı ki kale sağlam ayakta kalabilsin..
Allah'ın Rasulu "En hayrlınız aile fertlerine hayrlı olandır. Zira ben ehline karşı en hayrlı olanınızım." (Tirmizi, İbni Mace) diye buyurdu.
Nasıl ki insanlar hiç tanımadıkları birileriyle temasta bulunduklarında onlarla yakınlık kurmak ve güvenlerini kazanmak için tatlı dille ve güler yüzle yaklaşırlar, onları kırmamak ve kötü söz söylemek için çok dikkatli olurlar, aynı şekilde hanımlarına karşıda böyle olmalıdırlar. Onun yakınlığını ve güvenini kazanmak için bunu yapmak zorundadır. Hatta hanımına dışardaki insanlarla ilgilendiğinden daha çok ilgilenmelidir. Çünkü kadın erkeğin hayat arkadaşıdır. Ömür boyu onunla hayatını sürdürecek kişidir. Onu kaybettiği an bir daha kazanma imkanı olmıyabilir.
Öyle insanlar vardırki, dışarda herkese karşı hoşgörülü, sakin, yumusak ve naziktirler ama eve gelince bambaşka insan olurlar. Maskeleri düşer dünyanın en kaba, en asık suratlı ve en müsamahasız insanı olur çıkarlar. İşte bu hal ehline karşı hayrsız olmanın tipik örneğidir.
Allah (cc.) Nisa suresi 19, ayetinde :
??????????????? ??????????????
"Kadınlarla iyi geçinin" diye emretmiştir. İslam alimleri kadınlara iyi davrananların değerli kişiler, kötü davrananların ise adi kimseler olduğunu ortaya koymuşlardır ve erkeğin evinde çoçuk gibi fakat dışarıda erkek gibi davranması gerektiği husunda sağlam ölçü vermişlerdir.
Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir Hadiste Allah'ın Rasulu şöyle buyuruyor:
"Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmesse, bir başka huyunu beğenir." (Müslim, Rada' 61)
Hiç bir insan mükemmel olamaz. Mükemmellik yanlızca Allah cc'ye mahsustur. Ve insanlar kusurlu, hata yapabilen varlıklar olarak yaratılmıştır. Her insanın kusurları olabileceği gibi elbet kadınların da kusurları ve hataları olur. Evlenecek olan erkek dört dörtlük ve hatasız bir kadın arayışına çıkarsa öyle bir kadın bulamıyacağı gibi hayatı boyunca evlenemiyecektir. 'Kusursuz dost arayan dostsuz kalır' atasözü yerinde bir tesbittir. Bu yüzden kadınların kusurlarını coğu zaman görmemezlikten gelinip Allah Rasulununde buyurduğu üzere onun iyi huylarının hatırlanması gerekli.
Örneğin:
-Eşim istediğim gibi becerikli değil ama evimi temiz tutar ve güzel yemek yapar
-Biraz hırçın ama namuslu ve iffetini koruyan kadındır.
-Veya çokta güzel bir kadın değil ama ben eve geldiğimle tatlı dili ve güler yüzüyle tüm yorgunluğumu giderir.. gibi iyi huylarını hatırlamalıdır.
Elbette ki kadında değişebilecek huylar varsa erkek en güzel uslubuyla onu değiştirmeye çalışmalıdır. Eğer söz konusu (yaratılış gereği) degiştirilemiyecek huylarsa, bunlar üzerinde durmamalıdır. Örneğin kadınların çabuk kırılmaları ve üzülmeleri yaratılış gereğidir. Erkek bunun üzerinde ne kadar uğraşsada kadındaki bu huyu degiştiremez. Bunun üzerinde fazla durmayıp bu hususda sabrlı olması gereklidir. Ve bu sabrın mükaafatını da Allah katında alacağını unutmamalıdır.
Allah Rasulu Veda Haccı'nda erkeklere şu öğütlerde bulundu:
"Ashabım! Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyyetimi tutunuz. Zira onlar sizin idarenize ve himayenize verilmişlerdir. Kesin olarak bildiğiniz bir ahlaksızlık yapmadıkları taktirde, onlar üzerinde zorbalık kurmaya hakkınız yoktur. Eğer ahlak dışı bir hareket yaparlarsa, onları yataklarında yanlız bırakın. Bir yerlerini incitmiyecek şekilde dövün. Şayet size itaat ederlerse, artık onlara zarar verecek bir şey yapmayın.." (Tirmizi, Rada' 11)
Genelde erkekler kadının bir hatasını veya kusurunu gördüklerinde şiddette başvururlar. Akıl almaz bir şekide döverler. Evet, Allah Rasulu şayet ahlaksızlık yaparlarsa, itaat etmezlerse onları dövün diyor. Yanlız dikkat edilmesi ve anlaşılması gereken çok önemli bir mesele vardır ki oda dayağın son yöntem olmasıdır. ve dayağın ölçüsünüde Allah Rasulu belirlemiştir.
Kadın, kocasına baş kaldırır itaat etmezse erkeğin yapacagı ilk iş ona nasihat ve öğüt vermesidir. Bunu yaparkende kızmadan, bağırmadan ve en güzel uslubla uyarmasıdır. Eğer kadın itaatsizliğe devam ederlerse ikinci yöntem/yol devreye geçer ki buda bir müddet yatağını terk etmesidir. Bununlada terbiye edilmezlerse işte o vakit üçünçü kademe olan dayak gelir. Dayağın ölçüsüde onların canını acıtmıyacak şekildedir. Ve asla yüze vurulmamasıdır ki ne olursa olsun yüze vurmak caiz degildir. Bunu hemen bir ayetle delillendirelim:
?????????? ??????????? ????? ?????????? ????? ??????? ??????? ?????????? ????? ?????? ??????? ?????????? ???? ????????????? ??????????????? ???????????? ??????? ??????????? ?????????? ???????????? ???????????? ?????????? ?????????? ?????????? ????? ??????
"Baş kaldırmalarından korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin. Vazgeçerlerse, kendilerini yataklarında yanlız bırakın. Yine yola gelmezlerse dövün. Eğer size itaat ederlerse, onların aleyhine başka bir yol aramayın" (Nisa 34)
Görüldüğü üzere Allah cc. kadınların ıslah edilmesi için hafiften ağıra dogru üç kademeli bir yol tavsiye etmiştir. Dayak son kademe oldugu halde günümüz erkeklerinin ilk başvurdukları yöntem olmuştur. Burda yanlışlık yaptıkları gibi dayağın ölçüsünüde kaçırmaktadırlar. Bırakın yüze vurmayı ellerine o an ne geçerse onunla büyük bir şiddet uygularlar. Oysaki Allah Rasulu hiç bir zaman hanımlarını dövmemiştir. Hatta bir defasında Hz. Aişe onu sinirlendirdiğinde:
'Ya Aişa Vallahi eğer Allah'a bu konuda hesab vermiyecegimi bilsem şu elimdeki kürdanla döverdim seni' demişti. SubhanAllah. Bunda gerçekten büyük bir ders çıkartılmalı. Kadının bir kusuru görüldüğünde onu dövmek yiğitlik, erkeklik değildir!..
Yüze vurmanın caiz olmadığını belirtmiştir. Bunuda şu hadisle delillendirelim:
Muaviye İbni Hayde r.a Allah Rasulunun yanına gelerek: 'Ya Rasulallah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir?' diye sorduğunda, Allah'ın Habibi şöyle buyurdu:
"Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerine çirkin olduğunu söylememek.." (Ebu Davud, Rada'41)
Ve yine Allah Rasulu: "Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır." (Buhari, Tirmizi)
Allah'ın Rasulu burda kadınları dövmekten men ederken aynı zamanda belkide aynı gece cinsel beraberliği olabileceği eşini nasıl dövebilir diye hayretini belirtmektedir.
Sahabi kadınlardan bazıları AllahRasulu'nun yanına gelerek kocalarının onları dövdüklerine dair şikayette bulundular. Bunun üzerine Allah Rasulu şöyle buyurdu:
"Birçok kadın Muhammed ailesine gelerek kocalarını şikayet ediyorlar. Kadınlarını döven o kimseler, sizin hayrlınız değildir." (Ebu Davud, İbni Mace)


Peki Hayırlı bir erkek evinde nasıl olmalıdır.?
Öncelikle eğitici bir koca olmalıdır. Hanımına İslam'ı öğretmek için tüm çabasını harcamalı ve bunun için ona zaman ayırmalıdır. Koca hanımını nasıl yetiştirirse, hanımıda onun çoçuklarını öyle yetiştirir. Duyduğu, okuduğu, yeni öğrendiği faydalı bilgileri hanımıyla paylaşmalı.
Hanımına duyduğu özlemi ve sevgiyi her zaman dile getirmelidir. 'Ona herzaman sevgi sözcüklerinde bulunursam şımarır' diye düşünülmemeli. Kadın duygusal bir varlıktır sevgi sözcükleride duygularına hitap eder. Aynı zamanda aralarındaki soğukluğuda giderir. Hanımı için birşey yapmayı veya almayı düşündüğünde bunu yapamasada en azından düşündüğünü dile getirmelidir. Erkeğin düşündüğünü bilmesi dahi kadını mutlu eder.
Zaman zaman şakalar yapmalı, mizahi konulara yer vermelidir. Evin içinde samimi bir hava meydana getirmelidir. Allah'ın Rasulu Hz. Aişe ile koşu yarışları yapardı. Her defasında Hz. Aişe O'nu geçerdi. Fakat bir dönem kilo aldığı için Rasulullah onu geçmişti ve 'bu, o yarışın rövanşıdır' diye saka yapmıştır. (Abu Davud, Cihad 61)
Arada bir hanımını dışarıya çıkarmalıdır. Eğer gidebilecekleri ailevi yerler yoksa dahi en azından kabristan ziyaretleri yapılabilir. Böylece hem hanımıyla zaman geçirmiş olur hemde hanımına ve kendisine ölümü hatırlatacak güzel bir davranışta bulunmuş olur.
Hanımını hayırlı yarışlara teşvik edebilir. Örneğin belirli bir tarihe kadar kitab okuma, ayet veya hadis ezberleme, Kuran'ı Kerimi hatim etme gibi..
Nasıl ki kadının, kocasına karşı süslenmesi gerekiyorsa , erkeğinde hanımına karşı süslenmesi gereklidir. Zira Rasulullah söyle buyuruyor:
"Elbisenizi yıkayınız. Saçınızı düzeltiniz. Dişlerinizi misvaklayınız. Tertemiz olmaya ve güzelleşmeye çalışınız. Zira israiloğulları böyle yapmadığı için kadınları zinaya düştüler."
İbni Abbas dedi ki; "Karım benim için süslendiği gibi ben de onun için süslenirim. Ondaki haklarımın tamamını almak istemiyorum ki o da bendeki haklarınını tamamıyla benden istemesin. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:
????????? ?????? ??????? ??????????? ?????????????? ????????????? ??????????? ???????? ???????? ??????? ???????
"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bulunduğu gibi kadınlarında erkekler üzerinde hakları vardır" (Bakara 228)
Kadın kocasını ihmal ettiği ve süsüne dikkat etmediği zaman erkeğin gözü dışarıya kayabilir. Yukarıda zikrettiğimiz hadisteki gibi bu kadın içinde geçerlidir. Eğer erkek hanımını ihmal eder, ilgi göstermezse karşısına hep taranmamış saç, dağanık sakalla çıkar, kokular sürünmezse bunu yazmakta zorluk geçiyorum ama kadının da gözü dışarıya kayabilir. Eşinden göremediği ilgiyi bir başka erkekte görürse zinaya düşmese dahi gönlü kayabilir. Erkekler hanımına süslenme hususuna pek önem vermezler. Oysaki bu o kadar önemli bir konudurki kadının boşanma istemesine veya en azından bunu düşünmesine dahi sebebiyet verebilir. Sahabe yaşamından bununla ilgili bir kıssa aktaralım:
Halife Hz. Ömer (r.a.)'in yanına üstü başı tozlu, dağınık saçlı bir adam girdi. Yanında karısıda vardı. Kadın Hz. Ömer'e hitaben:
-Ey Mü'minlerin Emiri! Beni bu adamdan kurtar dedi. Hz. Ömer kadının, kocasından hoşlanmadığını boşanmak istediğini anladı. Sonrada adamdan hamama gitmesini, traş olmasını ve tırnaklarını kesmesini istedi. Adamda dışarı çıktı ve kendisinden istenilen şeyleri yaparak tekrar döndü. Hz. Ömer ona, karısının yakınına gelmesini emretti. Adam yaklaştı. Fakat öylesine degişmiştiki kadın, onu tanımakta güçlük çekti ve boşanma davasından vaz geçti. Hz. Ömer'de:
"Hanımlarınız için işte böyle yapın/süslenin. Allah'a andolsun ki, siz onların sizin için süslenmelerinden nasıl hoşlanıyorsanız, onlarda sizin kendileri için süslenmenizden hoşlanırlar!" diye buyurdu.
Ashabdan Abdullah b. Ömer (r.a.) birgün bir kaç arkadaşı ile beraber Hz. Aişe'yi gittiler ve Rasulullah'tan gördüğü şeylerin en ilğinç olanı kendilerine haber vermesini istediler. Bunun üzerine Hz. Aişe, uzun bir müddet ağladıktan ve derin bir ah çektikten sonra buyurdu ki:
"O'nun hangi işi, hangi hareketi vardı ki hikmetli olmasın. Evet, O'nun her işi ilğinç idi. Bir gece bana geldi, yatağıma girdi, hatta cildini cildime değdirdi. Sonrada buyurdu ki:
"Ya Aişe! Bu gece Rabbime ibadet etmek için bana izin verirmisin?" diye sordu. Bende:
"Ya Rasulullah! Ben senin yanımda olmanı da severim, ibadet etmeni de severim. Her hususta emrine hazırım. Benim tarafımdan izinlisin." Dedim. Kalktı ve ibadetini etmeye başladı."
Görüldüğü üzere Allah'ın Rasulu dahi, üstelik ibadet için hanımından nezaket gereği müsade istemiştir ki, kadınlar nazekatten hoşlanırlar. Erkek nezakette bulunduğunda bu durumda hayır diyecek bir kadın yoktur. Kadın çok duygusal bir varlık olduğu için çabucak yola gelebilir. Ama burda erkeğin yaklaşımı çok önemlidir. Erkek kadının hassas olduğunu göz önünde bulundurmalı ve yaklaşımını doğru yapmalıdır.
Erkek hanımına iyi davrandığında, arada bir hanımının fikirlerini alıp onun istediği istikamette haraket ettiğinde toplumda hemen ona kılıbık damgası vurulur. Bu damga çoğu erkeğin zoruna gittigi için yaptığı güzel davranışlardan vazgeçer. Oysa erkeğin yapması gereken insanların sözlerinden etkilenmeden yanlızca Allah Rasulünü kendisine örnek almasıdır. Unutulmamalı ki her konuda önderimiz Allah Rasulüdür ve Allah Rasulünü önder alan herkesede örnek olur.

Değerli Kardeşlerim!
Bazı huzursuzlukların kaynağı olupta önemsemeyip göz ardı edilen ve ardındanda huzursuzluğa neden olan bu hususlara değinmek istedim. Bu yüzden belkide haddim olmayarak sizlere bu konuyu hazırlamak istedim. Ve yine haddim olmayarak sizlere bir kaç nasihatta bulunmak istiyorum. Dilerim bu nasihatlara kulak verir hanımlarınıza karşı davranışlarınızda merhametli olursunuz..
Allah (cc.) Buyuruyor:
"Mü'minler, Mü'minlere karşı merhametlidirler" (Fetih 29)
Dışarda işlerinizin yolunda gitmemesi veya bazı insanların tutumlarından ötürü sinirlenmiş olabilirsiniz lakin bunu eşlerinize yansıtmayın veya acısını onlardan çıkarmayın. Çünkü onların bu konuda bir kabahatleri yoktur. Onların herhangi bir davranışına öfkelendiğinizde de öfkenizi yenin.
Allah'ın Rasulu buyuruyor:
"Hakiki pehlivan, öfkelendiğinde öfkesine sahip olan kimsedir."
Hanımlarınıza ilk evlendiğiniz gün gibi ilgilenin onlara zaman ayırmayı ihmal etmeyin. Yuvanızda sadık bir eş ve şefkatlı bir aile reisi olun. Hanımınızın ve çoçuklarınızın eğitimiyle yakından ilgilenin. Unutmayın ki onlar bir başkasına değil size emanet edildiler ve siz onlardan sorumlusunuz. Sorumluluğunuzu unutursanız bu hususta Allah'a hesab vermek zorunda kalırsınız.
Eşlerinize evinizde elbiselerinizi yıkayan, yemeğinizi pişiren hizmetçi gözüyle bakmayın. Unutmayın ki onlar sosyal ve kültürel konularda sizin hayat arkadaşınız, dostunuzdur. Evinizde tek sırdaşınızdır. Dostunuzla iyi bir hayat geçirmek sizin elinizde.. Onlara ne kadar iyi muamelede bulunursanız onlarda size o kadar hayrlı kadınlar olur ve itaatte kusur etmezler.
Eve geldiğinizde her ne kadar günün stressi ve yorgunluğu üzerinizde olsada bunları yansıtmamaya çalışın ve dinlenmek için onlardan musade isteyin ki durumunuzu anlayıp anlayış göstersinler. Kadınların en yakını olan eşleriyle paylaşacakları çok şeyler olur. Yaşadıkları herşeyi en tafsilatlarıyla anlatmak isterler. Bazen bunları dinlemek her ne kadar sıkıcıda olsa gözlerinin içine bakarak sabrla dinleyin. Konuşmalarına, fikirlerine ve esprilerine ilgi gösterin. Fırsat buldukça her vesileyle iltifatta bulunun. Eğer hataları veya kusurları varsa 'sen zaten hep böylesin' demek yerine onlardaki hatayı düzeltmeye çalışın ve kusurlarını asla yüzüne vurmayın. Karşıdaki kim olursa olsun kusurlarını yanlış bir uslubla yüzüne vurmak caiz değildir. Heleki başkalarının yanında yaptıkları hatayı anlatmayın. Uyarmak ve nasihat etmek için onlarla yanlız kalmayı bekleyin ama mutlaka uyarın. 'Eşim her defasında aynı hatayı yapıyor ama sabrediyorum' diye düşünmeniz tamamen sizin hatanızdır. Çünkü onlara nasihat etmediğiniz ve yanlışlarını anlatmadığınız sürece onlar bunları bilmiyecektir ve her defasında aynı yanlışı tekrar edeceklerdir.
Ev işlerini yapmak her ne kadar kadının görevi olsada bu konuda yardımcı olun. Unutmayın ki, Allah'ın Rasulu dahi ev işlerinde hanımlarına yardımcı idi. Kadınlar eşlerinden her zaman ilgi beklerler. İlgi göstermek günün 24 saati yanında olmak demek değildir. Onlara ayıracak hiç zamanınız olmasa dahi dışarda açacagınız bir telefon dahi onları mutlu edecektir. Asıl mesela eşinize ilgili olduğunuzu hissettirmelisiniz ve kadın bunu hissettiği zaman 'benimle hiç ilgilenmiyorsun' diye şikayette bulunmaz. Ama kadın bu şikayette bulunuyorsa bu konuda ihmalleriniz var demektir.
Otoriter olun. Yönetim iplerini asla kadına bırakmayın. İpler kadının eline geçtimi o aile, aile olmaktan çıkar.
Erkek evin reisi, ailenin koruyucusu ve direğidir. Bundan dolayı erkek ailenin düzeninden geçiminden ve istikbalinden birinci derecede sorumludur. Onun yeri ailenin kalkanı ve yöneticisidir. Bu görev onun fıtratında mevcuttur ve bunu güzellikle uygulama yeterliliğine sahip olması kaçınılmazdır. Eşinin güvenini ve sevgisini kazanmış bir erkeğin ailesini güzellikle yönetmesi, eşinin onu sevmesi, gözleriyle her zaman arar olmasının temelinde de erkeğin aile içerisindeki aktif oluşunun rolü büyüktür. Bu denli ailesini her yönüyle saran bir erkeğin karşısında eşi duyarsız kalmaz ve gözlerinden ne demek istediğini anlıyacak konuma gelir.
Hülasa: Hayırlı bir koca, Allah'u Tealanın çizmiş olduğu hududları koruyan, eşinin kendisine Allah cc. Tarafından verilmiş bir emanet olduğu bilincinde olarak ona ihsanla davranan, İslam kültürünü kendisine düstur edinerek bunu ilk halka olarak ailesinde yaşayan ve onu sevip korumasını bilen cehennem azabından ehlini koruyan kişidir.
??????????? ????????? ????????? ???? ???????????? ????????????? ?????? ?????????? ???????? ?????????????? ????????? ??????????? ??????? ??????? ??? ????????? ??????? ??? ?????????? ????????????? ??? ???????????
"Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır." (Tahrim 6)
Yazacak ve anlatacak daha çok şey var. Ama burda bitirip gelecek yazıda 'Eşlerin Allah'ın davasında birbirlerine destekçi olmaları' konusunda görüşmek dileğiyle..
Wal-Hamdulillahir-Rabbil-Alemin..
9
Ve o şiir..
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde sevgi olmadan geçen hergün kayıpmış,
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı tebessüme çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği
acıtabilirmiş,
Çok acıttığımda anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
"Sana ihtiyacım var, gel ! " diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana "git" dediğimde anladım..
Biri sana "git" dediğinde, "kalmak istiyorum" diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Özür dilemek değil, "affet beni" diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Sevgi emekmiş, . . .
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
10
Eğer bir gün gerçekten sevdiğiniz,değer verdiğiniz bir insanı kaybettiğinizde onu unutmak zorunda kaldıysanız bence bu yazıyı okuyun..
Baştan söyliyim bu kolay birşey değil..Ve tamamen unutturamıyor da ama yine de deneyimle sabit diyebilirim..
Eğer çok sevmişseniz ve geleceğe dair her türlü planınız o kişiye aitse ve herşeyi bitirmek zorunda kaldıysanız 30 günlük acı kuluçka dönemine hoşgeldiniz..
Aşağıdakileri yapmadan önce; ona dair maddi olarak ne varsa bir an önce yok edin..Fotoğraf,hediye,yüzük vs ne varsa bunu bir daha geri dönüşümü olmayacak şekilde imha edin..Fotoğraf için en ideal yöntem yakmaktır..
Ve en sevdiğiniz,kutsal bildiğiniz bir şey üzerine yemin edin..Öyle bir yemin olsun ki bu yemin ederken içinizden abi ben bu yemini etmiyim siktir et acısı çıksın dedirtecek tarz da olsun.Ve hiçbir şekilde onun facebook,twitter yada alternatif bir hesabına bakmayacağınıza,whatsapp da online mı değil mi gibisinden salakça beklentiler içerisinde olmayacağınıza yemin edin..Öyle bir yemin olsun ki (şahsen ben annemin üzerine ettim) bakacağınız zaman veya bakmak istediğiniz zaman gözünüze ettiğiniz yemin gelsin..  Şöyle düşünün bu unutmamız için en büyük etkendir..Kimle ne konuşuyor,ne yazıyor artık bu saatten sonra sizin için hiçbir önemi kalmamıştır..
Ayrıca kendinizi oyalayacak her türlü işe girişin..Salak saçma müzik gruplarının hayranı olun,üniversitede daha önce dalga geçtiğiniz kulüplere katılıp,hayatı size göre çok sıradan gelen insanlarla tanışın.
Öncelikle bir aşkı unutmanın en sakat tarafı vicdan azabıdır..Yani yapamadıklarınızdır..Tabi bundan öncesinde "keşke şunu yapsaydım" dememek için elinizden geleni hemen yapın..Kurtarmaya çalışın..Gerekirse yanına gidin,ailesiyle konuşun ve vicdanınızı rahatlatın..Boşverin yüzünüze vuracağı lafları yada gururu..Siz elinizden geleni yapmaya çalışın..
Baktınız olmuyor veya gururunuza yenik düştünüz o zaman ilk yöntem alkoldür..Abi alkol günah,bizi buna yönlendirme filan diyebilirsiniz ama k.bakmayın özgüven ve önbellekteki (bilinç altınızdaki) ona dair şeyleri yok etmeniz gerekicektir..Bunu yapmanız en kolay tarafı ise beyni uyuşturmaktır..Kesinlikle gidip kimyasal yada ot tarzı uyuşturuculara bulaşmayın..Unutmak için sağlığımızın içine etmenin bir anlamı olmamalı..
Alkolü alkolik tarzında almanız gerekiyor ama ve bu süreç 1-2 hafta arasında değişiyor..Ben bu yöntemi 15 gün boyunca sabah 8- gece saat 3 arası tekrarlıyarak yaptım..
İlk üç gün boyunca ağzınızdan çıkan cümleler ve muhabbet şu şekilde olacaktır.."Abi çok seviyorum ben o kızı ya"..
Evet bu aşk acısının kuluçka döneminde gayet normal karşılanacak ve arkadaş çevrenizde "abi siktir et ondan daha güzelleri var,ondan daha iyisini bulursun,o senden uzaktı zaten" gibisinden nasihatlar duyarsınız..Ama siklemezseniz zaten öyle de yapın..
4-5 Günlerinde uyuduğunuz zaman çok sıklıkla rüyalarınızda onun sizi affettiği anları görebilirsiniz..Olmadık zamanlarda anılarınızın bilinçaltında bıraktığı algılarla garip rüyalar görmeye başlıycaksınız..Sabah uyandığınızda çok mutlu olabilirsiniz ama bu sizin kahvaltıdan sonra 70?liği açtıracak bir konudur..
2.Haftanın başlarında artık dünyadan umudunu kesmiş ve bulunduğunuz ortamdan kaçmak isteyeceksiniz..Hatta benim gibi sabah uyandığında başka şehirlerde,başka mekanlarda bulabilirsiniz kendinizi..Normal olarak karşılayın bunları..Çünkü özgüveniniz ve bilinçaltınızdaki yapmak istediklerinizi aslında bir bir yapıyosunuzdur..
2.Haftanın sonlarına doğru arkadaş çevreniz ve aileniz artık sizi uyarmaya başlar..Çünkü herkesin gözünde bir alkolik olmuşsunuzdur ve bu yolun yol olmadığını sizde anlamış olacaksınızdır..
2 Haftalık süreç içerisinde mümkün olduğu kadarıyla cinsel ihtiyaçlarınızı başka kadınlarla karşılamaya çalışın..Çünkü unutmak için içinizde sadece aşk kalmalı..Nefsimizi araya karıştırmaya gerek yok..
3.Hafta içerisinde daha önce sohbet etmediğiniz ama samimi olduğunuz insanlarla tekrar aranızı yapmaya özen gösterin..Kaybettiğiniz arkadaşlıkları yada yeni insanlarla tanışmaya özen gösterin..Bu süreçte eğer kendinizi halen dışarıya açamıyorsanız ve halen gözünüzün önünde onun silüeti ve gözleri geliyorsa alkolle bir süre daha haşır neşir olun..
3.Hafta da kendinize hemen bir kız bulun ve hiç tanımadığınız bir kızla aşk konularını konuşun...Çünkü hiç tanımayan insanlar açılmanız,anlatmanız daha kolay olacaktır..Bu süreçte blog,twitter gibi şeyleri kullanmamaya özen gösterin..
Geldik 4.haftanın başına..Artık geceleri yanlız kaldığınızda yada hayatın duraklama sürelerinizde aklınıza gelecektir..Otobüste kulaklığı takıp dışarı izlediğiniz zaman yada gece geç saatlerde uyku tutmadığı zaman aklınıza gelicektir..
Yine de ettiğiniz yemini unutmayın..Ve kesinlikle ama kesinlikle bakmayın..
Bu süreçte yine de hatırlıyorum abi,unutamıyorum derseniz alkolle değil de bol bol aktivitelere katılarak bunu yapın..Hani şu piyasa peşinde koşan,her gün barlarda takılmak isteyen kızlar olur ya..Onlardan bulun bi tane kendinize..Yanlız sakat bir tarafı var ayın ortasında harcadığınız parayı hiç hesaplamayın..O zaman daha da acıyor içiniz :)
Bu 4 haftalık süreçten sonra yeni bir hayatınızın olacağını hayal edin..Ve kesinlikle hayalinize onu koymayın..Bir sürü kız koyabilirsiniz..
4 Haftalık süreci 2-3 haftada da tamamlayabilirsiniz..Benim 3.haftam ve açıkcası şu an vicdanım ve gönlüm çok rahat..
—–
Unutma süresinde eğer kızın yeni bir erkek arkadaşı olduysa bu sizin için çok daha kolay olacaktır..Hani ne kadar değer verseniz de çekinmeyip arkasından istediğiniz küfürü edin..Çünkü size acımayan bir insana 21.yüzyıl da saygı duymak ahmaklıktır..
Yine aynı süreç içerisinde telefon numaranızı değiştirin..Ben iş dolayısıyla değiştiremedim ama turkcell eğer istediğim numarayı bu hafta gönderirse değiştiriyorum.Kesinlikle ama kesinlikle onla samimi,onun adı geçicek ortamlar da da bulunmayın..Ben bu konuda çok rahattım o yüzden kimse hatırlatmadı..
Ayrıca intihar etmek gibi salakça bir düşünceye kapılmayın..200 le giden bir arabada bariyerlere çarpma planı,1 kutu ilaç içip uyuma gibi planlar aklınıza bol bol gelecektir..Ama 1-2 saniye kala vazgeçiceksiniz..Boşuna aklınıza takılmasın bunlar.

Yine aynı şekilde bu süreç içerisinde sinema,konser gibi aktivitelere bol bol gidin..Kendinizi eve kapatırsanız veya devamlı uyursanız bu sorunu kesinlikle çözemezsiniz..Benim gibi günlük 4 saat uykuyla yetinmeyi bilin..
Psikologa filan gitmeyi denemeyin yada benim gibi kalp ağrısını tıbbi sanip kardiyologa gitmeyin dalga geçiyorlar..Gerçi eğlenceli oluyor..Kalp doktoruna gidip abi kalbim ağrıyor dediğinizde tüm filmler çekildikten sonra hiçbirşey çıkmayıp "olm aşk acısını hastane de değil meyhane de çözersin" diyen bir kafa doktora denk gelebilirsiniz..Psikologlar zaten aile üyeleri tarafından söylenen sözlerinin aynısını söylüyor o yüzden hiç boşuna para vermeyin..
Ayrıca en başta aile üyelerinizi,arkadaşlarınızı ve çevrenizdeki tüm insanları uyarın..Kesinlikle ama kesinlikle size o konuda bir soru sormasınlar, sizde o konuyu açmayın..
Erkek arkadaşlarımız genelde unutma konusunda anlamazlar..Hani biraz taş kalpliyiz ya bu konuda kendinize muhabbeti iyi 2-3 kız arkadaş edinin..Felsefeci ve psikolog okuyan  iki kız çok idealdir..Ben şahsen onların tavsiyesiyle baya bir topladım..
Bu süreç içerisinde bol bol aşk filmi ve aşk şarkısı dinleyin..Abi napıyorsun sen demeyin çünkü hiçbiri mutlu bitmiyor..Ulan tek ben mi bu acıyı yaşıyorum demiyorsunuz..Hatta incir reçeline kadar izleyin..Özellikle türk aşk filmleri bu süreçte çok iyi..Hiçbirinde mutlu son yok lan.
Aşk şarkılarını dinlerken sözlerini dikkatli takip edin..Dikkat ettiğinizde hepsinden acı fışkırıyordur..
Bu süreç içerisinde bazı sevdiğiniz şarkıların içine etmeniz gerekebilir..Ben birsen tezer – ikinci cihan gibi güzelim bir albümü 20 gün boyunca dinleyerek artık sözlerini bırakın ritmini ezberledim..Yanlız 20 gün sonunda tek bir şarkısını bile dinlemeyin..
Ve sakın içinizde geri döner,yok affeder,yok o seviyor gibi düşünceler barındırmayın..Olm yok bitti..Gitti terketti seni anlıyormusun? Bunu yediremezsen kendine hayatın sikilecek diyip acının keyfini çıkartın..Kafanızdan affetmek gibi yada geri dönmek gibi bir düşünce erkeklik organınızın sinirlerinde bile dolaşmasın.
İnsanı duygularınız nasıldır bilmem ama yaşadığınız aşk acısına şükredin..Ve açıp afrikada çekilen kuraklıkları,suriyede ölen insanları düşünün..Yaşadığınız aşk acısına da şükredin..
—–
Buraya kadar olan kısmı ben tamamladım ve açıkcası tavsiyelerle 1 ayda değil de 2-3 hafta da bitebileceğini düşünüyorum.
Bu ay ise geçmişin üstüne çizik çekmeyi düşünüyorum..Hatta böyle – geçmiş – (iğrençti kabul :D )
İlk bir haftalık süreçte daha önce yapmadığım ve onla beraber yaparız diye düşündüğüm herşeyi yapmak olacak..Çünkü hayaller insanı ona bağlar..O bağları kopartmak için yapabileceğin tüm hayalleri gerçekleştirmek olacak..
Bu süreç içerisinde alkolden uzak durup,sağlıklı beslenme sürecine de girebilirim..
Ve her zaman düşünceniz "Ben güçlü bir insanım ve bunu başarabilirim" olsun..
Acınızı benim gibi salak saçma insanlarla paylaşmayın..Sonra acınacak duruma düşüyorsunuz ve bu sefer daha çok canınız yanıyor..
Kendinize kızmayın bırakın ve bu sorunu çözün..Kaçmaya yada sindirmeye çalışmayın..Doya doya yaşayın aşk acınızı..
Acınız derinleştikçe ve yaranız kanadıkça nefretiniz artacak ve yaranıza alkol dökmüş olacaksınız..
Bunu ben söylemiyorum tıpçılar söylüyor..Bir yaranın en iyi tedavi yöntemi onu temizlemektir..Bunu alkolle temizleyip kabuk bağladıktan sonra dokunmamanız gerekiyor diye..
Sakın ama sakın kaşımayın..Kaşınınca salak saçma şeyler yapın..Benim gibi bu yazıyı yazın mesala :)
Sevgimizi ve hayallerimizi hakeden güzel insanlar bulabileceğimiz güzel günlere..
İyi geceler..
11
Şiirler / 2013 Günaydın Mesajları
18 Şub, 2013, 01:41
2013 Günaydın Mesajları




Günümüz Günümüze Aydın Olsun Günaydınlar Olsun.

Günün Aydın Olsun. , Dilerim Ki Yüreğine Gülün Gölgesi Düşmesin Ve Sen, Yüzünde Gülüşlerin En Güzeli Ile Bak Geleceğe.

Kalbim Gibi Bugünde Senin için Aydın ve Günaydın Arkadaşım.

Günaydın Dudağımdan Asla Gitmeyen Neşe , Günaydın Dost Kalplerde Açan Büyük Güneşe , Günaydın Yüreklerden Akan Sıcak Dizeler , Yürek Yangınlarına Su Gönderen Gözeler.

Seni Seviyorum bebeğim Gözlerin gibi Bugünde Günaydın Olsun Güneşime.

Bir Rüyanın Gerçeğe Dönüştüğü En Tatlı halisin Sevgilim Günaydın.

sana doğru bir kelebek uçurdum, dağları denizleri aştı seni buldu,yanağına ufacık bir öpücük kondurdu hissettin mi? günaydın bebeğim (:

Güzelliğin Bir rüya gibi, gözlerin bir rüyanın en muhteşem eseri bugün seninle rüyalarımı süsledin, Seninle Güne Merhaba Dedim Günaydın Sevgilim.

Sabahın Kor Güneşi Vursun Suratına öpsün güneş seni benim yerime usulca, gözlerini açtığında ben olayım gözlerinde ben olayım odanın her yerinde günaydın sevgilim.

Her günün Ayrı Bir güzelliği Olsun yanında güne Gülerek Başla Sevgilim, Bugünde Seni Kıskansın herşeyim Günaydın.

Günün aydın olsun bugün benden sana bir armağan olsun günaydınlar bebeğim.

Yaşanacak bütün senelerin üstünde Adın, Bütün Günlerin üstünde ise gözlerin yazılı sevgilim Günaydın Olsun Sana.

Öpücüklerle Uyandırmak isterdim seni, Yanımda Olsan Sarardım O Nazik tenini, Seviyorum seni Sabahım Sensin benim Tek iLacım Günaydın AşkıMmmm

Bir Sabahı Bir de Gözlerini Özledim Sevgilim, Sensiz kaçıncı Sabahım Hatırlamaz oldu bedenim, dön artık sevgilim dön artık herşeyim sensiz başlayan güne, gün diyemem sevgilim. GUNAYDIN herşeyim.

Yaşamayı Sevmekten Daha çok seviyorum seni çünki sen yaşamsın sen benim için yeni bir günsün bebeğim Günaydın herşeyimmm..

Bugünün sabah güneşi yüzüme vurdukça sanki sen bakıyormuşsun gibi geliyor bana güneş bile gözlerini kıskanıyor sevgilim bunu unutma. Günaydın AşkImMMmMMm

Her Sabaha Adınla uyanmak sanki yeniden doğmak gibi sevgilim Günaydınlar Birtanem benim.

Sadece Bu Sabah Değil Her Sabah Koynumda resminle uyanıyorum hayata Bebeğim Seni böylede sevdim, Günaydın birtanem.

Sabahın Bütün Güzel renkleri Odana dolsun, hayatın tatlı, Günün aydın olsun sevgilim...

Bir gün gözlerimi açtığımda sadece sen ol yanımda, 1 gün değil her gün seni göreyim rüya gibi yanımda bebeğim, Günaydın Olsun Sanada.

Gözlerin, Bugüne öyle bir açki herşey istedipğin gibi gitsin bebeğim Günaydın.

Bugünde Gözlerimi Seninle Açtım hayata, Senin Adınla Baktım Evdeki her eşyaya, Adını Anıp Dinlediğim Şarkılarda Hep San varsın bebeğim yaşarcasına Günaydın Birtanem.

Güneş kadar Aydınlık, Gözlerin kadar Güzel, Sözlerin gibi Kusursuz bir güne merhaba demek için tam zamanı Günaydın Sevgilim.

Merhaba Hayata Merhaba! Uyandım Aşkımın Adıyla Bu yeni Sabaha, Haydi Sende Kalk birtanem beni yalnız Bırakma :) Günaydın Aşkım Sanada :p

Günaydın sabahımı aydınlatan güneşim

Güneşi Yıldızlardan Daha Çok Seviyorum neden mi? Yıldızlara Çıplak Gözle Bakabilirsin Ama Güneşe Çıplak Gözle Bakamazsın Sana Bakmaya Kıyamadığım Gibi Sevgilim, Günaydın Güneşim..

Günaydın Güneşim Günaydın Sana Bak Adınla Başlıyorum Yeniden hayatıma ismin yeter bu karabLık Dünyaya Günaydın Diyorum Sana Aşkım Hadi gel yanıma :)

Sen Şuan Kendin Kadar tatlı Rüyalar Görürken, ben Bugüne Seninle Yaşanacak Olan Güzel Saatleri Hayal Ederek Güneşe Seni Anlatıyorum Sevgilim, Günaydın :)

Günaydın ceylan Gözlüm Sabahımın Güneşi Gözlerimin Işığı Hayata SeninLe günaydın demeyi Seviyorum....

Seninleyken Geceler Bile Aydın Geliyor Bana, Seninle hayatımda Hiç Batmayan Bir Güneş Var Sevgilim, Günaydınlar Olsun Dilberim..

Kimseye Günaydın Demedim Hayatımda Günümü Aydınlattın Sanada Günaydın Olsun Candan...

Bu Mesajı okurken Lütfen Yüzünü Yıkama! Neden mi ? Çünkü Öperek Yüzünü Yıkamak istiyorum Aşkım :) Günaydın Prensesim..

Günaydın yüreğime yağmur gibi yağan gece mi yıldız yıldız bezeyen karanlığımı dolunay gibi aydınlatan günaydın

Günaydın bahar kokulum, kır çiçeğim nefesim, gözüm, her şeyim günaydın günaydınlar. CANIMIN CANI

Seviyorum Seni Seninle geçen Günleri Seviyorum Seni Sana Günaydın Demeyi.

Yere Düşen Yağmur Damlaları Kalbine Inecek Güneşi Engellemesin Güneş Bulutların Arasından Hep Sana Doğru Baksın GüneşGüzellikler Getirsin Günaydın
12
Kuru cilt; tüm vücudumuzu bir film tabakası şeklinde örten hücrelerden oluşan stratum korneum denilen tabakadaki suyun kaybı sonucu oluşur. Bu tabaka suyunu kaybedince esnekliğini kaybeder, çatlar ve pullanır.

Stratum korneum su tutan maddeler içerir ve cildin daha cildin alt kısımlarından suyun sızmasını engeller. Hücreler ve yağdan oluşan bir film tabakası içeren stratum korneum tarafından su tutulur ve ciltten buharlaşması engellenir.

Kuru, pullu cildi tetikleyen faktörler nelerdir?
Kuru cilt herhangi bir yaşta ve bir çok nedenden dolayı oluşur. Kuru cilde neden olan koşullar:

- Kuru hava, özellikle kış aylarındaki düşük nem,

- Düşük nem bulunan yerler, özellikle merkezi ısıtmanın olduğu kapalı alanlar, ateşe veya ısıtıcı fanlara yakın oturma,

- Rüzgara maruz kalma,

- Sık yıkanma, duş alma ve yüzme, özellikle bol klorlu aşırı sıcak ve soğuk suda yüzme,

- İdrar söktürücü ilaçlar,

- Kalıtsal faktörler ve artan yaş ile sebum (yağ) gibi doğal nemlendiricilerin azalması,

- Atopik egzama, sedef ve ihtiyosis gibi cilt hastalıkları,

- Metabolik faktörler, tiroid bezinin yeterince çalışmaması veya aşırı kilo kaybı

- Sabun, deterjan ve çözücülere maruz kalma.

Ciltten su kaybı en sık hangi durumlarda olur?
Ciltten su kaybını arttıran diğer önemli bir faktör, ciltten banyo esnasında kaybedilen sıvıdır. Sıcak su ile yıkanma ve sabunlar, ciltteki koruyucu yağ tabakasını azaltırlar. Banyoda azalan yağ eğer dışardan uygulanan bir nemlendirici ve yağ ile dengelenmezse; ciltten su kaybı artar ve banyodan sonraki bir saat içinde, cilt normalde olduğundan daha kuru bir hal alır. Deterjanlar ve çözücüler de benzer şekilde, cildin yağ tabakasını kaldırarak cildi kuruturlar.

Cilt pullanması nasıl oluşur?
Cilt pullanması stratum korneum dediğimiz cilt yüzeyinden hücrelerin gözle görülebilir şekilde ayrışması ile oluşur. Normal ciltte bu süreç gözle görülmez, çünkü hücreler tek tek dökülür. Pullu ciltte cilt hücreleri birbirlerinden ayrılamazlar ve bu da gözle görülebilen kepeklenmeye neden olur. Bu durum kuru ciltte herhangi bir nedenle gelişebilir; ayrıca seboreik egzama, sedef ve ihtiyosis hastalığında cilt hücrelerinin yapısı bozuktur ve birbirlerinden kolay kolay ayrılamazlar.

Kuru ciltten korunmanın yolları nelerdir?
Herhangi bir nedenle kuruluğa eğilim gösteren cildin, sabun ve su ile teması azaltılmalı ve nemlendiriciler kullanılmalıdır.

Sıcak sudan ve aşırı su temasından kaçının. Sıcak su cildin doğal yağlarını ortadan kaldırır ve cildi kurutur.

Banyo sıklığını azaltın. İki günde bir veya daha seyrek banyo yapın ve yıkanma sıklığınızı azaltmak için kirlenmemeye dikkat edin.

Banyo ve duş süresini kısa tutun. Kısa bir duş ve banyo cildi nemlendirir, fakat cildi havlu ile ovuşturmak veya ciltten suyun buharlaşması deriyi kurutur. Bu nedenle banyo ve duş süresi uzatılmamalı ve ılık su ile yıkanılmalıdır.

Duştan sonra cildinizi havlu ile ovuşturmayın. Bunun yerine cilde havlu ile hafifçe dokunarak kurulanılmalıdır.

Hafif sabunlar kullanın. Sabunlar cildi kurutur. Hafif, fakat fazla yağ içeren sabunlar veya sabunsuz temizleyiciler (pH seviyesi cildinizin pH seviyesine uygun (5.5) dermokozmetikler) kullanılmalıdır. Bu arada sabun kullanımını da minimale indirilmelidir.

Banyodan sonra cildiniz hemen nemlendirin. Banyodan sonra cilt halen nemli iken, nemlendirici losyon ve kremleri uygulayınız. Banyo sonrasında cildinizi tamamen kurularsanız, cildin doğal nemi de buharlaşarak deriden uzaklaşır. Nemlendirici losyon ve kremler, gün içinde ihtiyaç olduğunda kullanılmalıdır. Çok şiddetli kuruluk olduğunda laktik asit veya üreli nemlendiriciler kullanılmalıdır.



Cilt kuruluğu cilt hastalıklarına neden olabilir mi?
Bazı kişilerde cilt kuruluğu, dermatit (egzama) denen cilt hastalığına neden olabilir. Dermatit cildin inflamasyonuna verilen addır. Bu durum alt bacaklarda egzema craquele; gövde, kollar ve bacaklarda ise numular dermatite neden olur. Bazen de ciltten herhangi bir döküntü olmadan kaşıntı görülebilir. Bu duruma yaşlılığa bağlı kaşıntı veya kış kaşıntısı denir. Dermatit geliştiğinde dermatoloji uzmanları kortizon içeren kremleri reçete ederler. Kortizonlu kremler dermatit bulunan alanlara uygulanır. Dermatit iyileştiğinde uygulamaya son verilmeli, daha sonra dermatitin yenilenmesini engellemek amacıyla nemlendiriciler kullanılmalıdır.

Cildin iyi nemlendirilmesi cilt kuruluğunu düzeltir, eğer cildiniz tüm kurallara uyulmasına rağmen iyileşmiyorsa dermatoloji uzmanına başvurunuz.

Kaynak:güzelliksağlık.net
13

Yeni bir ev kurmak güzel olduğu kadar zahmetli bir iştir de. Gaysan Mobilya, yeni evli çiftleri düşünerek, onlara ev alışverişine çıkmadan önce dikkat etmeleri gereken noktaları belirtti ve dekorasyon önerileri sundu.

* Önce oturacağınız evi belirleyin: Birçok kişi evlerini belirlemeden önce eşyalarını aldıkları için sıkıntı yaşar. Bu yüzden eşyaları satın almadan önce oturacağınız evi mutlaka belirleyin.

* Ev alışverişine çıkmadan önce evinizin ölçülerini alın: İlk önce metreyle evin ölçülerini alın. Gerekirse evin bölümlerinin ölçülendirilmiş basit krokilerini çizin. Alacağınız kanepe, yatak, masa, sehpanın vb. boyutlarının ne olması gerektiğini belirleyin. Evdeki kapılar ve koridorların ölçüsü bile mobilyaların geçebilmesi açısından önemlidir. Aynı zamanda duvarların da ölçülerini alın. Dar bir alanda duvarlar büyük önem kazanır. Ürünleri satın alırken bu bilgiler size çok yardımcı olacaktır.

* Basit bir kroki çizin ve alacağınız eşyaları üzerine yerleştirin:Mağaza sergilerinde görülen mobilyalar, eve yerleştirdiğinizde tahmininizden fazla yer kaplayabilir. Sıkıntı yaşamamanız için çizdiğiniz basit krokiler üzerine eşyaların yaklaşık büyüklüklerini not edin. Bu sayede kabaca ana mobilyaların yerleşimini ve kalan yaşam alanlarının oranını kağıt üzerinde görmüş olursunuz. Markalaşmış mobilya firmalarının birçoğunda bulunan mimari bilgisayar ve yerleşim programları vasıtasıyla evinizin mobilyalı halini hem görsel hem de ölçüsel açıdan test etme şansınız da var. Böylelikle eşyaların evinize sığmaması veya hayalinizdeki görüntüyü vermemesi gibi son dakika sürprizlerinden kurtulmuş olursunuz.

* İhtiyaçlarınızın listesini mutlaka oluşturun: İhtiyaçlarınızı belirleyerek bir liste oluşturun. İhtiyaçlarınızı listelemeniz çok önemlidir çünkü evlilik öncesi günlerde yaşanan duygu yoğunluğu karar vermenizi etkileyerek gerekli gereksiz birçok eşyanın alınmasına yol açabilir. Sıklıkla kullanılmayacak eşyaların alımı yaşam alanını kısıtlar, evleri olduğundan daha dağınık ve dar gösterir.

* Fonksiyonlu mobilyaları satın alın: Eviniz küçükse mobilyalar ayrı bir önem kazanır. Mekandan maksimum faydalanabilmek için az mobilya ile çok fonksiyon sağlamak önemlidir. Çok fonksiyonlu mobilyalar kullanarak aynı odayı hem yatak odası hem de oturma
odası olarak kullanmanız mümkün olacaktır.

* Bütçenizi oluşturun ve eşyalarınızı buna göre belirleyin:Eşyalarınızı satın almadan önce bütçenizi oluşturun. Listenizdeki ürünlerin karşılarına piyasada gezerek edindiğiniz fikre göre tahmini fiyatlarını yazın. Toplayarak bütçenize uygun olup olmadığına karar verin. Bütçenizden fazla rakamlara ulaştıysanız, öncelikle zaruri olmayanları belirleyin. Ancak unutmayın, günümüzde artık her bütçeye uygun istediğiniz tarzda ürüne ulaşmak mümkün. O nedenle daha çok ürün görmek için daha çok gezin, araştırın.

* Evinizin tarzını belirleyin: Modern, minimalist çizgilerden mi hoşlanıyor yoksa klasik modelleri, avangard tarzı mı seviyorsunuz? Dekorasyonda yaşanmışlığı olan mobilya ve objeleri kullanarak, vintage tarzı ya da klasikle moderni doğru harmanlayarak eklektik bir tarz mı istiyorsunuz? Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, dekorasyon dergileri imdadınıza yetişecektir. Stilleri, internette araştırarak hoşlandığınız tarzları belirleyebilirsiniz.



* Dekorasyon renklerini mekanın özelliklerine uygun seçin: Renk seçiminde beğenileriniz kadar, mekanın yapısal özellikleri de önemlidir. Dar, karanlık mekanlarda açık renkleri daha geniş göstermesi için tercih edebilirken, geniş ya da bol ışık alan yerlerde canlı tonları kullanabilirsiniz. Yine tercihe bağlı olarak bol ışık alan bir mekanda açık renkler kullanabilir ve güneşin enerjisini uzun süre içeride depolayabilirsiniz. Duvar ve zemin uyumuna da dikkat edin. Zıt renklerin uyumunu, açık koyu dengesini ve ahengini göz ardı etmeyin. Alanınız darsa açık renkli zemin kullanın, koyu renkli zeminde mutlaka açık renkli halıları tercih edin.

* Yatak odanızda eşyalarınız için saklama alanı olmalı: Yatak odası sadece uyumak için tasarlanmış bir bölgeden çok bilinçaltında insanların gizli köşeleridir. Dolayısıyla rahat ve ergonomik bir yatak dışında yeteri kadar saklama alanı da bulunmalıdır. Bazalı yataklar ve çok gözlü gardıroplar kullanmaya özen gösterin.

* Mutfak dolapları açık renk olmalı: Mutfak dolaplarının tasarımında açık renklerin tercih edilmesinde fayda var. Açık renkler sadeliğin yanı sıra aydınlık ve geniş bir görüntü sağlar.

* Banyolarınızda şahsi eşyalarınız için ayrı alanlar yaratın: Banyolarınızda hem eşiniz hem de kendiniz için ayrı ayrı alanlar yaratmaya özen gösterin. Böylelikle şahsi eşyalarınızı özgürce yerleştirebilirsiniz.
14
Sana Sunduğum Aşk az mı geldii ? Yoksa ellerin verdiği dahamı çok hoşuna gitti ?
15
Facebook ve twitter'da bu iletileri nasıl resim koyuyorlar diye düşünüp duruyordum.Hadi kalbi facebook da nasıl konduğunu <3 le öğrenmiştim ama diğer karakterler için ise özel yazı grafikleri varmış..
Bende bu yazımda sizlere onları paylaşmak istedim..
Bu iconları isterseniz sitenizde yazı yazarken,isterseniz facebook da ileti yazarken yada twitter da durumunuzu güncellerken kullanabilirsiniz..Kullanmak istediğiniz iconu seçip sağ tıklayıp kopyala diyerek istediğiniz yerde kullanabilirsiniz..Resim değil TXT formatındadır..
Tabi bunları kullandığınız takdirde bazı Ascii karakter desteklemeyen tarayıcılarda yada telefonlarda sorun çıkartmaktadır..

? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ??? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ™ ® © ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?
? ? ? ? ? ? ? ? Ü ?

? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?

? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? °

? ? ? ? ? ? ? ° ø

? ? ? ? ? ?

™ ? © ® ?

€ £ ¥ ¢ ƒ ?

% ? ‰ ?

? ? ? ? ? ? ?? ? ? ? ? ?

? ? ? ? ? ?

? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ???

? ? ? ? ??? ?

? ? ?

? ? ? ? ? ? ?
Eğer bunlarla yetinmediyseniz size ek olarak diğer tüm Ascii karakterleri paylaşan siteleri verelim :)

Facebook'ta kullanabileceğiniz tüm yazı karakterleri


Karakter Haritası
16
İnsan neden açıköğretim okur? Vatan borcunu %60 indirimli ödemek için mi? Ya da güzel ülkemizde sırf açıköğretim mezunu olduğu için iş başvurusu kabul edilen var mıdır? Bu soruların cevabı ne yazık ki bende değil. Fakat siz bir açıköğretim öğrencisiyseniz veya günün birinde açıköğretim okumaya karar verirseniz işinize yarayacak birkaç taktik verebilirim size. Bu yazıyı okumaya devam etmeden önce her ihtimali göze aldığınızı kabul edin, sonradan sorumluluk kabul etmem ona göre. Zira ben diplomayı duvara astım. Hatta bu üçüncü. Nasa'dan iş teklifi bekliyorum, o derece. Sizin anlayacağınız tecrübe konuşuyor. Taktiklere geçelim:


Asla ezik hissetmeyin!
Birinci kuralımız kendimizi ezik hissetmemek. Anfi nedir bilmiyorsanız, kampüste kız düşüremiyorsanız bu sizin suçunuz değil! Siz üniversite öğrencisisiniz. Cüzdanınızı açıp bakın. Üzerinde Anadolu Üniversitesi yazan bir kimlik kartı göreceksiniz. Onun aynısı kampüste okuyan üniversitelinin cüzdanında da varsa sizin ondan ne eksiğiniz var? Üstelik her dönemde babalar gibi harç ödemiyor musunuz?

Sınav tarihlerine aşina olun
Sınava hazırlanmak ayrı şeydir, ders çalışmak ayrı şey. Biz size ders çalışmanız gerektiğini ya da bunun için bir program yapmanız gerektiğini söylemeyeceğiz. Sınav tarihlerine aşina olmak, ders hakkında hiçbir şey bilmiyor dahi olsanız sınava motive olmanızı sağlar. Kayıt yenilediğiniz dönemde vize sınavlarının tarihine bir göz atın ve o gün itibariyle sınava kaç gün kaldığını hesaplayıp rahatlayın. Çünkü muhtemelen çıkan sonuç üç basamaklı olacaktır. Bunu zaman zaman yaparak kalan zamanı gözünüzde büyütün. Örneğin sınava bir ay kala "ohoo daha koskoca 30 gün var" deyin ve arkanıza yaslanın.

Standart ders kitaplarını kapıdan içeri sokmayın
Bu açıköğretimliler arasında uğursuzluk anlamına gelir. Her biri ayrı bir ders hakkında ölümüne bilgi veren ve ara ara saçma sapan örneklemeler yapan o yeşil-mavi kitapları kullanmanız, önümüzdeki sınavlarda başarısız olmayı kabullendiğiniz anlamına gelir. Bizi dinlemeyip illa ki ders çalışacaksanız Murat Yayınları ya da Yargı Yayınları gibi yayınevlerinin tüm derslerin bir arada olduğu sadece bir odun kalınlığındaki kitaplarından satın alın. Böylece 8 ayrı sunta yerine 2 kalın odunla zaman kazanmış olursunuz.

Ders mers çalışmayın!
Zaten ders çalışacak biri olsaydınız, büyük ihtimalle açıköğretim okuyor olmazdınız. O yüzden içinizde küçük bir heves varsa da boşverin. Zira yaptığım araştırmalar ders çalışmanın insanın kafasını karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramadığını gösteriyor. Bu durumda ders geçmenin imkansız olduğunu savunanlar olacaktır, merak etmeyin, onlara bir sonraki maddede cevap vereceğim.

Çıkmış sorulara abanın!
Ders çalışmadan nasıl sınıf geçeriz diye soranlara vereceğim cevap budur. Bildiğiniz üzere açıköğretimde ders geçme notu 50 puan. Tecrübelerim şunu gösteriyor ki, özellikle final ve bütünleme sınavları olmak üzere, sınavlardaki soruların ortalama %30'u çıkmış sorulardan geliyor. Bu durumun %90'ları hatta bir yıl %100'ü bulduğu mevcut istatistiklerden görülebilir. Kalan %20'yi nerden buluruz diyecek olursanız, sonraki maddelerden birinin konusu da o.

Düşmanınızı kendi silahıyla vurun
Sınava birkaç gün kala son 6 yılın çıkmış sorularını internetten bulup indirin ve hem sıralı hem düzenli bir şekilde A4 boyutunda kağıda bastırın. Bir adet fosforlu kalem (tercihen sarı) alın ve cevap anahtarına bakarak en eski sınavdan en yeni sınava doğru, kağıt üzerindeki doğru şıkları tüm şık içeriğiyle birlikte işaretleyin. Bu o şıkkın tamamen aklınıza kazınmasını sağlar. İşaretlemeye 2004 yılında yapılmış sınavdan başladığınızı varsayarsak, 2010 yılının sorularına geldiğinizde cevap anahtarına bakmaya gerek duymadığınızı göreceksiniz. Çünkü az önce bir sayfada aynı şıkları işaretlemiştiniz. Bu arada çıkmış sorular kitap halinde de satılıyor, tavsiye olunur.

Kendinizi zora sokun ve yumurtayı göte getirin
Çıkmış soruları birkaç gün kala indirin demiştik. Bir bildiğimiz var da ondan dedik. Bir işi yapmaya karar verip oyalandığımızda ve zaman daraldığında, Türkçe'siyle yumurta göte geldiğinde kafamızın çok daha hızlı çalıştığı karşı koyulamaz bir gerçek. Biz de bu özelliğimizi kullanarak, yalnızca ve yalnızca sınava odaklanıyoruz. Birkaç gün önceden hazırladığımız ve beynimiz sulanana kadar fosforlu kalemle işaretlediğimiz çıkmış sorulara, sınava yalnızca 1 gün kala çalışacağız. Böylece hem göte gelen yumurtayı, hem de hafızamızın yeniden eskiye doğru silme özelliğini lehimize çevirmiş oluyoruz. Pazar günkü sınavlara cumadan hazırlanmayın! Acele işe şeytan karışır. Cumartesi sınavdan çıkınca hemen eve koşun ve kendinizi çıkmış sorulara verin.

Mantıklı olun, yalnızca kafanızı kullanın
Herkes her şeyi bilemez. Aynı zamanda bir sınavda başarılı olmanız, sınavda sorulan soruları bildiğiniz anlamına da gelmez. Hiç mi "Kim 500 Milyar İster" seyretmediniz? Yüksek miktarda ödül kazananlar sorulan soruların hepsini bilmiyor. Şık eleyerek ya da joker haklarını kullanarak başarıya ulaşıyorlar. İşte bizim jokerimiz beynimizin ta kendisi. Saçma sapan şıkları tespit edin ve üzerlerini çizin. Soruların içindeki bilgileri kullanın. "A şöyledir, öyleyse B nasıldır?" şeklindeki soruyu cevaplayamasanız dahi, "A nasıldır?" şeklinde sorulmuş bir soruya bir önceki soruda verilen bilgiyi kullanarak cevap verebilirsiniz. Bu sayede soruların %20 sini cevapladığınızda, çıkmış sorular tekniğiyle beraber 50 olan geçme notuna ulaşmış oluyorsunuz.

Asla ama asla kopya çekmeyin!
Kopya kötü bir şey değildir. İnsandaki yardımlaşma duygusunu güçlendirerek toplum bilinci sağlar. Fakat birbirini tanımayan insanlar arasında gelip giden kopya sinyalleri her iki alıcıyı da uçurumdan aşağı düşürebilir. Başta da söylediğimiz gibi, açıköğretim okuyan bir insanın sınav kağıdına bakarak kopya çekmek, aynayla konuşmaya benzer. (Bunu ben de anlamadım) Kendisinden çok emin görünen ve "vay inek takır takır işaretliyor" şeklinde algılanan şahısın aslında bir bok bilmediği ve sayısal loto stili işaretleme yaptığı ihtimali çok yüksek bir ihtimaldir.

Her sakallıyı dedeniz sanmayın
Son kuralımız yani on numaralı kural, her sakallıyı -ben dahil- dedeniz sanmamanız gerektiğidir. Size açıköğretime çalışmak, daha doğrusu çalışmamak adına taktikler veren kişiler her ne kadar aynı taktiklerle bütünlemeye bile kalmadan diploma almış olsalar dahi size bir fayda sağlamayabilirler. Açıköğretim için düzenli olarak kursa giden insanların var olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, değil ders çalışmadan sınıf geçmek, profesyonel anlamda hazırlık yapıp sınıf tekrarı yapanların var olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırız. Sınavlarınızda başarılar!

17
Çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için en önemli soru, en doğru zamanın hangisi olduğudur. Her kadının bildiği klasik yöntemde, düzenli adet görülüyorsa, ilk gününden itibaren saymaya başlanır, 11 ve 18'inci günler arasında gebe kalma ihtimali olduğu bilinir. Planlı hareket eden çoğu çift, bu hesabı yapar. Kimilerininki tutmaz, bebek hayali sonraki aylara ertelenir... Gebelik testinin yaratıcısı ve aynı zamanda tüm dünyada kadınların en güvendiği markalardan biri olan Predictor, "Ovülasyon Testi" ile çiftlere, zahmetsiz bir yöntemle hamile kalmaya en elverişli iki günü gösteriyor. Dünyada uzun yıllardır yaygın olarak kullanılan bu güvenli yöntemi, şimdi Predictor, Türkiye'de kadınlara sunuyor...  Ürüne, Türkiye çapında tüm eczanelerden ulaşmak mümkün.
Predictor Ovülasyon Testi ile artık evde, birkaç dakikada doğru zamanı öğrenmek mümkün. Üstelik testin yüzde 99'un üzerinde kesin sonuç verdiği laboratuar testi ile de kanıtlanmış bulunuyor.

VKV Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. Alper Mumcu, konuyla ilgili verdiği görüşte, yumurtlama zamanının doğru şekilde saptanmasının, gebeli şansını artırmak için doğru bir yaklaşım olduğuna dikkat çekiyor: "Çocuk sahibi olmaya karar vermek, hayattaki dönüm noktalarından biridir. Ancak iş çoğu zaman karar vermekle bitmez. Genelde bu kararı verip korunmayı bıraktıktan sonra hamile kalmak belirli bir zaman alır. Kimileri korunmayı bıraktıkları ilk ay hamile kalırken, bazı kadınlarda bu süre çok daha uzun sürebilir. Klasik tanım olarak çocuk sahibi olamama yani kısırlıktan söz edilebilmesi için ise düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen bir yılsonunda gebelik elde edilememesidir. Bu bir yıllık süre pek çok çifte oldukça uzun gelmekte ve gebeliği kolaylaştırıcı yöntemlere yönelmelerine neden olmaktadır. Bu yöntemlerden birisi de klasik infertilite araştırmalarında yer alan "ovülasyon" yani yumurtlama takibidir. Gebeliğin oluşabilmesi için yumurta ile spermin bir araya gelmeleri gerekir. Ancak bu durum uygun zaman ve yerde gerçekleşirse gebelik şansı vardır. Dolayısıyla yumurtlama zamanının doğru şekilde saptanması ile gebelik şansının artmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşımdır."

Mumcu'nun verdiği bilgilere göre, insanda yumurtlama yani ovülasyonun gerçekleşmesi için öncelikle folikül adı verilen kesecik içinde yumurta hücresinin olgunlaşması gerekiyor. Daha sonra Luteinize edici hormon (LH) adi verilen bir hormonun kandaki seviyesi yükseliyor, belirli bir süre yüksek kaldıktan sonra da azalmaya başlıyor. İşte bu artış, ovülasyonu tetikleyen mekanizma ve LH piki olarak adlandırılıyor. LH pikinden belirli bir süre sonra yumurtlama gerçekleşiyor. Yumurtlamanın gerçekleştiği dönem gebe kalma şansının en yüksek olduğu an...

Mumcu, ovülasyon kitlerinin, işte bu LH pikinin zamanını saptamaya yaradığını ve kişinin olası ovülasyon zamanını öğrenmesine yardım ettiğini söylüyor ve testlerin yöntemini şöyle anlatıyor:"Tükürükte yapılan testler, ovülasyondan hemen önce kandaki östrojen hormonunun yükselmesi ve buna bağlı tükürük salgısında ortaya çıkan değişimlerin minik bir mikroskop yardımı ile incelenerek ovülasyon zamanının tahmin edilmesi prensibine dayanır. Ovülasyon testleri idrarda ya da tükürük salgısında LH yükselişini ya da bunun etkilerini saptama temeline dayanır. Test adet döngüsünün belirli dönemlerinde yapılır. Teste başlama gününü saptamak önemlidir. Bunun için öncelikle adet döngüsünün süresinin bilinmesi gerekir. Testler içindeki tablolar kullanılarak uygun başlama günü hesaplanır ve günün herhangi bir saatinde, idrar ya da tükürük örneği test üzerine damlatılarak sonucu yorumlanır. Testin her gün hemen hemen aynı saatlerde yapılması önemlidir. İdrarda yapılan testlerde 3-4 saat öncesinden itibaren sıvı alımını kısıtlamak önemlidir. Bu yüzden sabah kalktıktan sonraki ilk idrarda yapılması şart olmamakla birlikte önerilmektedir. Testere LH piki saptanana kadar devam edilmelidir. Testler LH pikini yüzde 90'in üzerinde bir oranda saptayabilirler."
18
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Güral Sapanca Wellness Park'ta kendinize zaman ayırarak yenilenin ve ruhunuzu tazeleyin! Ayrıca Dünya Kadınlar Günü'ne özel 2 gece kal, 1 gece öde paketinden de yararlanma şansı yakalayın.
Türkiye'nin ilk wellness oteli olma özelliğine sahip Güral Sapanca Wellness Park, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel paketi ile dikkat çekiyor. 7 – 8 Mart tarihlerinde, 2 gece kal, 1 gece öde paketi ile Kadınlar Günü'nüzü kutlayan Güral Sapanca Wellness Park, eşsiz doğası ve Aliva Spa'sı ile kendinizi yeniden keşfetme imkanı sunuyor.

Güral Sapanca Wellness Park İstanbul'a sadece 45 dakika mesafedeki konumuyla hem yanı başınızda hem de İstanbul'un yüksek tempolu atmosferinden çok uzakta size unutulmaz bir tatil alternatifi sunuyor. İster aileniz ve arkadaşlarınızla ister tek başınıza tüm haftanın koşuşturmacasına keyifli bir mola vermek için, siz de Güral Sapanca Wellness Park'ın size özel sunduğu tazelenme paketleriyle Dünya Kadınlar Günü'nde kendinize yepyeni bir "siz" hediye edin.

Güral Sapanca Wellness Park Hotel - Kırkpınar Sapanca – Sakarya
Tel: 0 264 592 30 30 Fax: 0264 592 3009
19
Doğal ve hiçbir yan etkisi bulunmayan narenciye özleri binlerce kadına çare oldu. Diyetsiz incecik yapan özler portakal ve limon özlerinden, bazı çekirdeklerden ve  bitkilerden üretildi
Bu sezon  çok sayıda kadının başvurduğu doğal ve hiçbir yan etkisi bulunmayan  narenciye özleri ile incecik bir vücut  geliyor. Öğütülmüş gerçek bitki tozlarıyla birlikte ve içinde narenciye özlerinin de bulunduğu bitki özleri karışımı  sayesinde doğal olarak herhangi bir diyet uygulamaya gerek kalmıyor.

YAÐLARI ÇÖZEN TURUNCU ÇARE
Bu yöntemle  kendilerine başvuran 1000 dolayında kadını zayıflattıklanı söyleyen  Herbalium'un sahibi ve Doğal Ürün Uzmanı Volkan Kurt,   "Kilo verme işini bir hapa havale edip sağlığınızı tamamen bozmaktan vazgeçmelisiniz. Onların kalbe zararlı yan etkilerinin olduğu artık herkesçe biliniyor.  Bütün bunlardan dolayı çeşitli diyetleri deneyip, başaramamış kadın ve erkekler, gebelikte kilo alanlar,  "çok boğazlıyım" diye yakınanlar ve aşırı şişmanlayan ergenler  narenciye ve bitki özleri yoluyla inceliyor. Fazlalıklardan bir daha gelmemecesine kurtuluyor" dedi. Zayıflayan kadınlara promasyon olarak göbek yağlarını kolaya eriten ve sarkmayı önleyen bitki yağı da hediye eden Herbalium  zayıflama kurumu şimdiye kadar 1000 dolayında kadının kilo vermesini sağladı. Bu ürünlerin sitesi www.herbalium.net'e başvuran kadınlarden biri olan Aysun  Özyurt , daha ilk ayda sonuç  aldığını ve şimdiye kadar bir türlü veremediği kilolarınden bu yolla kurtulduğunu söyledi. Herbalium'un bir de etkinliği var: Her ay zayıflayan kadınların bazıları burada  bir araya geliyor ve deneyimlerini paylaşıyor

KİLOLAR BİR DAHA GERİ GELMİYOR
Diyetsiz incecik yapan özler portakal ve limon özlerinden, bazı çekirdeklerden ve  bitkilerden üretiliyor. Bu sezon kilo sorunu olanların "turuncu çare"yi denediklerinde pişman  olmayacaklarını anlatan, Volkan Kurt,  en büyük sorun olan bölgesel zayıflama hakkında da şunları söyledi:

"Bazı narenciye meyvelerinden ve şifalı bitkilerden özel yollarla elde edilen zayıflatan  öz,  'uçucu yağ'  formunda. Suya damlatılarak kullanılıyor.  Bunun yanı sıra  öğütülmüş bazı şifalı bitkiler de kullanılıyor.  Bu narenciye özleri, yağları bir daha gelmemecesine çözerek bedenden atıyor ve  herhangi bir yan etki olmadan forma kavuşturuyor."

Uzun süredir Herbalium olarak doğal ve güncel  form kazanma yöntemlerini ihtiyacı olanlarla paylaşan Kurt'a göre zayıflama yöntemlerinde  doğal yollardan uzaklaşanların zarar göreceğini anlatıyor.  En büyük problem olan bölgesel yağlanmada ise şifalı bitkierin saf yöntemlerle  elde edilmiş yağlarını önerdiklerini vurguluyor ve ekliyor:

"Türk insanının göbek,  bel ve basen yağlanması knonik bir mesele. Fakat söz ettiğimiz doğal yollar onlara  aman vermiyor. Bunları def etmek ve fazlalıklardan kurtulmayı hızlandırmak elinizde. Çözüm olarak; o bölgelerin  yağsız ve fit  haline dönmesi için bazı mucizevi şifalı bitki yağlarından destek almak lazım.. Karın ve basende inatçı ve kalıcı olmaya ısrar eden bu fazlalıklar,  doğal özleri kullandığınız sürece eriyor. Ancak şifalı bitki yağlarıyla  hergün yapılacak  kısa  bir  masaj erimesini kolaylaştırdığı gibi kalıcı olarak yok ediyor."

Bitkiselzayiflama.net
21
Serbest Kürsü / Windows 7 Temaları
03 Şub, 2010, 11:39
Resmi olarak yayınlanan ücretsiz Windows 7 temaları, duvar kağıtları ve masaüstü araçları burada!

Windows 7 beta sürümünü indirdiniz. Şimdi kişiselleştirme zamanı. Microsoft'un resmi sayfasında birbirinden farklı temalar, duvar kağıtları ve masaüstü araçları bulunuyor. Kaynak Microsoft olunca, herhangi bir ek işlem de gerekmiyor. İndirdikten sonra tek yapmanız gereken tıklayıp kurmak.

Dilerseniz Vista'da Kullanın

Windows 7 harici bir sistem kullanmanıza rağmen, büyüleyici arka plan görüntülerini masaüstünüzde istiyorsanız da, 7-zip türevi bir program ile .themepack dosyalarını açmanız yeterli. Ancak bu yöntemin resmi bir desteği olmadığını hatırlatalım. Windows 7 kurulumunda ise sorunsuz olarak kullanabileceğiniz 15 tema, 13 duvar kağıdı ve 8 masaüstü aracı burada sizi bekliyor.
:: En beğendiğiniz temalar hangileri?

22
Alıntı yapılan: rise;1147897Genel Bakış

Bu  bir güvenilirlik güncelleştirmesidir. Bu güncelleştirme
Windows 7'deki bazı güvenilirlik sorunlarını giderir.

Bu güncelleştirmeyi yükleyerek  çeşitli senaryolarda
daha iyi düzeyde güvenilirlik elde edebilirsiniz.

Bu öğeyi yükledikten sonra bilgisayarınızı yeniden
başlatmanız gerekebilir.



Hızlı Ayrıntılar

Dosya Adı :Windows6.1-KB977074-x86.msu - Windows6.1-KB977074-x64.msu
Sürüm :977074
Bilgi Bankası (KB) Makaleleri :KB977074
Yayınlandığı Tarih :25.01.2010
Dil :Türkçe
Yükleme  Boyutu :32 bit>1.2 MB  |  64 bit>1.7 MB

32-bit (x86) Windows 7 için,

64-bit (x64) Windows 7 için,

Ayrıca,

   x64 Windows Server 2008 R2 için,

   IA-64 Windows Server 2008 R2 için.

Not : Yüklemeler için Windows  doğrulaması gerekiyor.






23
Sizce gençler İslam`a karşı neden ilgisizler?
24
(Bu öykümü çok yakın bir dostumun yaşadıkları üzerine yazmıştım.Ben aşkın sabır gerektirdiğini o bunları yaşarken anlamıştım.Umarım sizde okurken anlarsınız.)
...
Her dakika gözlerinin sessizliğinde dalarken hayallere, günlerce beklemek birini...Sesini duyacak kadar yakın olmak ve sesini duyuracak kadar uzak.Kendi kendine yaşamak aşkı...Gözyaşlarının sırdaşı,kalbinin dostu olmak...Kendi sevdanı gömmek kalbinin bir köşesine ve onun sevdasını paylaşmak sevdiğiyle...Onun gülücükleriyle mutlu olmaya çalışmak(!)
Beş ay boyunca her gün ona hasret yaşamak ve her gün onu beklemek. Beklemek...Beklemek..Ve gelmeyeceğini bildiği sevgiliyi unutmaya çalışmak.Zamana yalvarmak; unutturması için sevgiliyi.Ve yine beklemek öylece.Ancak bu kez gelmesini değil unutmayı beklemek.Günlerce gecelerce ağlamak.İsyan etmek...Hem karanlıklara hem aydınlıklara.Yaşamdan zevk almamak... Beklide yaşamayı bile istememek!!! Ya sonra ? Sonra lanet etmek zamana, bağırmak sebepsizce, çaresizce bağırmak, laf dinlemeyen asi gönlüne bağırmak olabildiğince...Söyleyememek kimseye bu karşılıksız sevdayı.Umudu kesmek bir yanda; gidip istemeyeceğini bilebile söylemek bir yanda...
Bütün umutsuz eylemleri kullanmak ve aşkının sessizliğiyle yaşamak hayatın en karanlık acı günlerini...AŞK böyle bir şey işte bazen sesini çıkaramamak bazen de yetti artık diyip olabildiğince bağırmak.AŞK; sevgiyi üzüntüyle karıp sevgilinin önüne sunmak...
...Bir ikileme son vermek ve ne olacaksa olsun artık diyip tüm gururunu ayaklar altına alarak söylemek içine gün geçtikçe sığmayan sevdanı.Günlerce gecelerce bir cevap beklemek...Ardından kepaze olmak aşkınla, reddedilmek ! Beklediği aşkından birlikte olamayacaklarını duymak.İstenmemek ve aynı karanlığa tekrar itilmek.Hayattan ve yaşamaktan umudunu kesmek.Konuşmamak kimseyle, aşkın sessizliğine bürünmek...Taa ki sevgili sevildiğini kabul edene dek! Bir anda açar mı güller ilkbaharda ? Yağmur yağar mı böyle sessiz sevdalara ? Kuşlar uçar mı zorlu bir kışın ardından ? Bir aşk bir anda boğar mı insanı mutluluk gözyaşlarına , sevda hıçkırıklarına ? Kalbinin zaferi götürür mü seni uçsuz bucaksız hayallere ?
.........................................................
Evet... Artık yine katlanma zamanı sevgilinin her şeyine.Zaten aşk ta onu her şeyiyle kabul edip olduğu gibi sevmek değil midir? Artık saygı zamanı sevgilinin düşüncesine.Zaten aşk ta onun sevdiği şeyleri sevip saygı duymak değil midir ?
.........................................................
AŞK ; sıcaklıktır, sorumluluktur, kabullenmektir, inceliktir, anlaşmaktır, korumaktır, kıskanmaktır, neşedir, mutluluktur, GERÇEKTİR!!!
AŞK ; uyumdur, güvendir, kaderdir!!!
AŞK ; ASLA ANLATILAMAYACAK HİKAYELERDİR!!!
ve aslında AŞK ; ŞİMDİ ZAMANI DEÐİL DİYİP BEKLEMEYİ BİLMEKTİR!!!


Seda Demirel
25
Okurlarınız ile iletişim kurmak için blogunuzda e-postanıza yer vermek istiyor ama posta kutunuzu felç edecek spam postalardan çekiniyorsanız (ya da benim gibi zaten bu hataya düştünüz ve zararın neresinden dönsem kardır diye düşünüyorsanız) işte size çözüm!

Nette gezinirken bir sitede rastladığım bu javascript kodu çok işinize yarayacak. Biliyorsunuz

ki spam yaratanlar nete saldıkları robotları ile web sayfalarındaki e-postaları topluyorlar ve daha sonra da bombardıman başlıyor. Bu robotlar sayfalardaki e-postaları kendilerine özgün formatından (adiniz@e-posta.com) kolayca tanıyabiliyorlar. Her ne kadar nette çeşitli siteler sağladıkları belirli bazı kodları sitenize eklemeniz durumunda sizi spamdan koruyacaklarını iddia etseler de ben bunlar aracılığı ile başarılı olabileni duymadım ve ne samimiyetlerine ne de etkinliklerine inanmıyorum.

Aşağıda açıklayacağım basit javascript kodu ise e-posta adresinizin kendine özgü yapısını biraz karıştırıyor ve robotların farketmemesini sağlıyor. Sadece kullanıcı üzerine tıkladığında bilgisayarındaki e-posta için tanımlı yazılımı (Outlook, Thunderbird vs.) uyarıp, adresi eski haline getirip ona sunarak işlevselliğini de koruyor. Aşağıdaki adımları takip ederek kodu kullanmaya başlayabilirsiniz;

1. Adım: e-Postanızı bir grafik dosyası şeklinde kaydedin
Bahsettiğim robotlar grafik dosyaları üzerindeki metinleri okuyamadıkları için e-postamızı bir grafik dosyası şeklinde kaydetmemiz gerekiyor. Photoshop veya benzeri bir araçla e-postanıza yetecek kadar bir alan hazırlayın ve üzerine site şablonunda kullanılan font ile e-posta adresinizi yazın. İstediğiniz herhangi bir formatta (.gif, .jpg, .png vs.) kaydedin.

2. Adım: Java kodunu blog kodunuza ekleyin
Aşağıdaki java kodunu blog HTML kodunuz içerisine, </HEAD> etiketinin hemen altına, dahil edin.

<script language="JavaScript"> <!-- function mask(end,middle,start,subject){ var one ='mai'; var two='lto:'; var three='?Subject='; var putogether= one+two+start+middle+end+three+subject; document.location.href=eval('"'+putogether+'"'); window.status=putogether; } //--> </script>

3. Adım: e-Postanızın 3?e bölün
e-Posta adresinizi çeşitli yerlerinden üç farklı parçaya ayırın. Bu işlemi belirli bir kuralı olmayan bir heceleme işlemi gibi düşünebilirsiniz. Örneğin ben kendi e-postamı aşağıdaki şekilde üçe ayırarak java koduna ekledim;


4. Adım: 

e-Posta bağlantınızı hazırlayın
e-Posta adresiniz için ilk adımda hazırladığınız grafik dosyasını sunucunuza (ya da imageshack.us gibi ücretsiz bir grafik sunucusuna) gönderin ve adresini bir yere not edin. Aşağıdaki kodu kullanarak e-posta adresinizin bağlantısını oluşturun. Burada e-posta adresinizin parçalarını belirtilen sıra ile (3, 2, 1) girin. 4 numaralı alana da size gönderilecek e-postanın konusunu girin (örneğin; Bir sorum var). e-Postanızı barındıran grafik dosyasının adresini de uygun alana girmeyi unutmayın (kod içinde http://sunucu.com/e-posta.gif şeklinde belirtiliyor).

<a href="javascript:;" onMouseDown="mask('3','2','1','4')"></a>

Daha sonra hazırladığınız bu bağlantıyı HTML kodunuz içinde görünmesini istediğiniz yere girin ve kaydedin. Blogger kullanıyorsanız "Republish" ile blogunuzu yeniden yayınladıktan sonra kodu deneyebilirsiniz.

Kolay gelsin.

Kaynak; http://www.acemiblogcu.com/e-postanizi-koruyun/
26

Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda  öyle hadiseler olur kİ, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.

Allah Teâla'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu  geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah  (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır.


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua ederr, namaz kılar, oruç  tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

Bu aylara "Çok sevaplı ibadet ayları" diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor :

"Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i  Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar." (Şualar, 416)

İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.
27
http://oss2009-sorular.osym.gov.tr/

yada paket olarak indirmek isteyen arkadaşlar için

http://rapidshare.com/files/244537072/oss_2009.rar

Dosyaları açabilmek için sisteminizde PDF reader kurulu olmalidir.
28
Malatya Belediyesi Sarayı UNESCO'nun gözetiminde düzenlenen "INTERARCH 2009" 12. Dünya Mimarlık Trienali'nde dünya mimari şaheserleri arasına katıldı. Projenin mimarı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp'in, binanın açılışına davet edilmemesi ise şaşkınlık yarattı. Prof. Dr. Alp, açılışa davet edilmemesine çok üzüldüğünü söyledi.

Malatya Belediye Sarayı'nın Mimarı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, yaptığı açıklamada, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da Uluslararası Mimarlık Akademisinde UNESCO'nun gözetiminde düzenlenen "INTERARCH 2009" 12. Dünya Mimarlık Trienali'ne Malatya Belediye Sarayı ve MHP Genel Merkezi binası ile katıldığını söyledi.

İnşaatı 6 yıl süren, mimarisi, kurgusu 'elips' ve 'daire' den oluşan Belediye Sarayı'nı büyük ustalar konferansında sunduğunu ifade eden Alp, 4 gün süren Dünya Mimarlar Zirvesi'nde bütün dünyadan gelen ünlü mimarlara bir sunuş yaptığını, zirve kapsamında dünya mimari şaheserleri ve dünyanın başı çeken mimarlarının sergisinin açıldığını dile getirdi.

Bu serginin Paris ve Moskova'yı da dolaşacağını anlatan Alp, burada dünyaca ünlü 25-30 kadar mimarın eserinin sergilendiğini, Malatya Belediye Sarayı'nın da bu sergide yer aldığını anlattı.

Dünya Mimarlar Birliği Başkanı Avustralyalı Louisa Cox'un da zirveye katıldığını ifade eden Alp, Cox'un Malatya Belediye Sarayı ile ilgili beğenisini bizzat kendisine ilettiğini belirtti.

Zirvede iki Türk öğrencinin de ödül aldığına değinen Alp, "Dünyaca ünlü benim de öğrenciliğim zamanında derslerini okuduğum mimarların da sunuş yaptığı zirvede, 18 ülkeden gelen 240 kadar projenin jüri üyeliğini yaptım. Sunuşumda Malatya'yı da tanıttım. Malatya'dan görüntüler sundum. Belediye sarayının avlusundaki merdivenlerin kayısı renginde olduğunu, Malatya'nın dünyanın kayısı merkezi olduğunu anlattım" dedi.

BİNANIN MİMARİ ÖZELLİKLERİ

İnşaatı 2009 yılının başında tamamlanan Malatya Belediye Sarayı'nın mimari özellikleri hakkında da bilgi veren Alp, binanın temelinin 2002 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından atıldığını hatırlattı.

Belediye sarayının 30 bin metrekare kapalı alandan oluştuğunu belirten Alp, şu bilgiyi verdi:
"Belediyeye bağlı müdürlüklerin yer aldığı 'elips' biçimindeki çağdaş stildeki ana bina ile Türk milli mimarisinden yorumladığım dairesel başkanlık bloku iç içe geçiyor. Buna 'geometrik çarpışma' adını veriyorum. Böylece geçmişle gelecek mecz oluyor, zaman duruyor. Ancak bu çok zor ve hassas bir sentez. Başaramazsanız mimarı bir felaket olabilir. Elips'in ortasındaki iklimlendirilmiş 12 kat yüksekliğindeki avlu kentin belediye meydanını iç mekana taşıyor. Burada ağaçlar dahi var. Kapalı avlunun Malatyalıların buluşma odağı olmasını hedefledim."

"YEREL YÖNETİM VE HALK BÜTÜNLEŞECEK"

Belediye başkanının makam katından hem iç hem de dış meydana hakim olabileceğine dikkati çeken Alp, şunları kaydetti:
"Çalışanlar, ziyaretçiler, herkes bütün katlardan birbirini izleyebiliyor, takip edebiliyor. Yönetimde şeffaflık anlayışı, mimari mekanlaşma ile oluşuyor. Avluda sosyal ve kültürel etkinlikler, konserler, konferanslar, resitaller, sergiler, davetler ve çeşitli toplantılar yapılabilecek; yerel yönetim ve halk bütünleşecek. Bu kurguda belediye sarayı dünyada ilk oldu."

"AÇILIŞA DAVET EDİLMEDİM"

Belediye Sarayı'nın açılışının seçim döneminde yapıldığına işaret eden Alp, bu nedenle bazı eksikliklerin olduğunu, bazı şeylerin gözden kaçtığını ve aceleye getirildiğini anlattı.

Alp, şunları ifade etti:
"Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır'ı seçildiğinde ziyaret ettim, kendisini tebrik ettim. Binanın açılışına davet edilmediğimi söyledim. Bu beni üzdü. Çakır, açılışın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın programında olmadığını, son anda çıktığını belirtti.

Böyle bir eserin Malatya'ya ve ülkemize kazandırılmış olması çok önemli. Çünkü bizim sesimiz genelde duyulmuyor. Batı kültürü mimarlık dünyasına hakim. Bizim aradan çıkmamız iyi oluyor. Trienalde tek Türk bendim, Türkiye'den seçilen tek bina da Malatya Belediye Sarayı idi. Sergi ekimde Moskova'ya gidecek. O sergiyi Malatya'ya da getirmek için uğraşıyoruz."

Binanın ana girişinin Türk milli mimari yapısında olmasını istediğini ifade eden Alp, buradaki gerekli değişikliklerin yapılmasını Çakır'a ilettiğini dile getirditi.
Alp, binadaki bazı eksik ve hataların giderilmesini, bir peyzaj projesi hazırlanmasını ve binanın yanındaki caminin yıkılarak daha çağdaş bir cami yapılmasını istedi.

"SARAY İÇİN 20 MİLYON TL'NİN ÜZERİNDE PARA HARCANDI"

Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Belediye Sarayı'nın Malatya'ya yakışan güzel bir bina olduğunu bildirdi.

Çakır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Malatya Belediye Sarayı'na 20 milyon TL'nin üzerinde para harcandığını, binanın estetik, mimari olarak güzel ve Malatya'ya yakışan bir bina olduğunu söyledi.

Binanın eksiklerinin de bulunduğunu ifade eden Çakır, bu eksikliklerin bir an önce tamamlanacağını, binanın yanındaki caminin yıkılıp yerine daha çağdaş bir cami yapılacağını dile getirdi.

Binanın henüz müteahhit firmadan teslim alınmadığını da anlatan Çakır, "Binanın bazı dezavantajları, işletme giderlerinin yüksek olması. Isıtma, soğutma ve aydınlatma ile bakım giderleri maliyetli oluyor" dedi.

Çakır, Ahmet Vefik Alp'in binanın açılışına davet edilmemesi ile ilgili olarak da, "Açılış seçimlerden önce yapıldı. Biz açılış yapmadık. Önceki yönetim döneminde açılış yapıldı" diye konuştu.




29
Arkadaşlar bildiğiniz üzere ülkemizden dns yoluyla Türk Telekom Youtube'a erişmemizi engelledi. Bir çok arkadaşımız Opendns 'ye yöneldi. Ancak çok yavas oldugunu söylediler. Zaten TT bunu engelledi. Vtunnel , polysolve tarzı sitelerde inanılmaz reklam içermekte. Üstelik videoları büyük boyutta izleme sorunları falan vermekteler.

Şimdi size mükemmel bir çözüm sunuyoruz. Bilgisayarımıza doğrudan youtube baglantı yolu acacagız.

Başlat -> Çalıştır


a geldikten sonra ;

C:/WINDOWS/system32/drivers/etc/hosts

( Slash işaretlerinin tam tersi , burada çıkmadıgı için böyle yazdım )

bunu yazıyorsunuz.
Ekrana birlikte aç kutusu gelicektir. Bunu Notepad ile açarak sondaki localhost'ip sinin altına

208.117.236.70 youtube.com
208.117.236.70 www.youtube.com

bu ikisini ekliyorsunuz ve kaydediyorsunuz. ( Ctrl + S ile kaydedin , elle kaydet diyenlerin bir çoğu hata aldı. )

yani görünürde

# Copyright (c) 1993-1999 Microsoft Corp.
#
# This is a sample HOSTS file used by Microsoft TCP/IP for Windows.
#
# This file contains the mappings of IP addresses to host names. Each
# entry should be kept on an individual line. The IP address should
# be placed in the first column followed by the corresponding host name.
# The IP address and the host name should be separated by at least one
# space.
#
# Additionally, comments (such as these) may be inserted on individual
# lines or following the machine name denoted by a '#' symbol.
#
# For example:
#
# 102.54.94.97 rhino.acme.com # source server
# 38.25.63.10 x.acme.com # x client host

127.0.0.1 localhost
208.117.236.70 youtube.com
208.117.236.70 www.youtube.com

böyle bir ekranınız olucak. Kaydettikten sonra ,

www.youtube.com sonsuza kadar ve maximum hızıyla bilgisayarınızdan erişime açık olucaktır. Bu yöntemle kapatılan bütün sitelere girebilirsiniz. Yöntemin mantığı TTnet'in Dns'lerini atlayarak direk youtube'a baglanmaktır.

Güle Güle Kullanın ; ALINTIDIR!!
30
Buraya Öneri Şikayet Ve isteklerinizi Belirtebilirsiniz...
31
Merhaba Arkada?lar Bildi?iniz Gibi Knight Online Patchleri Auto Olarak Launcher'dan Girince Yükleniyor. Ama Bazende Tam Sonunda Tak?l?p Kal?yor ve Bu Duruma Sinir Oluyoruz :) Ço?umuzda Bu Sorun Var. ?imdi Ben Bunu Size Kendi Elinizle (Manuel Olarak) Atmay? Gösterece?im :)

Knight OnLine Orginal Patch'lerini Sak?n Ba?ka Biryerden ?ndirmeyin ?çinde Trojan Gibi ?eyler Ç?kabilir.. A?a??daki Verdi?im Link Knight OnLine'?n Orginal Patch Sitesidir! Ordan Rahatça ?ndirebilirsiniz ;)

Patchleri ?ndirmek ?çin A?a??daki Link'e Gireceksiniz. Daha Sonra Hangi Patch'de Kald?ysan?z Ondan Sonraki Patch'leri Sonuna Kadar ?ndirmeniz Laz?m.

Link ; ftp://download.knightonlineworld.com//knight/upgrade/


?imdide ?ndirdi?imiz Patch'leri Nas?l Oyuna Kaydedece?imizi Resimli ?ekilde Anlataca??m ;) ;)



Umar?m Anlayaca??n?z ?ekilde Dile Anlatabilmi?imdir :) Lütfen Okuduktan Sonra Bir Te?ekkür'ü Fazla Görmeyin :) Herkese ?yi E?lenceler.. Sayg?lar!.. :)

32
Fener Rum Patriği Gregorios'un Rus Çarına Mektubu...

"Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve dayanıklı insanlardır. Gayet gururludurlar ve izzet-i nefis sahibidirler. Bu özellikleri de; dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, geleneklerinin kuvvetinden, padişahlarına, komutanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir.
Türkler zekidir ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bu üstünlükleri, hatta kahramanlık ve bahadırlık duyguları, geleneklerine olan bağlılıktan, ahlaklarının sağlamlığından gelmektedir.
Türklerde önce itaat duygusunu kırmak ve manevi bağları yok etmek ve dine dayanma güçlerini zaafa uğratmak gerekir. Bunun da en kısa yolu, milli ve manevi geleneklerine uymayan dış fikirlere ve davranışlara onları alıştırmaktır. Türkler dış yardımı reddederler, haysiyet duyguları buna engeldir. Velev ki geçici bir süre için görünüşte kuvvet ve kudret verse de, Türkleri dış yardıma alıştırmak gerekir. ,
Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kalabalık ve görünüşte egemen güçler önünde zafere götüren
asıl kudretleri sarsılacak ve maddi araçların üstünlüğü ile onları yıkmak mümkün olacaktır.
Bu nedenle, Osmanlı Devletini tasfiye için soyut olarak harp meydanlarında zafer kazanmak yeterli değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, gerçeklere ulaşmalarına neden olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyelerindeki bu yıkımı tamamlamaktır."
(General Ignatief'in Hatıralar.)
Not: Bu mektup, 1821'de, Mora İsyanının bastırılmasından sonra, II. Mahmut tarafından patrikhanenin önüne asıldı. Şimdi de, bu mektuptan sonra M. Kemal Atatürk'ün 'Gençliğe Hitabesi'ne bakalım.

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. istikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. istiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr'ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.[/b]
33
İnşALLAH kelimesi çoğumuzun dilindedir.Acaba kaçımız bunu tam anlamıyla söylüyor. Toplum inşALLAH kelimesinden ne anlıyor? Bu kelimeyi nerelerde kullanıyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla toplumda inşALLAH kelimesi biraz olumsuzluk yada yapılmayacak birşey için kullanılıyor. Örneğin birine yarın inşALLAH sana uğrarız derseniz, karşı taraf bunun olma olasılığının çok az olduğunu düşünerek şöyle der "Abi gelmeyeceksen söyle beklemeyim." Çünkü toplumda inşALLAH kelimesi genelde bu anlama geliyor; yapılma olasılığı az olan birşey. ALLAH Kuran`da Kehf 23te "Hiçbirşey için ben bunu kesinlikle yapacağım deme."24 te "ALLAH dilerse şeklinde söyleyebilirsin..."der. Bu ayetlerden de anladığımız gibi her planımızın, sonra yapacağımız her işin başına inşALLAH (ALLAH dilerse) demeyi unutmamalıyız. Hepimiz biliyoruz ki her işin başında, içinde ve sonunda ALLAH var. O dilemediği sürece hiçbir şey için ben bunu mutlaka yapacağım dememeliyiz çünkü tek mutlak var ki o da ALLAH`ın dilemesi...

Alıntıdır
34
ASLI GÜNGÖR-KALP KALBE KARSI

[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=4krnxwvxPyE[/youtube]
35

Kahkahalar, yeni heyecanlar, bebekler, düğünler, eğlenceler ve tatlı süprizler olsun..

Tatlılar olsun kazandibi, tarçınlı kurabiyeler, elmalı kekler, şekerli kahveler..
Görüşmek için telefonlaşmalar olsun..

Buluşmalar olsun, kavuşmalar olsun..

Kayıplar, depremler, afetler olmasın. Kırgınlıklar, anlaşmazlıklar, ayrılıklar, yalanlar olmasın...

Biz' olsun; 'ben' olmasın... Mutluluk parayla, eğlence zoraki olmasın ve bir kere söylensin, yeter olsun...

En önemlisi sevgi olsun... Aşkolsun...

Daha n'ooolsunn !

2008 in güzel geçmesi dileğiyle... Yeni yılınız kutlu olsun...

Cankalp.Com Ailesi.
36
[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=17nY1aPkCHA[/youtube]

Sana Söz Verdim Aşkım Şarkı Sözü

Bu İlk Gecem Sensiz Savunmasızım
Bu İlk Gecem Zamansız Yalnızım
Bu Tek Hece AŞK ,
Yakar Kavuru Beni
Sensiz Gecen İlk Gecede Unutmadım ,
Unutamam Seni ...

- Bana Söz Ver Aşkım .

Sana Söz Verdim Aşkım Bu Gece Ağlamayacağım
Sana Söz Verdim Aşkım Uyumaya Çalışacağım
Sana Söz Verdim Aşkım Sözümü Tutacağım
Gitti Artık Deseler Bile Ben Senin Kalacağım !

Sana Söz Verdim Aşkım Bu Gece İçmeyeceğim
Sana Söz Verdim Aşkım Canımdan Geçmeyeceğim
Sana Söz Verdim Aşkım Sözümü Tutacağım
Unut Artık Deseler Bile Ben
Senin Kalacağım !!!

- Bana Söz Verdin Aşkım Bu Gece Ağlamayacaksın
- Bana Söz Verdin Aşkım Uyumaya Çalışacaksın
- Bana Söz Verdin Aşkım Sözünü Tutacaksın
- Bitti Artık Deseler Bile Sen Benim Kalacaksın !

Sana Söz Verdim Aşkım Bu Gece İçmeyeceğim
Sana Söz Verdim Aşkım Canımdan Geçmeyeceğim
Sana Söz Verdim Aşkım Sözümü Tutacağım
Unut Artık Deseler Bile Ben
Senin Kalacağım !!!
Sana Söz Verdim Aşkım SÖZ !!!
37









Arkadaşlar alıntı felan değildir, tamamen kendi hazırladığım bir ders ama sabahın 8'inde hazırlayınca hata felan yapmış olabilirim.Lütfen hatam varsa uyarın çekinmeyin, zaten şu an gözlerimde nöbetleşe uyuyolar (önce biri uyuyo diğeri açık kalıyo sonra diğeri uyuyo öbürü açık kalıyo felan) o yüzden hatamız olabilir ama eksik anlattığımı zannetmiyorum.Ders daha önceden eklendi mi bilmiyorum ama eklendiyse bile tazelemiş olduk.Hepinize kolay gelsin sabah sabah yine parmaklarım açıldı...

Alıntı:

38

[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=57pzrDtR_fk[/youtube]

SENSİZLİK ÖLÜMDEN ZOR

Vur hadi bir hamleyle çek tetiği
Yok olan kalp, ağrı duyarmı
Hiç kanar mı

Sensizlik ölümden bile zor
Hergün hergün
ölmek gibi
Acısı çok devası yok
Sensin devası ilaç gibi

Gittiğinde kalbimi de aldın
Bak bende bir hiç bıraktın
Sen bensiz olursun
Ben sensiz yarım kaldım
39
[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=MEmIJNhWzeA[/youtube]

?kimiz Bir Fidaniz

Yola Cikmi? Ariyorum
Kaybettigim A?kimi

Nolur Bana Umit Verme
Seveceksen Ba?kasini

Bana Toz Pembe Gorunmez
Sensiz Dunyam Karanliktir

Bana Senden Ba?ka Umit
Olcak Hic Kimsem Yoktur

Ikimiz Bir Fidanin
Guller Acan Daliyiz
Sen Benimle, Ben Seninle
Bu Hayati Ya?amaliyiz
Severek Birbirimizi
Hayatta Hep Gulmeliyiz

Ya?amanin Gayesini
Seni Gorunce Anladim

Ya?amanin Anlamini
Seni Sevince Anladim

Senden Gelen Her Cefaya
Bu Canimi Adadim

Bil Ki Tahammul Edemem
Ba?ka Birini Sevmene

Sevme Benden Ba?kasini
Razi Degilsen Olmeme

http://rapidshare.com/files/43412554/TueLAY_oeZER_-_Ikimiz_Bir_Fidaniz.mp3.html
40
Eski Konular Arşivi / Kalpsiz
12 Kas, 2007, 09:18
[youtube=425,350]FbwMvJYo_eg[/youtube]

Ben aşkı unuttum aylar önce
Kirlenen kalbimi yıkadım az önce
Yalnızlık acı vermez oldu
Gelecek benim için seferber oldu

Ben ağlamazdım senden önce
Sen hep üzerdin zoru görünce
Ben nefessiz kaldım sen gidince
Sen kalpsiz kaldın bensiz gidince

Sen bana gülümsedin o ilk anda
Görünen oydu ki bu aşktı bir anda
O gün karabulutlar varmış havada
Gözümde canlanan bu ilk anı geriye tek senden kalan...

Ben ağlamazdım senden önce
Sen hep üzerdin zoru görünce
Ben nefessiz kaldım sen gidince
Sen kalpsiz kaldın bensiz gidince

Şimdi içimden geldi bunları söylemek
Yeniden doğsam aynı şeyleri hissetmek
Aşk için herşeyi feda etmek ziyan etmek isterdim
Sonunda yine yalnız gitmek...
42
[sagresim]http://www.hafif.org/imaj/xvolvox/gizlinumara9ad.jpg[/sagresim]
Gizli numaralardan sürekli rahatsız mı ediliyorsunuz veya gizli numaralardan sizi arayan kişileri engellemek mi istiyorsunuz?
Şu an sadece Turkcell'de mevcut olan ücretsiz servisi kullanarak bu durumdan kolayca kurtulabilirsiniz.
Servis sayesinde kimse sizi gizli numaralardan rahatsız edemeyecek.
Servisi kullanan müşterilerin telefonları gizli numaradan aranırsa telefonları çalmadan arayana otomatik olarak geri çevrilecek ve onlara sesli bir mesaj gönderilecek, sesli mesaj ;"Aradığınız kişi gizli numaradan çağrı kabul etmemektedir.
Numaranızı görünür yaparak kendisine ulaşabilirsiniz." sesli mesajı yollanacak.Servis şu an sadece Turkcell'de ve ücretsiz.Peki bu servisi aktif hale nasıl getireceğiz?
Servisi aktif hale getirmek için *253#
Servisi iptal etmek için ise #253# yazıp YES tuşuna basmak yeterli olacaktır.
43
Facebook çılgınlığı rekora koşuyor, 1 milyon Türk sitede


Tüm dünyada büyük bir hızla büyüyen Facebook, Türkiye'de adeta çılgınlığa döndü. Peki nedir Facebook'u bu kadar çekici kılan?..
      Tüm dünyada büyük bir hızla büyüyen Facebook, Türkiye'de adeta çılgınlığa döndü. Kullanıcı sayısı 794 bine ulaştı. Facebook yetkilileri, Türkiye'nin en aktif 25'inci ülke olduğunu açıkladı Vatan gazetesinini haberine göre, her gün 200 bin yeni üyeyle 45 milyon insanı birbirine bağlayan arkadaşlık sitesi Facebook, Türkiye'de de rüzgarı arkasına aldı. Türkiye'de en çok ziyaret edilen ikinci site haline gelen Facebook'a 3 hafta içinde 500 bin kişi üye oldu. Böylece kullanıcı sayısı da 794 bine yükseldi. Buna göre Kasım ayı içinde siteye Türkiye'den giren kişilerin sayısının bir milyonu geçmesi bekleniyor. VATAN'a konuşan Facebook yetkilileri, Türkiye'nin, Facebook'u en çok kullanan 55 ülke arasında 25'inci sırada yer aldığını söyledi. Peki nedir Facebook'u bu kadar çekici kılan?
     
     Statü sembolü haline geldi

      Facebook, üyelerin fotoğraflarının ve şahsi bilgilerinin yer aldığı bir arkadaşlık sitesi. Birbirini tanıyan kişiler burada "arkadaş'' olabiliyor. Sitenin birçok kişide "bağımlılık'' yaratmasının nedeni ise statü ihtiyacı olarak açıklanıyor. Filozofları, sosyologları ve psikologları biraraya getiren "Dijital Çağda Arkadaşlık'' konferansında uzmanlar, arkadaş sahibi olmanın 21'inci yüzyılın statü sembolü haline geldiğini, Facebook'un da bunu tatmin ettiğini söyledi. Üyelerin, arkadaş sayılarını artırmak için çabalaması da buna bağlandı.
     
     İnternetteki her şey tek sitede
      İnternetteki her şeyin bu site üzerinden yapılabiliyor olması da Facebook'u çekici kılıyor. Sitede e-posta gönderiliyor, fotoğraf ve müzik paylaşılıyor, gerçek hayattaki buluşmalar buradan düzenleniyor, alışveriş yapılıyor. Üyeler birbirlerine küçük sembollerle öpücük bile yollayabiliyor. Sitenin kurucusu da "İnsanlar arasında ilişkiler ağını internete aynen aktarmak istiyorum'' diyor.
     
     Reklam geliri ayda 6 milyon $
      Facebook iş dünyasını da etkiliyor. Reklamcılar, herkesin yaşını, cinsiyetini, hobilerini belirterek üye olduğu siteyi hedef kitlelerine ulaşmak için dört dörtlük bir yol olarak görüyor. Zaten Facebook'un geçen haftalarda yüzde 1.6 hissesini Microsoft'a tam 250 milyon dolara satmış olması da buna bağlanıyor. Zira Microsoft, Google'ın lider olduğu sanal reklam piyasasında Facebook yoluyla kendini göstermeyi umuyor. Facebook'un sayfalarına koyduğu reklamlardan elde ettiği gelir haftada 1.5 milyon doları buluyor.
     
     15 milyar dolarlık şirketi var, yer yatağında yatıyor
      Mark Zuckerberg, zengin bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Lise yıllarından itibaren bilgisayara ilgi duydu. Psikoloji okumak üzere Harvard Üniversitesi'ne girdikten bir yıl sonra Harvard öğrencilerinin birbirini daha iyi tanıması için Facebook'u kurdu. Okul nüfusunun üçte ikisi siteye iki hafta içinde üye oldu. Facebook, yıl sonunda ABD'de 30 ayrı okula yayılmıştı. İşte bu sırada Zuckerberg, okulu bırakıp California'ya taşındı ve 500 bin dolarlık yatırımla siteyi genişletti. Başta yalnızca belli üniversitelerden öğrencilerin kullanabildiği Facebook 2005 yılında liselere, 2006'da da tüm dünyaya açıldı. Bu sırada Zuckerberg, Yahoo'nun siteyi satın almak için yaptığı 1 milyar dolarlık teklifi geri çevirdi.
      Bugün Zuckerberg 15 milyar dolarlık bir şirketin sahibi... Ama para hayatını pek değiştirmedi. Hala kiralık bir evde, yer yatağında yatıyor. Şirketinde ise sabaha kadar mühendislerle çalışıyor.
     
     En büyük fotoğraf ve haber sitesi
      * Facebook'un 49 milyon üyesi var. Yıl sonunda 60 milyon olması hedefleniyor.
      * Her ay 4 milyon üye ekleniyor.
      * Ayda 600 milyondan fazla arama yapılıyor. Toplam 30 milyar sayfaya bakılıyor.
      n Günde 8.5 milyon fotoğraf eklenen Facebook, internetin bu alandaki en büyük sitesi. Sitede toplam 1.7 milyar fotoğraf var.
      * Dünyanın en çok ziyaret edilen 7'nci sitesi.
      n Facebook'ta 500 bin grup bulunuyor. Bunların 2 bini üniversite ve 25 bini ise lise grupları...
      * Üyelerin yüzde 60'ı siteye günde en az bir kez; yüzde 85'i haftada en az bir kez giriyor.
      * Facebook'un en büyük kullanıcı grubu 17-25 yaş arası kızlar (yüzde 69).
      * 35 yaş üstü üyelerin sayısı bir yılda yüzde 4700 arttı ve 3.6 milyon oldu.
      *Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyen Facebook, dünyanın en büyük haber sitesi

milliyet haber.
44
Ağzıylamı Çalıyor Yoqsa Başka Yeriylemi :D

[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=t4_FT4Nj-7g&eurl[/youtube]
45
Eski Konular Arşivi / 10 Kasım
10 Kas, 2007, 09:50
ATATÜRK ÜN KİŞİLİÐİ VE ÖZELLİKLERİ


Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. Sakarya Savaşı sırasında "Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz" diyerek bu konudaki kararlılığını gösterdi. Vatanı için her şeyini feda etmeye hazır olduğunu şu sözü ile açıkça ifade etmiştir: "Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk Milleti ni ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın."

Mustafa Kemal, vatanı ve milleti için canını feda etmekten kaçınmazdı. Daha Çanakkale savaşları sırasında Anafartalar grubu komutanı iken en ön safta savaştı. Bu savaş sırasında Atatürk e bir şarapnel parçası isabet etmiş, fakat sağ cebinde bulunan saati kendisini ölümden kurtarmıştı. Sakarya Savaşı sırasında ise atından düşmüş ve kaburga kemikleri kırılmıştı. Buna rağmen cepheden ayrılmamış, savaşı sedye üzerinden yönetmişti.

Mensubu olduğu Türk Milleti ni sonsuz bir aşkla seven Mustafa Kemal Atatürk, milleti için her türlü zorluğa katlanmış ve kendini ona adamıştır. Onun "Ben, gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim" sözü, milletini ne kadar çok sevdiğini göstermektedir.
Mustafa Kemal Atatürk, idealist bir liderdi. Onun idealizmi, yüksek vasıf ve kabiliyetlerine inandığı milletinin sonsuz hürriyet ve bağımsızlık aşkından kaynaklanıyordu. Mustafa Kemal in en büyük ülkülerinden birisi de millî birlik ve beraberlik içerisinde vatanın bölünmez bütünlüğünü sonsuza dek yaşatmaktı.

Mustafa Kemal Atatürk ün en büyük ideali, millî sınırlarımız içinde millî birlik duygusuyla kenetlenmiş uygar bir toplum oluşturmaktı. Vatanı kurtaran, hür ve bağımsız Türkiye idealini gerçekleştiren Mustafa Kemal, yeni Türkiye yi modernleştirmek amacı ile çağdaş medeniyet idealine yöneltmiştir.

Atatürk ün en büyük ideallerinden birisi de milletler arasında kardeşçe bir insanlık hayatı meydana getirmekti. İdeallerini gerçekleştirmek için çok çaba harcadı. Bu çabalarına örnek olarak 1934 te imzalanan Balkan Antantı, 1937 de imzalanan Sâdâbat Paktı gösterilebilir.
Atatürk ün inkılâpçılığı, akıl ve mantığın toplumsal gelişmeye egemen kılınması esasına dayanır. Onun şu sözü akıl ve mantığa verdiği değeri en güzel şekilde ifade eder: "Bizim akıl, mantık ve zekâ ile hareket etmek en büyük özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidir".
Mustafa Kemal in olaylara yaklaşımı hep mantıklı ve gerçekçi olmuştur. Milletine hep hakikatleri söylemiş ve bunu tavsiye etmiştir. "Milleti aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini kendimizde görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak geçici teveccühler elde etmeye tenezzül etmeyiz" sözü çok anlamlıdır. O, akıl ve bilime çok önem verirdi. Gerçeğe akıl ve bilim yoluyla ulaşılacağına inanan Atatürk, "Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir" sözü ile bunu en güzel şekilde açıklamıştır.

Mustafa Kemal, yaratıcı düşünceye sahip bir liderdi. Türk Milleti ni Kurtuluş Savaşı na hazırlarken düşmanı yurttan atmak için savaşmak gerektiğine halkını inandırmakla işe başladı. Yapacağı işlerin plânını en ince ayrıntılarına kadar tespit edip bunları uygulamak için değişik yöntemler denedi. Sakarya Savaşı öncesinde, ülkenin kaynaklarından en verimli şekilde yararlanılmasını sağlayarak ordumuzun ihtiyaçlarını karşıladı.

Atatürk, bütün inkılâplarını gerçekleştirmeden önce, kamuoyunu hazırlamaya, millete inkılâpların gerekliliğini anlatmaya büyük bir özen göstermiştir. Ona göre: "Milleti hazırlamadan inkılâplar yapılamaz". Atatürk, yurt gezilerinde halkla konuşmalar yaparak bunu gerçekleştirmiştir.
Gerek Kurtuluş Savaşı mızın başarıyla sonuçlanması, gerek gerçekleştirilen inkılâplarla, Türkiye nin çağdaşlaştırılması onun dehasının bir eseridir.
Başarılı olmanın sırlarından birisi de sabır ve disiplindir. Mustafa Kemal Atatürk, her engeli sabır ve disiplin ile aşıp Kurtuluş Savaşı nı başarıya ulaştıran bir liderdir.

O, meseleler karşısında önce düşünür, gerekli araştırmayı yapar, tartışır, kararını ondan sonra verirdi. Verdiği kararı uygulamaya koyarken uygun zamanı beklerdi. Zamanlamaya çok önem verirdi.
Samsun a çıkmadan çok önce, millet egemenliğine dayanan bağımsız yeni bir Türk devleti kurmayı düşünmüştü. Bu fikrini, o zaman açıklamadı. Samsun a çıktıktan bir süre sonra vatanın kurtuluşu ile ilgili fikirlerini uygulamaya başladı. Kongreler topladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi ni açtı. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman, saltanatı kaldırıp cumhuriyet yönetimini kurmayı düşünüyordu. Fakat mecliste saltanat yanlıları olduğundan zamanlamayı uygun görmemişti. Ancak Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştıktan sonra açılan ikinci meclis döneminde Atatürk ün önderliğinde saltanat kaldırılıp cumhuriyet ilân edilmiştir.

Atatürk, Millî Mücadele nin kazanılmasından sonra yaptığı inkılâpları çok önceden plânlamıştı. Ancak, bunları uygulayacak ortam sağlanıncaya kadar büyük bir sabırla bekledi ve tam bir disiplin ile düşündüklerini gerçekleştirmeyi başardı.

Mustafa Kemal Atatürk, daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Devleti nin hızla felâkete doğru sürüklendiğini görüp çareler aramaya başlamıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu en doğru şekilde tespit etmiş ve ilerisi için en doğru kararları almıştır.

Atatürk, ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Atatürk ün 1932 de Amerikalı General Mc. Arthur la yaptığı bir konuşma, bunu en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Atatürk bu konuşmasında; Avrupa da Almanya nın Versailles Antlaşması nı ortadan kaldırmaya çalışacağını söylemiştir. Avrupa da savaş çıkarsa, bundan Bolşevikler in yararlanacağını; Sovyet Rusya nın yalnız Avrupa yı değil, Asya yı da tehdit eden başlıca kuvvet hâlini alacağını belirterek, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmeleri önceden görebilmiştir.

Atatürk ün gençlere söylediği "Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır" sözü, onun ileri görüşlü bir lider olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk, doğru bildiği şeyleri açıkça söylemekten çekinmezdi. Şu sözleri bunun en güzel örneğidir: "Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumu olmayan bir sırrı kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim".
Büyük adamları ancak büyük milletler yetiştirir. Toplumların büyük adamlara ihtiyacı en çok bunalımlı dönemlerde ortaya çıkar. Toplumları, bunalımlı dönemlerden ancak büyük liderler kurtarır. Mustafa Kemal Paşa, bu özellikleri taşıyan çok yönlü bir liderdir. O, Millî Mücadele nin önderi, Türk inkılâbının hazırlayıcısıdır. Ayrıca birleştirici ve toplayıcı bir lider, büyük bir asker ve teşkilâtçı bir devlet adamıdır. Bütün bu yönleriyle çağa damgasını vuran bir dâhidir.

Atatürk, eğitimi sosyal ve kültürel kalkınmanın en etkili araçlardan biri olarak görmüştür. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra yeni devletin varlığını sürdürebilmesi için çağdaş eğitim metotlarıyla yetiştirilecek bir nesle ihtiyaç vardı. Bu sebeple eğitim konusuna büyük bir önem verdi. Kurtuluş Savaşı ndan sonra kendisine sorulan "işte memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz?" sorusuna Atatürk: "Maarif vekili olarak millî irfanı yükseltmeye çalışmak, en büyük emelimdir" cevabını verir.
Türk Milleti nin aydınlık yarınları için elinde tebeşir, kara tahta başına geçerek Türk Milleti ne okuma-yazma öğreten Atatürk, milleti tarafından başöğretmenliğe lâyık görüldü. O, maarif vekili olmadı ama modern bir eğitim politikasının esaslarını belirleyip eğitim alanında büyük inkılâplar yaptı. Öğretim programlarının hazırlanmasıyla ilgili komisyonları yönetti, ders kitabı yazdı, kürsüye çıkıp ders verdi. Milletin eğiticisi oldu. Atatürk, eğitimin toplumun ihtiyaçlarına cevap vermesi ve çağın gereklerine uygun olması gerektiğini belirtmiştir.

Atatürk, Türk milletinin manevî ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğini biliyor ve bu nedenle kültürel kalkınmaya büyük önem veriyordu.
Atatürk, Türk kültür ve sanatını dünyaya tanıtmak için çok çalıştı. Bu konuda araştırmalar yapılmasını, sergiler açılmasını ve kültürle ilgili kongreler düzenlenmesini teşvik etti. Sanat ve sanatçılar hakkında takdir ve teşvik edici sözler söyledi. Bunlardan bazıları:
"Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."
"Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatkâr olamazsınız."
"Bir millet, sanat ve sanatkârdan mahrum ise tam bir hayata malik olamaz."
Atatürk, sanatçı yetiştiren kurumlar açtı. Çağdaş Türk sanatını geliştirmek amacıyla Avrupa ya resim, heykel ve müzik öğrenimi için gençler gönderdi. Bu durum, onun sanata ve sanatçıya ne kadar önem verdiğini gösterir.
İyi bir yönetici, milletinin huzur ve saadetini sağlamak için çalışır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün hayatı boyunca bunu yapmaya çalıştı. Milleti için çalışmayı bir görev saydı. "Millete efendilik yoktur. Hadimlik vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur" sözü ile yöneticilerde bulunması gereken özelliği belirtmiştir. Mustafa Kemal, hayatı boyunca Türk devletinin ve milletinin çıkarlarım kendi çıkarlarının üstünde tutan, ender devlet adamlarından birisidir. Savaştaki kahramanlığı kadar, devlet kurup yönetmedeki ustalığı, ileri görüşlülüğü ve barışseverliği ile Atatürk, tarihte eşine az rastlanan bir yöneticidir.

Mondros Ateşkes Anlaşması ndan sonra başlayan işgal günlerinde, toplumu olaylar karşısında yönlendirecek bir öndere ihtiyaç vardı. İşte o karanlık günlerde Atatürk, milletine rehber oldu. Anadolu ya geçerek kongreler topladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi nin açılmasını sağladı. Millî Mücadele, Atatürk ün önderliğinde başarıya ulaştı. Türk Milleti nin her alanda çağdaşlaşmasını hedef alan inkılâplar onun önderliğinde gerçekleşti. O nun ilke ve inkılâpları, Türk milletine günümüzde de rehber olmaya devam etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk, askerî zaferlerini ve başardığı inkılâpları kendisine mal etmemiştir. Büyük eserlerin, ancak büyük milletle başarılabileceğine inanan bir önderdi.

Atatürk ün, milletine sonsuz bir güveni vardı. Türk milletinin geçmişte olduğu gibi büyük hamleler yapacağına bütün kalbiyle inanmıştı. Şan ve şerefle dolu tarihindeki başarılarına yenilerini ilâve edeceğine bütün kalbiyle inanmıştı. O, "Atatürk Zaferleri" denmesinden hoşlanmazdı. "Atatürk İnkılâpları" sözünü reddeder, "Türk İnkılâbı" sözünün kullanılmasını isterdi. Bütün başarıları milletine mal etmekten zevk duyardı. Mustafa Kemal bir konuşmasında "Millî Mücadele yi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır" demişti.

Atatürk, kararlı ve mücadeleci bir liderdi. Güçlükler karşısında yılmayan, ümitsizliğe düşmeyen kişiliği onun Millî Mücadele nin lideri olmasını sağlamıştır. Samsun a çıktıktan sonra, Kâzım Karabekir Paşaya çektiği bir telgrafta, o günlerdeki ağır durumu belirttikten sonra "Bununla beraber bütün umutlar kaybolmuş değildir. Memleketi bu durumdan ancak Türk milletinin mukavemet azmi kurtarabilir" diyordu. Eskişehir-Kütahya Savaşları ndan sonra Yunanlılar, Ankara ya doğru ilerlemeye başladıkları zaman, Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından başkomutanlık görevine getirilmişti. Başkomutan olarak yaptığı ilk konuşmasındaki "Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, behemehal (ne yapıp edip) yeneceğimize dair güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır" sözleri onun hiçbir zaman ümitsizliğe yer vermediğini ve mücadelesindeki kararlılığı gösteren başka bir örnektir.

Atatürk, bütün çalışmalarını bir plân dahilinde yapardı. Bir işe karar verdiğinde; bu kararı bütün yönleriyle inceler, en iyi sonucu alacak şekilde uygulamaya geçerdi. Mustafa Kemal, yapacağı inkılâpları önceden düşünmüş, kamuoyunu bu değişiklikler konusunda aydınlattıktan sonra inkılâplarını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı nın plânını, İstanbul dan Anadolu ya geçmeden önce yapmış ve bunu yakın arkadaşlarıyla tartışmıştı. Zamanı geldikçe düşündüklerini uyguladı. Uygulamaya başladıktan sonra hiç taviz vermedi. Bütün hayatı boyunca metotlu çalışmayı hiç bırakmadı.

Atatürk, milletimizi çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak ileri bir zihniyetin yerleşmesi çabasındaydı. Bu yolda birtakım inkılâplar yaptı. İnkılâpların amacı, modern bir devlet, çağdaş bir toplum meydana getirmekti. Atatürk, Türk Milleti nin çağdaş milletlerin seviyesine çıkartmak için siyasal, toplumsal, ekonomik alanlarda inkılâplar yapmıştır.
O nun şu sözleri inkılâpçı karakterini ortaya koyar: "Büyük davamız, en medenî ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de temelli inkılâp yapmış olan büyük Türk Milleti nin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz".
Atatürk ün birleştirici ve bütünleştirici özelliği sayesinde, Millî Mücadele başarıya ulaşmıştır. Atatürk, Millî Mücadele nin karanlık günlerinde, değişik fikirlere sahip insanları bir mecliste, kendi etrafında toplamayı başardı. Kısacası, Atatürk süz Millî Mücadele düşünülemezdi. Atatürk ün birleştirici gücü, kişisel özelliğinden ve karakterinden geliyordu. O, yalnız askerlerin değil, sivil halkın da güvenini kazanmıştı.

Atatürk ün bu üstün meziyetleri, sıkıntı ve bunalım içinde bulunan insanların, ona sevgi ve saygıyla bağlanmasını sağladı.
Atatürk, tarihte büyük devletler kuran ve yüksek bir medeniyet meydana getirmiş olan Türk Milleti nin büyüklüğüne inanan ve bununla gurur duyan bir insandı. Atatürk; kahramanlık, vatan sevgisi, çalışkanlık, bilim ve sanata önem verme gibi değerlerin, Türklüğün yüksek vasıflarından olduğunu ifade etmiştir. O, milletinin bu özelliklerini her fırsatta dile getirip insanlık ailesi içinde lâyık olduğu yeri almasına çalıştı. Milletimizin yüksek karakteri, çalışkanlığı, zekâsı ve ilme bağlılığı ile millî birlik ve beraberlik duygusunu geliştirmeyi başlıca ilke kabul etti. Ona göre: "... Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır".

Atatürk, yalnız yakın geçmişte büyük hizmetler yapmış bir lider değildir. Eserleriyle ve düşünceleriyle, gerek Türk Milleti nin gerekse başka milletlerin geleceğine ışık tutmaya devam eden bir liderdir.

Atatürk, kendi milletini ve bütün insanları samimî duygularla seven, iyi kalpli bir insandı. Bütün milletleri bir vücut, her milleti de bu vücudun bir organı olarak görürdü. Dünyanın herhangi bir yerinde bir rahatsızlık varsa ilgisiz kalamazdı. "İnsanları mesut edecek tek vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket ve enerjidir" derken insanlar için ne kadar iyi duygular beslediğini açıklıyordu.

Atatürk, çocukları ve gençleri çok sever, onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü bir milletin ancak iyi nesiller yetiştirebilirse yükseleceği düşüncesini taşıyordu.

Atatürk, insanlara değer vermiş, insanlığın hizmetinde çalışmayı amaç edinmiştir. Romanya dışişleri bakanı ile yaptığı bir konuşmada insanlık ailesinin yerini ve değerini şu sözlerle belirtmiştir: "İnsan, mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak demektir"

Atatürk, barışa önem veren bir liderdi. Ona göre barışın bozulmasından bütün dünya ülkeleri ıstırap duymalıydı. Anlaşmazlıkların ortadan kalkması, insanlığın başlıca dileği olmalıydı. Dünyada yalnızca sevgi egemen olmalıydı. Atatürk ün bu sevgi anlayışının nedeni insana duyduğu saygıdır. Onun "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözü barış idealinin simgesi hâline gelmiştir.

Yrd. Doç Dr. Muhammed ŞAHİN
46
Eski Konular Arşivi / 10. YIL MARSI
10 Kas, 2007, 09:45
10. YIL MARSI

Çiktik açik alinla on yilda her savastan;
On yilda on bes milyon genç yarattik her yastan.
Basta bütün dünyanin saydigi Baskumandan;
Demir aglarla ördük Ana yurdu dört bastan.

Türk'üz Cumhuriyet'in gögsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Bir hizla kötülügü geriligi bogariz,
Karanligin üstüne günes gibi dogariz.
Türk'üz bütün baslardan üstün olan baslariz;
Tarihten önce vardik, tarihten sonra variz.

Türk'üz Cumhuriyet'in gögsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Çizerek kanimizla öz yurdun haritasini,
Dindirdik memleketin yillar süren yasini.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasini.
Bütün dünya ögrendi, Türklügü saymasini.

Türk'üz Cumhuriyet'in gögsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Örnektir milletlere açtigimiz yeni iz;
Imtiyazsiz, sinifsiz kaynasmis bir kütleyiz;
Uyduk görüste bilgiye, gidiste ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Türk'üz Cumhuriyet'in gögsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Lyrics : Behçet Kemal ÇAGLAR - Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
Music : Cemal Resit REY

http://web.deu.edu.tr/atiksu/ana18/10yilmarsi.mp3
http://www.discoverturkey.com/muzik/10.yil_marsi.mp3
47
[youtube=425,350]http://youtube.com/watch?v=8tTdFM8sjfk[/youtube]

Şarkı Sözü:

Bir Berduşum Evim Yok Mekanım Yok..
Sebebim ooooooo ooooooo
Bir Berduşum Dilim Yok Lisanım Yok..
Zikrim ooooooo ooooooo
Ağlaa aaaaa aaaaa.. Aşk Vaaaar..
Berduşum Gönül Bir Akşam Gel Bana..
İçim Hazin hazin..
Sorarlar Derdin Nedir Aşk Derim Bilmezler..
Berduş Deyip Geçerler..
Berduşum Gönül Kimse Bilmez Derdimi..
Dilimde Bin Vuslat..
Sorarlar Vuslat Nedir Aşk Derim Bilmezler..
Berduş deyip Geçerler..
Bir Berduşum Sorum Yok Cevabım Yok..
Sebebim ooooooo ooooo
Bir Berduşum Günah Yok Sevabım Yok..
Zikrim ooooooo ooooooo


Söz-Müzik: Ekrem Düzgünoğlu
48
   Allah'ın Varlığı
 
  1. Olanak Belgesi: Evren/Varlık, olabilirler türündendir. Açıkçası varlık ve yokluğu eşittir. Varolduğu gibi, olmayabilirdi de. Varolurken de, sonsuz oluş biçimlerinden herhangi birinin olması olasıdır. En az varolan kadar olmayan da varolma şansına sahiptir. Her olabilir ise kendi dışında bir sebebe bağlıdır. Öyleyse önce varolmayı, sonra da varolma biçimini olmamaya ve olması olası diğer biçimlere yeğleyen birisi vardır. O da Allah'tır "cc".
 
  2. Değişim Belgesi: Evren değişkendir, durmadan değişiyor. Değişen herşey sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezeli/başlangıçsız olamaz. Evet, maddenin termodinamik yasasına göre sürekli yokluğa doğru kayması, evrenin, uzayın durmadan genişlemesi, güneşin hızla tükenişe doğru yol alması gibi olaylar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her varlığın bir yaratıcısı vardır; nedensiz sonuç ve sanatkarsız sanat olamaz. Nedenler ise zincirleme sürerek sonsuza kadar gidemez. Öyleyse durmadan değişen, ezeli olmayıp sonradan oluşan ve bir ilk nedene gereksinim duyan şu evrenin de bir değiştiricisi vardır. O da Allah'tır.
 
  3. Düzen Belgesi: Her varlık kendi parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün evren de kendisini oluşturan varlık parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içindedir. Bu ise bir düzen ve düzenliliğin varlığını gösteren yanıltmaz bir kanıttır, ve bir Düzenleyici'ye tanıklık eder ki, O da ancak Allah'tır.
 
  4. Sanat Belgesi: Atomdan insana, hücreden yıldızlar topluluğuna kadar bütün evrende ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa evrendeki her eser: çok büyük sanat değerine sahiptir; çok değerlidir; çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır; çok sayıda olmaktadır; karışık ve çeşit çeşittir; süreklidir... Oysa, görünüşe göre, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde sanat ve değer olmaması gerekir. Ancak yapan Allah olursa, o zaman herşey değişir ve zıtlar biraraya gelir...
 
  5. Hikmet/İncelik ve Amaç Belgesi: Her varlıkta kendine özgü bir amaç izlendiği göze çarpmakta ve bir zerrede bile boş, amaçsızlık, anlamsızlık ve savurganlık sayılacak herhangi bir durum gözlenmemektedir. Oysa, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve olaylarda bilinç ve kavrayış var değildir ki, bu amaçlar zinciri izlenebilsin. Öyle ise, evrendeki bu bilinçli işleyişi, bu hikmet ve amaçları ancak Allah'a dayandırmakla akla yatkın, doğru bir yol tutmuş olabiliriz.
 
  6. Yardımlaşma Belgesi: Birbirine en yakın olandan en uzak olana kadar, bütün yaratıklar birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç ilişki bulunmayan iki ayrı varlık türü, böyle bir yardımlaşmada aynı bütünün parçaları gibi birbirini destekleyip tamamlayabiliyor. Düşünmeli ki, bakteriler, solucanlar ve toprak elbirliği içinde ve aynı amaç çevresinde toplanıp bitkilerin yardımına koşuyor ve bu durum yinelenip duruyor. Akıl ve bilinçten yoksun bu varlıkların, aklı ve bilinci şaşkınlık içinde bırakan bu işleri, perde arkasında Varlığı Gerekli bir Zat'ın hikmet dolu bir işini gözler önüne sermektedir. Açıkçası bütün evren, bu yardımlaşma diliyle "Allah" demektedir.
 
  7. Temizlik Belgesi: İnsandan toprağa, yerden göğün derinliklerine kadar bütün evrendeki temizlik, başlı başına bir kanıt olarak, bize Kuddüs/Temiz adıyla adlanmış bir Zat(cc)'ı anlatmaktadır. Evet, toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar.. rüzgar, yağmur ve kar.. denizlerdeki buzdağları ve balıklar.. üstümüzde gökyüzü, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o Kutsal Varlığı göstermektedir.
   
  8. Yüzler Belgesi: Gerçekte bütün yaratıklara genelleştirilmesi olası iken, konuyu somutlaştırmak açısından işin, yalnızca insanı ve her insan ferdini diğerlerinden farklı kılan onun en belirgin ayırıcı niteliği durumundaki insan simasını ele alarak konuya yaklaşmış olalım; Herhangi bir insanın yüzü, en ince ayrıntısına kadar kendisinden önce geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kesinlikle benzememektedir. Bu kural kendisinden sonra gelecekler için de olduğu gibi geçerlidir... Bir yönde birbirinin aynı, diğer yönde birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması olası milyarlarca resimden ayırmak ve o herşeyi sonsuz olasılık yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara bile duyuracak güçte bir duyurudur. Evet, simada yer alan uzuvları/organları başka simalardaki uzuvlardan ayrı yaratmak ve her gözü mutlak biçimde diğer gözlerden ayırıcı bir özellikle donatmak, gözünde perde olmasa bile, sinesinde gönül bulunan her vicdan sahibine, bütün bunları yaratıp sonsuz hikmetlerle donatan Zat(cc)'ı gösterir ve tanıttırır...
   
  9. Tanrısal Yönlendirme, İçgüdü {Sevk-i İlahi} Belgesi: Yavru ördek, yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar, hemen dehliz kazmaya başlıyor. Arı, çok kısa zamanda sanat harikası olan peteği, örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir alemde öğretilen bilgiyle ve yaratılıştan gelen bir yetenekle iş görüyorlar. Oysa insan, her şeyi bu dünyada öğrenmek zorundadır; hem de varlıklar arasında yeteneklilik bakımından en kusursuz yaratık olduğu halde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu özellikleri veren doğrudan kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir Zat'tır ki, onlara böyle bağışta bulunmuştur. Kilometrelerce ötede yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu İlahi bir sevkten başka ne ile açıklayabiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu olağanüstülük, ancak ve ancak Allah'ın bir vergisi olarak açıklanırsa, işte o zaman buna akli ve mantıki bir açıklama gözüyle bakılabilir. Yoksa, başka her yorum, yalnızca bir safsatadan ileriye gidemez...
   
  10. Yaratılış ve Tarih Belgesi: Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi, buna karşılık kötü ve çirkine karşı da bir nefret duygusunun varlığı, tersi hiç kimsenin düşüncesinden bile geçmeyecek açıklıkta bir gerçektir. Demek oluyor ki, bu duygular, ahlaklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki yönelişleri, ahlaksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip kaçınmayı sağlayan yapıları bakımından tanıklık etmektedir. Ki, insana iyiyi, güzeli emreden, onu kötülük ve çirkin davranışlardan da yasaklayan düzenin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zat'tır. Bu  Zat da, hiç kuşkusuz Allah'tır.  Dinler tarihi tanıktır ki, beşeriyet/insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç bile olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zorunluluk ve gereksinimdir; o yaratılışta vardır. İnsan yaratılışına bu gereksinimi yerleştiren Zat'la, bize inanmayı emreden Zat, aynı Zat'tır. Ve o da Allah'tır.
   
  11. Duygular Belgesi: İnsan, binlerce duyguyla donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir ortamdan çağrı niteliği taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki, o doğrudan doğruya Yaradan'ı tanıtır. Bu duygu, insanda varolan sonsuzluk duygusudur. Bu duygu nedeniyle insan sürekli sonsuzluk için didinir ve çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu gerçek manada doyuramaz. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun etkisiyle verilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiçbiri, bu sonsuzluğu sunamaz. Oysa, bunun varlığı ortadadır, yalanlanması da olası değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zat tarafından verilmiştir.. Ve, sonsuz yaşamı da yine O verecektir.
   
  12. Birlik Belgesi: On yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını söylese, bu adamların hayatta bir kez bile doğru söylediklerini duymamış olmamıza karşın, "ihtimal/belki" der onlara inanırız; ortada birlik durumu vardır. Oysa, sözünü ettiğimiz ittifak/birlik, binlerce Elçi, yüzbinlerce ermiş ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır. Çeşitli zamanlarda ve ayrı ayrı bölgelerde yaşamış bu insanların ittifak ettiği en birinci nokta, "Allah vardır" gerçeğidir. On yalancının bir yalan üzerindeki ittifakına değer verildiği  halde, milyonlarca, hem de hayatlarında bir kere bile yalan söyledikleri duyulmamış Nebiler/Elçiler ve velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl insan olabilir? Ve ona nasıl akıllı denir?
   
  13. Kur'an Belgesi: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah (Allah Kelamı/Sözü) olduğunu kanıtlayan bütün deliller, aynı zamanda Allah'ın varlığının da belgeleri durumundadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna ilişkin yüzlerce delil vardır ve bunlar, konuyla ilgili İslam kaynaklarında en ince ayrıntısına kadar açıklanmıştır. Biz konunun kanıt yönünü o çalışmalara aktarmakla yetiniyoruz. Evet, bütün bu deliller, kendilerine özgü dilleriyle "Allah vardır" derler.
   
  14. Elçiler Belgesi: Elçilerin ve özellikle Elçiler Önderinin {Hz.Muhammed'in} "sav" elçiliğini kanıtlayan bütün deliller de, yine Allah'ı anlatan belgelere eklenmelidir. Zira Elçilerin varlıklarının amacı, Tevhid, açıkçası Allah'ın varlık ve birliğini duyurmaktır. Öyleyse, her elçinin kendi elçiliğini kanıtlayan bütün delilleri, aynı zamanda bütünüyle Allah'ın varlığına da delil olmaktadır. Ne var ki, onların elçiliğini kanıtlayan deliller şu andaki konumuz dışında kaldığından, teker teker üzerinde durmayacağız. Şimdilik yalnızca şunu belirtelim ki, bir elçinin hak nebi olduğunu gösteren bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta ondan da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.
   
  15. Hayat-Ruh ve Vicdan {Yaşam-Benlik ve Duyunç} Belgesi: Yaşam görünür bir bilinmez!.. Evet, o görünür nedenlerle açıklanamayacak kadar düşündürücü ve Yaratıcı Güc'e tanıklık etmesi bakımından da açıktır. Evet o, doğrudan doğruya Yaratıcısını gösterir ve duyurur. O, bilinmez oluşuyla bilim adamlarını, açıklığıyla da halktan insanları büyüleyen sihirli bir olaydır. Ve yaşam adeta hal diliyle: "Beni var edip yaratan ancak Allah'tır" der.. İçeriğini bilmemekle birlikte, varlığından kimsenin kuşku duymadığı ruhumuzun ve onun işlevlerinin bedenimizi yönetiş biçimi de, yine Allah'ı bildiren delillerdendir. Dünyada Emir Alemi'ni temsil eden cevher/öz ruhtur ve ruh, bu aleme ancak ilerlemek ve gelişmek, olgunlaşmak için gelmiştir. Hikmetin sonuca etkisi konumuzun dışında olduğu için, biz burada yalnızca onun tanıklık ettiği noktaya değinmekle yetiniyoruz.
  Evet, madde alemiyle içeriği noktasında hiçbir ilişkisi olmayan ruhun kendine özgü bir alemden buraya gönderilişi, olgunlaştırılmaya bağlı tutuluşu ve bunun da belli bir yazgıyla yürütülüşü, kuşkusuz Allah'ı gösteren önemli delillerden biridir. Diğer taraftan, insandaki iç sezişler ve görünür bir neden yokken Rabbe dönüşler ve O'na yönelişler ve bu olayların milyonlara ulaşan sayıda yinelenişi açık bir delildir ki, insanda yaratılıştan var olan ve Hakk'ı bulmanın en önemli araçlarından biri durumunda bulunan vicdan, kendi Yaratıcısı'na tutkundur ve bütün varlığıyla O'nunla bağlantı halindedir. Ruhlara sorulan "Yaradanınız Ben değil miyim?" sorusunun yanıltmaz tanıklarından biri de, vicdan değil midir? İşte vicdan, bu tanıklığın hakkına uyma zorunluluğunun yönlendirmesi ile "Allah" demektedir...
   
  16. Isı Yasası: Termodinamiğin ikinci kanunu olan ısı kanunu kainatta ısının tedricen azaldığını yani ısı kaynağı olan varlıkların ısısını yitirerek mutlak sıfır derecesine gitmekte olduklarını açıklar. O zaman enerji tükenecek ve hayat sona erecektir. Yanmakta olan güneş, parlayan yıldızlar ve canlıların vatanı olan yeryüzü... Bunların hepsi belirli bir zamanda yaratılmış olan varlıklardır. Çünkü bunların tümünde mevcut olan enerji tükenmeye doğru gitmektedir. Bu olgu da onların belli bir zamanda başlamış yani yaratılmış olduklarını gösterir. Eğer kainat yaratılmışsa, bir yaratıksa, ezeli bir yaratıcıya muhtaç demektir. Çünkü arada bir yaratıcı kabul etsek, o zaman da onun da yaratıcısı olması gerekir ki bu da saçmadır. Kabul etmek zorunda olduğumuz bu yaratıcının, herşeyi kapsayan bilgi sahibi, hiçbir şeyle sınırlanmayan bir kudret sahibi ve ezeli olması gerekir.  Açıkladığımız kanuna göre kainatta mevcut olan ısının varlığı, kainatın ezeli olması ihtimalini imkansız kılmaktadır.Kainatta ısı varsa, ona ısı verici düşünmek zaruridir. Zira soğumuş haldeki maddede ısı, kendiliğinden oluşmaz. Kainat ezeli olsaydı, sıcak halde değil, soğuk halde bulunurdu.
   
  17. Güneş Enerjisi: Eğer yıldızlar ezeli olsalardı tükenmekte olan bugünkü durumlarında olurlar mıydı? Ömürlerini tüketip sönmüş olmazlar mıydı? Bununla birlikte güneşin, enerjiye dönüşüm sebebiyle kütlesinden bir miktar kaybettiğini biliyoruz. Fakat kütledeki bu azalma o kadar küçüktür ki uzay boşluğuna kıyasla yıldızların küçüklüğü gibidir. Burada anlatmak istediğimiz şudur: Yıldızlar bütünüyle ışık ve ısı yayımı az da olsa kütlelerinden madem ki bir miktar kaybetmektedirler ve bu kesindir, bu halde onlar ezeli ve ebedi olsalardı şimdiye dek çoktan yok olup gitmeleri, yani bütünüyle enerjiye dönüşüp kitlelerini yitirmeleri gerekmez miydi?
   
  18. Yaşam: İnkarcılar şöyle derler: Hayatın oluşumu basit olayların tesadüfi birleşimi sonucudur. Sonra bu basit bileşimler birbirleriyle birleşerek, evrimleşerek şu anda mevcut bulunan hayatı oluşturmuştur. Fakat buna dair ellerinde delil var mıdır? Bu konuda ortaya koymaları gereken en büyük delil de şu olmalıdır: Hayatı oluşturan tüm elementler, geçmişte olduğu gibi bugün de vardır ve onlar bunu kullanabilirler. Geçmişte tesadüflerin yaptığını söyledikleri şeyi bugün kendileri bilinçli olarak yapsınlar! Hayatı hangi elementlerin oluşturduğu biliniyor... Bunların birleşim oranları biliniyor... Hayatın oluşması için ne gibi ortamın gerektiği de biliniyor... O halde ilk oluştuğu gibi hayatı laboratuvarda yaratmaları gerekmez mi? Bunları bir araya getirseler bile hayatın insan iradesiyle doğduğunu iddia edebilirler mi?
  DNA: {İnsanın genetik şifresini taşıyan} bir DNA herbiri 24 cilt tutan 2500 ansiklopedinin kapsadığı bilgiyi kapsar... En ilkel elektronik beyinlerin dahi bir yapıcı olmadan oluşamayacağını kabul eden insan, nasıl bu kadar muazzam bir sistemin tesadüfen oluştuğunu söyleyebilir? Bütün bunları, iradeden, düşünceden, akıldan yoksun, kör, sağır ve dahası canlı olmayan maddenin yarattığını, oluşturduğunu iddia etmek hangi akla, hangi mantığa, hangi ilmi düşünceye sığar? Maddenin, kendi kendine göz, kulak ve kalp gibi oluşumlar göstermesi, aklın alacağı, izah edilebilecek bir durum değildir. Herbiri belirli bir işlevi yüklenmiş olan bu organlar belli bir amaç için yaratılmışlardır. Bunları kullandığımız aletlere benzetebiliriz. Kullandığımız basit aletlerin bir usta, bir yapıcı olmadan yapılamayacağını görürüz ve kabul ederiz de, bunlardan çok daha karmaşık yapı ve işlevler yüklenen organların tesadüfen oluştuğunu söyleriz? Onların şu ısı ve hareket kanunlarına göre faaliyet gördüklerini tespit etmemiz yetmez. Acaba bunları yapan ve belli kanunlara göre hareketlerini takdir ve tayin eden mühendis kimdir?
  Hayatın kökenini tesadüfe bağlayan kişi ile Allah'a bağlayan kişi aklen eşit olabilir mi? Kainat, yaratıcı değildir, ancak yaratılmıştır. Kim kainata ve doğaya yaratıcı sıfatı verirse cahilce ve alçakça Allah'a ortak koşmuş olur.  İnsanın iradesi (dileme yeteneği), kudreti (gücü) ve ilmi (bilme yeteneği) onu maddeden ayırıcı özelliklerdir. Maddenin insana bilme, anlama yeteneği vermesi, onu güçlü kılması ve dileme yeteneği ile donatması mümkün değildir. Bütün bunları insana verebilecek tek merci Allah'tır.  "Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?" {Zariyat 20-21}  İnsanın benliğinde de Allah'ın yaratıcı olduğuna dair birçok deliller mevcuttur. Benliğin (ve ruhun) varlığı bir delildir. İyilik ve kötülük etme yeteneğinin hepsi delildir. Yine evrende mevcut olan benliğimizle ilgili acayip ve madde ile ilgisi olmayan birçok olay da delildir. Gerçekten insan maddeötesi birçok garip şeyler yapmaktadır. Hipnotizma, ruh çağırma, telepati gibi olaylarda kişi vücudundaki maddi göz olmadan bazı şeyleri görebilmektedir...
  Bütün bunlar, bizde maddi olmayan birşeyin var olduğuna, varlığın sınırlarını aştığını, duyumların ve duyumlarla yapılan ölçümlerin onu ihata edemeyeceğini, bunların hepsinin insanın derinliklerine inmekle anlaşılabileceğini ve madde ya da hesaba sığdırılamayacağını gösterir. Organlarının çalışması duran ve ölen insanın sadece maddi varlığını kaybetmediğini, ölen insanda bunun ötesinde maddi olmayan bir parçanın da ayrıldığını, insanın maddi varlığı dışında başka birşeye de sahip olduğunu gösterir. Bu şey nedir? Elbette insanın nefsi ve ruhudur. Topraktan yaratılan ise yine toprağa döner... 
  Sonuç olarak: Hayatın başlangıcı, oluşumu Allah'ın varlığına delildir. Hayatın çoğalması da yine Allah'a delildir. Hayatın türlere ayrılması, yayılması Allah'a delildir. Kainatın merkezi olan insan ve ondaki yüce sıfatlar, Allah'ın varlığına delildir. İnsan ruhu, benliği -yaratılışı ve harikulade oluşu- Allah'ın varlığına delildir. Yalnız bu bile Allah'ı bilmek için yeterlidir.
   
  19. Duanın Kabulü: Sıkıntıya düşenlerden dilediğini kurtarması, Allah'ın süregelen bir kanunudur. Kafir de olsa, sıkıntıya düştüğünde kalbinden Allah'a yönelerek dua eden kişiye Allah yardım edebilir. Başından bu tür olaylar geçmiş kişilerin anlattıkları anılar, bu yardımı açıklar. Başından bu tür olaylar geçmemiş tek kişi göstermek zordur. Ben, sen, o... Her gün olagelen yüzlerce olaydan size birkaç tanesini örnek olarak anlatalım: Bunlar, kişinin yalnız olmadığını, korunmaya layık olduğunu ve sıkıntıda Allah'ın onu koruduğunu gösterir. Elemli bir kalple Allah'a yönelenin ve O'ndan yardım isteyenin duasının kabul edildiğini gösterir. Allah'ın kişiyi yalnız bırakmasından daha büyük felaket olabilir mi? Bu tür olaylarda insan, Allah'ın kudretinin eserlerini ve duasını kabul edişini müşahede eder. Bu tür olayların hepsi Allah'ın varlığına delildir... Bu konu ile ilgili birkaç olay anlatalım:
  a) 1 Ekim 1944 tarihli R.Digest adlı bağımsız dergide şu başlık vardır: "İbadet ve duaya inanmıyor musunuz?"  "Duanın etkisine ve inkar edilmez gücüne bugün artık inanıyoruz. Sıkıntı ve dehşet karşısında insanların kendileri dışında yüce bir güce yönelmeleri garipsenemez. Asıl garipsenecek şey, böyle bir durumun yadırganmasıdır. Korkunç bir anı gördüğümüzde biz de aynısını yaparız..." Major Allan Landberg -New Jersey doğumlu- Avustralya civarında denizde dokuz arkadaşıyla birlikte uçarken düştüklerini ve başlarına gelenleri şöyle anlatıyor:  İki kauçuk sala binme ve kurtulma ümidi arama ihtimalimiz vardı ama yapmadık. Çünkü yanımızda ne ekmek ne de su kalmamıştı. Bütün havacılar endişe içindeydiler. Uçağın geri savunmacısı çavuş "Albert Herhander" dua ediyor ve biz de ona iştirak ediyorduk. Yakıcı güneş altında başımıza gelecekleri bekliyorduk. Dudaklarımız çatladı, dilimiz şişti. Duasına devam eden "Albert" ile duaya bile mecalimiz kalmadı. Üç gün sonra akşam üzeri bir karaltı gördük. Sonra yaklaşınca gözlerimize inanamadık. Bunlar, çırılçıplak Avustralya yerlileriydi. Siyah derili, kıvırcık saçlı bu adamlar, mercan avlamak için geldiklerini, yollarının burası olmadığını, kendilerini bu yöne meçhul bir etkenin sevkettiğini, buna da hayret ettiklerini söylediler. Böylece kurtulmuştuk. 
  b) Şam Radyosu, 10.1.1965 yılında öğleden sonra saat 2.45'te, İngiltere'de yayınlanan bir tıp dergisine dayanan bir yayın yapıyordu. Sözkonusu dergi, olayı bizzat yaşayan doktorun imzasıyla hadiseyi yayınlamıştı. Müzmin bir hastalıktan dolayı hastanede tam 13 yıl yatan genç adam bu süre içinde yapılan tüm tedaviler sonuçsuz kaldığı için doktorlar usanmışlardı. Olayı nakleden doktor, hastayı son defa muayene etmiş, ümit olmadığını görmüştü. Çaresizlik içinde hasta doktora:  - Ümit yok değil mi doktor? diye sordu. Doktor: - Ümit artık yalnızca göktedir. Duayı dene. Dua etmeyi biliyor musun?  Hastalığı on üç yıl devam eden genç, ilk olarak dua ediyordu. Bir hafta sonra hastasını ziyaret eden doktor, onu rahat ve iyileşmiş olarak buldu. Doktorların bir türlü altedemedikleri hastalığın geçmiş olduğunu hayretler içinde gördü.
  c) 1951-1954 yılı Süveyş Kanalı gerilla saldırılarına katılan bir Mısır'lı genç anlatıyor. Üç gerilla olarak stratejik bir alandan geçen bir demiryolunu havaya uçurmak için yola çıkmışlardı. Gece aydınlıktı. Gökyüzü berraktı ve çok uzaktan farkedilebilirlerdi. Düşman bunları görüp ateş açabilirdi. Arkadaşlarından biri ellerini açıp "Allah'ım bize bulut gönder" deyince, biraz sonra nereden geldiği belli olmayan bir bulut gelip etrafı karanlığa boğdu ve ayın önünü kapattı. Planladıkları harekatı başarıp, sağ-salim geri döndüler. Üç düşman devletin Mısır'a hücumu sırasında olanları her birimiz işitmişizdir. Portsaid kenti alevler içinde yanarken halk içten dua etmiş, bunun üzerine yağmur yağarak bütün yangınları söndürmüştü.  Bütün bunlar halkın konuştuğu günlük meselelerdir.
  Bu konuda başından bir olay geçmemiş tek müslüman yoktur. Bütün imkanlar ortadan kalkınca, çaresiz olarak Allah'a sığınır. O zaman da dua kabul olunur ve sıkıntı giderilir. Bunun en belirgin örneği, kuraklık anında çıkılan yağmur duasıdır. Tabiidir ki bunun tevbe, namaz ve dua gibi yapılması gerekli rükünleri de vardır. Resulullah(sav)'den günümüze kadar insanlar bu hususta birçok olay nakletmiştir ve birçok kişi de kabul edilen dualarını anlatmaktadırlar. Tarihçi eleştirmenlere rağmen bu tür olayların varlığı ve devam etmekte oluşu sürekli olarak anlatılagelmektedir.  Duanın kabulü belgesi, şartları vuku buldukça sürekli bir biçimde olagelmektedir, ve olacaktır. Bunların hepsi, dua edenlerin dualarını işiten ve kabul eden yüce bir varlığın bulunduğuna işaret eder. Bu varlık, müslüman ya da kafir, kim olursa olsun, dua edenin duasını kabul eder. İhtiyaç halindeki bir müslümanın duası her türlü ahvalde kabul edilir. Ve tabii duanın kabulü onun hayrına idiyse...
   
  20. Elektron Hareketi: Hareket halindeki herşey belli bir zamanda ve mekanda başlayan hareketle bu eylemine başlamıştır. Bütün elektron ve kütleler dairevi bir hareket halindedirler. Her elektron ve kütlenin de bu hareketinin belirli bir zamanda ve mekanda başlaması gerekmektedir. O halde bu başlangıç noktası bize varlıkların başlangıç anını yani yaratılma zamanını verecektir. Bu düşünceden hareketle kainatın bir yaratıcı tarafından belli bir zamanda yaratılmış olduğu sonucuna ulaşırız. Bu ise yoktan yaratmadır. Yoksa hiçbir şey kendiliğinden yoktan var olmaz.
   
Kaynak: İnancın Gölgesinde-Nil ve İslam'da Allah'a İnanmak-Yenda (sadeleştirerek)
49
Alıntı yapılan: Site EditörüBaktık ki, "burç, fal vs." ilgi\alaka var. Bu türe yönelik bir çok "post" geliyor. Bunların hepsini bir başlık altında toparlayalım dedik. İnşallah iyi olmuştur..



Günlük burç yorumlarınız..
Burcunuzun olumlu\olumsuz yönlerini.. Burç ve sağlık ilişkisini..
Arkadaşlık ilişkilerini..
Partnerinizle uyumlu olup-olmadığınızı takip devamlı takip edebilirsiniz..




Not : Forum başlığımız hayırlı olsun.. :)
50
ŞİRK

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Salâtü Selâm, Rasûlullah'ın, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar, onları dost edinenlerin üzerine olsun...


Tevhidin şirkle olan savaşı, Nûh Aleyhisselâm'ın kavmini, putlardan sakındırıp sadece Allah'a ibadete davet ettiği günden beri devam etmektedir.


Nûh Aleyhisselâm'dan sonra da Rasüller geldi ve gönderildikleri toplumları yalnız Allah'a ibâdet etmeye davet edip tapınageldikleri şeylerin ibâdete layık olmadıklarını onlara anlattılar. Bu hak batıl mücadelesi, Muhammed (s.a.v) gelinceye kadar da böylece devam etti. Allah Resûlü (s.a.v) kendisine nübüvvet verilmeden önce de çevresinde "sâdıkû'l-emîn/doğru ve güvenilir" olarak bilinmesine rağmen onları tevhide, yalnız Allah'a kul olmaya davet ettiğinde, "yalancılık ve sihirbazlıkla" suçlandı.


İşte bu, toplumlarını şirkten arındırarak tevhid inancına çağıran her peygamberin karşılaştığı bir durumdur. Bu mücadele her zaman varolmuştur.


"Allah, kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bundan öte dilediğine bağışlar. Her kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz büyük bir iftirada bulunmuştur." (Nisâ, 4/48)


"Şüphesiz kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun gideceği yer Cehennemdir. Zalimlere orada bir yardımcı da yoktur." (Mâide, 5/72)


İnsanın, Allah azze ve celle'ye karşı açıkça isyanı olduğu için şirk, en büyük bir suçtur. Bu hal üzere ölen kimse ebediyen Cehennemde kalacaktır. (Allah korusun)


"Şüphesiz kitap ehli ve müşriklerden Kafir olanlar, Cehennem ateşinde ebedi olarak kalacaklardır. Onlar insanların en kötüleridirler." (Beyyine, 98/6)


Öyleyse şirk nedir?


Şirk; Allah'a zatında, sıfatlarında, hükmünde, ulûhiyet, ibadet veya mülkünde ortağı, dengi bulunduğuna inanmak ve bunu kabul etmektir. Küfür nasıl imanın zıttı ise, şirkte tamamen Tevhidin zıddıdır.


Şirkin Çeşitleri:


1. Büyük Şirk


Bir şeyi Allah'a denk tutup ona ibadet etmek, İlah'mışcasına ona itaâtte bulunmak, hem onun hem de Allah'ın emirlerini denk görerek ortak koşmak, veya o şeyi Allah hükmünün önüne geçirmektir. Bazı hallerde Allah'ın hükümlerinin geçerli olama-yacağına inanmak ta bu kabildendir. Kişi bu durumda geçerli gördüğü kanunları Allah'ın hükümlerine tercih ettiği için bilerek veya bilmeyerek şirke düşmüş olur. Şüphesiz bu kelimenin tek anlamıyla, şirkin en ağırı olup bu durumdaki kimse İslâm'dan çıkmış ve bu durum üzere ölen kimse de ebedî cehennemde kalmak üzere müşrik olarak ölmüştür. (Allah korusun)


Bunun da bazı kısımları vardır;


İtaatte Şirk: Hüküm ve egemenlikte şirk


Allah'ın hükmünden başkasını kabul etmek, meşrû görmek veya onun Allah'ın hükmünden üstün yönleri olduğuna inanmaktır. Hüküm ve hakimiyet yalnızca Allah'a has bir haktır. (Hiçbir mahlûkun hükme ehliyeti yoktur. İnsan yalnızca Allah'ın hükümlerini uygulamakla memurdur.)


"Hüküm yalnız Allah'ındır." (Yûsuf, 12/40)


Allah'a isyan olan bir ameli helal görecek kadar alim veya şeyhlerine uyanlar (Allah korusun) bu sınıftadırlar.


"(Yahudiler) Allah'ı bırakıp alimlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler." (Tevbe, 9/31)


Allah Resûlü (s.a.v) Tirmîzi'de yer alan sahih bir hadiste bu ayeti Adiy b. Hâtim'e, "Hıristiyanlar, alimleri helali haram, haramı da helal kıldıklarında onlara itaât ediyorlardı. Kim Allah'tan başkasına şeriat koyma, (hayata tümüyle yön verme) hakkı iddia ederse Allah'tan indirileni inkar etmiştir" -şeklinde açıklamış, sonra da şu ayeti okumuştur-, "Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridirler." (Mâide, 5/44)


Emir ve yasaklama hakkı, sadece Allah'ındır:

"Bilesiniz ki, yaratmak ta, emretmek te O'na mahsustur." (A'raf, 7/54)

"Bilesiniz ki, ...O'na mahsustur" ifâdesi, bu hakkın başkasına asla nisbet edilemeyeceğine açık bir delildir. Ayette görüldüğü üzere yaratma ve emretme hakkını, Allah'tan başkasına nisbet eden kimse İslâm milletinin (dininin) dışına çıkmış, müşrik olmuştur.


Yarattıkları üzere yegâne tasarruf sahibi olan yalnız Yaratıcıdır, Allah azze ve celle'dir. Yarattıklarının yararına olanı en iyi bilen de sadece O'dur. O'ndan başkası hiç bir şey yaratmamıştır.


Allah'tan başkası, yaratılmış olduğundan dolayı acizdir, kendinde bile bilmediği sayısız husus vardır. İnsan bunu bile bilmekten âcizken yaratılmışlara uygun ve yararlı olanı nereden bilebilir ki? Bu da gösteriyor ki, insanlar tarafından hayata bir sistem olarak yön vermesi üzere konulan bütün kanun ve düzenler batıldır. Hiçbirisiyle hüküm vermek asla câiz değildir. Hakimiyet ancak Allah'ındır, O'ndan başkasının, kendinden bir hüküm getirme hakkı asla yoktur. (En maddesel konularda bile insan, dün inkar ettiğini bugün ikrar veya dün ikrar ettiğini bugün inkar ediyorsa bu âciz haliyle -Yaratıcısını ve de O'nun hükümlerini inkar ederek- ortaya koyacağı hayat sistemi elbette batıl olacak ve elbette her şeyi ilmiyle kuşatan hiçbir noksanlığı olmayan yüceler yücesi Allah'ın kanunları yegâne, alternatifsiz doğrular olacaktır). Allah'tan başkasının kanunlarına Kur'âni ifadeyle, "Cahiliyye hükümleriyle hükmetme" denilmektedir. Burada Allah azze ve celle, kendi hükmü dışında geçerli veya hayırlı olabilecek bir hükmün olmadığını açık ve kesin olarak bildirmiştir.


Allah'tan başkasına emretme, yasaklama, helal ve haram kılma, kanun koyma ve hakimiyet hakkını başkasına verme gibi haller tevhidi bozar. Bu konuda Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:


"Hükm/Egemenlik yalnız Allah'a mahsustur. O sadece kendisine kul olmayı emretti. Dosdoğru din ancak budur." (Yusuf, 40)

Şirkin en büyük biçimi Allah'ın indirmediği ile insanlar arasında hüküm vermektir.


Tevhidi bilmeyenler, her ne kadar yerin ve göklerin bir sahibi, yağmuru yağdıran, dünyayı yaratan ve yöneten bir ilâhın olduğunu kabul etseler de; hâkimiyet, sosyal hayatın düzenlenmesi, ibâdet, helâl haram (yasak-serbest) gibi konularda kendi hevâlarına veya egemen güçlerin isteklerine ve tâğûtî yasalara uyarlar. Böyle kimseler ve topluluklar, zamanla birtakım varlıkları ve güçleri ilâhlaştırarak, onlara aşırı saygı göstermeye, bazılarının yardımını alabilmek için, bazılarının da kötülüğünden kurtulmak için onlar adına uydurulmuş putlara veya ilkelere tapınırlar. Allah'ın haram kıldığı (yasak dediği) haram, helal kıldığı (serbest dediği) helaldir. Allah'ın helal kıldığı şeyi yasaklayan veya haram kıldığı şeyi serbest bırakan kişi, merci, meclis, konsey gibi kurum ve kuruluşlara tabi olanlar ve itaat edenler, onlara ibadet etmiş olurlar.


"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir." (Maide, 44)


Tıpkı Allah'ın eşsiz ve benzersiz olması gibi, O'nun hükmünün de eşi ve benzeri yoktur.

Kur'ân-ı Kerim, genel olarak bütün beşeri hakimiyetleri her türlüsüyle reddederken, bu hakimiyet anlayışlarının ortaya çıkardığı pratikleri kendisine konu edinerek reddeder. Çünkü hakimiyet anlayışının pratiğe yansıyan yönü, düzenleyici bir takım hükümler koymaktır, bir takım değer yargıları belirlemektir.

O bakımdan Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın izin vermediği her türlü yasamayı, Allah'a ortak koşmak olarak kabul eder. (eş-Şûrâ,42/21) Çünkü yasa koymak, egemenlik anlayışının ve bu anlayışın kullanılmasının açık ifadesidir. Dillerin yalan yere helal ve haram olarak hükümler koyarak eşyaya ilişkin nitelendirmelerini, hem yalan, hem de Allah'a bir iftira olarak değerlendirmektedir. (el- En'âm,6/138-140; en-Nahl,16/116)

Milletvekili Adayı Olmanın Anlamı:

Milletvekili adayı olmanın anlamı da şudur: ''Ben sizin adınıza bu maksatla kurulmuş bulunan kurumda gidip teşri yapacağım, her birinizden bir fert olmanız dolayısı ile elinizde bulunan genel hakimiyet yetkisinin birer parçasını bana vekaleten belli bir süre devretmenizi istiyorum. Böylelikle ben yeterli sayıdaki temsil cüzlerini toplayabildiğim taktirde, sizin adınıza egemenlik yetkisini kullanacağım ve teşri (kanun koyma) faaliyetine katılacağım.''

Seçmen ve milletvekili adayı olmanın anlamları bunlar olduğuna göre, gerek seçmen olarak demokratik sürece katılmayı savunanlara, gerekse böyle bir görevi seçmenlerinden oy isteyerek üstlenmeye yine İslam adına, İslam'a hizmet adına talip olanlara Kur'ân-ı Kerim'de yer alan bazı buyrukları hatırlatmak gerekir.

Açıklamalarımızdan anlaşıldığı gibi, demokratik süreç içerisinde faaliyetlerin kabul edilmesi, herşeyden önce mevcut demokratik düzenin kabul edilmesi anl----- gelir.

Kur'ân-ı Kerim'de Allah'tan kaşka kanun koyan ve Allah'tan başka hükmüne başvurulan ya da hükmü kabul edilen herkes ve her kurumun ortak adı bilindiği gibi ''tâğût''tur. Tâğût'un reddi ise, iman edebilmek şerefine nail olmanın ilk basamağıdır.

''Hak ile Batıl apaçık meydana çıkmıştır. Kim tağutu inkar eder ve Allah'a iman ederse o, muhakkak kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa yapışmış olur.'' (Bakara, 2/256)

Demokrasi de, hakimiyet hakkını -ifadede dahi olsa- ilahlaştırdığı halka verdiğini ''Hakimiyet kayıtsız şartsız halkındır, ya da milletindir'' diyerek ifade etmekte ve kendine has şirkini böylece formüle bağlamaktadır.

Zira parti kurarak iktidara adaylık koymak tağutluk talebinde bulunmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah'ın hükümleri dışında hükümler koyan ve Allah'ın hükümlerinden başka hükümlerle hükmeden bir kişi veya meclis yalnız Allah'ın hakkı olan hüküm verme yetkisini kendi üzerine almış, haddini aşmış ve tağut olmuş olur. Bu iş Allah'ın rızasını kazanmak ve onun dinini hakim kılmak amacıyla yapılsa dahi, her kim oylarıyla veya başka bir yolla bu partilere yardım eder ve onları desteklerse yalnız Allah'a tanınması gereken hüküm verme yetkisini Allah'tan başka bir varlığa tanıdığı için ona ibadet etmiş ve kafir olmuş olur.

İbni Kesir (r.a): "Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar?" (Maide: 50) ayetinin tefsirinde şöyle diyor:

"Allah (c.c), her hayrı kapsayıcı ve her şerri yasaklayıcı olan hükümlerinden yüz çevirip bunun yerine cahiliyede olduğu gibi kişilerin görüşlerine, dalalet ve sapıklığı ifade eden değer yargılarına ya da çeşitli dinlerin karışımı ve beşeri görüşlerden meydana gelen Cengiz Han'ın vazettiği Yesak gibi İslam dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmiyor.

Yesak; Cengiz Han'ın Kur'ân, Tevrat, İncil ve kendi görüşlerine dayanarak ortaya koymuş olduğu kanunları ihtiva eden bir kitaptır. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçen çocukları (İslam'a girdiklerini iddia ettikleri halde) bu kitabı bir anayasa kitabı olarak gördüler. Allah (c.c)'ın kitabı ve Rasulullah (s.a.v)'ın sünnetini bir kenara atarak bu kitaptaki hükümlerle Tatarlara hükmetmeye başladılar. İşte böyle davranan kimseler kafirdir. Bunlarla, büyük küçük her meselede yalnız Allah (c.c)'ın hükmüne dönünceye kadar savaşmak farzdır." (İbni Kesir Tefsiri c: 2 s: 67)

İbni Kesir (r.a) devamla şöyle dedi:

"Bu yapılanların hepsi Allah (c.c)'ın nebilerine indirdiği şeriate muhaliftir. Kim nebilerin sonuncusu Muhammed (a.s)'e inen şeriatı terk ederek daha önceki nebilere inen mensuh olmuş şeriatlere muhakeme olursa, Allah (c.c)'ın bildirdiği gibi kafir olur. Durum böyleyken Yesak'a (Cengiz Han'ın koyduğu kanunlara) muhakeme olup onu Allah (c.c)'ın şeriatinden önde tutan kişinin hükmü nasıl olur acaba? Her kim böyle yaparsa bütün müslümanların icmaıyla kafirdir.

İbni Kesir (r.a)'in, neshedilmiş şeriatlere muhakeme olan kişiye nasıl da küfür hükmü verdiğine dikkatle bak!

Zamanımızda İslam şeriatinin yerine tatbik edilen beşeri kanunlar, neshedilmiş şeriatlerden daha tehlikeli ve bu kanunlara muhakeme olmak, daha büyük küfürdür.

Taklitde şirk

Çevrenin etkisinde kalarak düşülen şirk; Ataların bâtıl inanışlarını aynen sürdürmek, bâtıl da olsa atalar dinine inanmak. Hususi olarak beğenip seçtikleri için değil de, atalarından geldiği için bâtıl olduğu halde kabul ettikleri inanç, düşünce ve yaşama biçimi, şirktir. Genellikle insanların çoğu, dinini araştırıp delilleriyle bilerek, bâtılı haktan ayırıp seçerek değil; içinde bulunduğu toplumda o din bulunduğu için, bulduğu saflığı veya yanlışlığıyla birlikte bir dine sahip olur. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de müşriklerin ağzından şöyle belirtilir: "Atalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de onların izlerine uyarız." (43/Zuhruf, 23)


Duâda Şirk


Hastalıktan şifa, musibetten afiyet, rızık genişliği vb. gibi ancak Allah'ın kâdir olduğu hususlarda ister Peygamber veya alim olsun, ister salih bir kul olsun mahluklardan medet ummak ya da Allah'a yapılan duâda onlara seslenip aracılar kılmak bu kabildendir. Zira onlar da duâyı yapan gibi yaratan değil amellerini kazanan kullardır. Şifa bulmak veya nazar vs.'den korunmak için muska vb. şeyler edinmek te böyledir, Allah Rasûlü (s.a.v) "şüphesiz, muska ve temîmeler şirktir" ve "Kim boynuna muska takarsa Allah ona afiyet vermesin" buyurmuştur.(Sahihtir. Tirmizi) Duâ ibadettir ve de tüm ibâdetler ancak Allah'a mahsus kılınmalıdır. Allah'a ibâdette hiçbir şey, hiçbir kimse ortak edilemez.


"De ki: ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, ilâh'ınızın sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim, Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel yapsın ve Rabbine ibâdette hiçbir şeyi ortak koşmasın." (Kehf, 18/110)


"Allah'ı bırakıp ta sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o taktirde sen mutlaka zalimlerden (müşriklerden) olursun." (Yûnus, 10/106)


"Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez." (Zümer/3)


Niyet ve Gâyede Şirk


Genellikle amellerde ortaya çıkan ve kişinin tümden Allah'a itaattan yüzçevirmesi, uzaklaşması şeklindeki şirktir. Amelini dünyevî çıkarlar için yapan Allah'ın rızasını gözetmeyen kişi bu şirke düşmüş olur, ki bu itikadî bir şirktir.


"Kim, (yalnız) dünya hayatını ve onun zinetini istemekte ise, onların işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir, halen yapmakta oldukları şeyler zaten batıldır." (Hûd, 11/15-16)


Sevgide Şirk


Başkasını Allah'ı sever gibi ya da O'ndan daha fazla sevmekledir. Bu da şirktir. Sevgi ihlasla boyun eğmenin bir göstergesidir.


"İnsanlardan bazısı Allah'tan başkasını Allah'a (haşa) eşler ve benzerler edinir de onları, Allah'ı sever gibi severler. İman edenler ise daha çok Allah'ı severler." (Bakara, 2/165)


Hulûl Şirki


Birleşme anl----- gelen ittihâd sözcüğü ile de dile getirilen hulûl inancı (Allah'ın -hâşâ!- kulda çözülmesi), tasavvufa sonraları İran ve Hrıstiyan kültürleri ile birlikte yeniplatoncu felsefenin de etkileriyle ve özellikle şii tarikatlar kanalıyla girdi. Aşırı şiiler, Allah'ın önce Ali Radıyallahu anh'a sonra da imamlara ve öteki şiâ ulularına hulûl ettiğini öne sürerler. Bu akımın önemli temsilcilerinden olan (Ben İlâhım) sözünden dolayı idam edilen Hallâc-ı Mansûr, tutkularına hakim olarak nefsini eğiten kimsenin insâni niteliklerden sıyrılarak arınıp saflaşacağını, böylece Allah'ın o kula hulûl edeceğini savunur. Yaygınlaşan ve geniş bir yandaş kitlesince benimsenen bu düşünceler İbn-i Arâbi'nin sistematize ederek hararetle savunduğu Vahdeti Vücûd adı verilen tasavvuf akımının kökleşmesine yol açtı. Bu inançla insan ve Allah'ın bir bütün (?!) olarak değerlendirildiği, Allah'ın -hâşâ!- kulunda çözüleceği böylece aynı vasıflarla muttasıf olabileceği öne sürülmüştür ki, bu da maalesef bir çok tarikat tarafından öğretilegelmiştir. (Bk. Vahdeti Vucûd/Aliyü'l- Kâri)


Tasarrufta Şirk


Allah'ın Rububiyeti gereği O'na mahsus olan kâinattaki tasarruf ve tedbiri bir takım salih kimselere nisbet etmek, onların da bu hususta güç sahibi olduğuna inanmaktır. Bu salih insanların elbette diğer insanlardan faziletli yanları olabilir. Ancak bu Allah'a mahsus olan vasıflara nisbet edilmelerine varacak şekilde değildir. Peygamber de olsa bu böyledir. Örneğin mutlak gaybı Allah'tan başka kimse bilemez. Dolayısıyla Allah'tan başkasının gaybı bildiği iddiası kişiye, Allah adına bilmediği bir şeyi söylediği için büyük bir sorumluluk getirir, sahibini küfre götürür. (Allah korusun)


"...Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı, ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." (A'raf: 7/188)


Korkuda Şirk


Allah'a ve ahirete olan iman zayıflığının veya batıl inancın bir neticesi olarak kişinin; Allah'tan başkasının fayda ya da zarar verebileceğine inanması, korkuda başkalarını Allah'a denk tutmasıdır. Beşeri sistemlerin baskısından korkarak farzları terketmek de böyledir. Doğrusu insan Allah'tan korkmalı ve bu korkusu onu daha fazla itaâta sevketmelidir.


Ancak yırtıcı hayvanlardan veya bir zalimden korkmak gibi doğal korkuya gelince şer'an mümkündür ve bu da şirk sayılmaz. Allahu Teâla, Musâ Aleyhisselâm'ı şu ayette bu tür bir korkuyla vasfetmiştir:


"...Etrafını kollayarak, korkuyla oradan ayrıldı." (Kasas, 28/21)


Tevekkülde Şirk


Tevekkül, sebepleri yerine getiren insanın, Allah'ı vekil kılması, O'ndan işinde muvaffakiyet vermesini istemesi ve yalnız O'na güvenmesidir:


"Sen, ölümsüz ve dâima diri olan Allah'a tevekkül et..." (Furkân,25/ 58)


Bunun için Allah'tan başkasına veya sebeplere tevekkül etmek caiz değildir.


Şirk olan tevekkül ise; Ancak Allah'ın kudreti dahilinde olan şeylerde Allah'tan başkasına kalben tevekkül edip bağlanmaktır veya Allah'tan başkasını rızık alıp veren olarak görmektir.


Küçük şirk konusuna geçmeden önce çokların bilmeden düştüğü bazı önemli ve de hassas noktalara değinmekte yarar var, bunlar:


Şifayı mutlak sûrette doktor veya ilaca bağlamak. Din ve dünya işlerinde başarılı olmayı Allah'ın yardım ve izni olmaksızın yalnız zekâ, gayret ve çalışmaya bağlamak. Kulların kanun, hüküm koyabileceklerine dair inanış. Ölüm nedenlerini mutlak surette trafik kazalarına veya yanlış ilaç kullanımına vs.'ye bağlamak vb. gibidir. Bu izafetleri mutlak olarak yapmaktan çok sakınmalıdır.



Kavlî Şirk


Allah'tan başkasına yemin etmek gibi kişinin lisanıyla işleyebileceği şirk türüdür. "..senin sayende", "-Allah'tan başkası için- hâkimler hâkimi" gibi sözler ve de kişiyi Abdu'n-nebî, Abdu'l-hüseyin gibi isimlerle Allah'tan başkasının kulluğuna nisbet etmek bu kabildendir. "Kur'an evliya çarpsın!", "ekmek mushaf çarpsın!" vb. sözler de bu sınıftandır. Bunların tümünden sakınmalıdır.


Fiilî Şirk


Bazı şeyleri uğurlu yahut uğursuz saymak gibi inanışlardır. Bazı hayvanları, kuşları veya günleri uğursuz saymak; uğursuz olduğu inancıyla bazı şeyleri terk etmek, kahinlere gitmek onları tasdik etmek, kayıp şeyleri bulmak üzere onlardan yardım istemek, fal bakmak veya baktırmak, niyet çekmek, türbelere para atmak, ip bağlamak (itîkad edilmemesi koşuluyla!) böyledir.

"...Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir..." (Yâ'sîn, 36/19)

Rasûlullah (s.a.v), "Uğura inanmak şirktir" buyurmuştur. (Müslim)


Kalbî Şirk


Riyâ, şöhret sevgisi, bazı amelleriyle dünya ve dünyalığı ahirete tercih edercesine arzu etmek gibi hususlar kalbî şirktir.

Bunu dört şekilde inceleyebiliriz;

1. Dünyevi bir menfaat sağlamak için amel yapmaktır. Böyle bir kişi amelinin ecrini dünyada alır, ahirette ise bir nasibi yoktur. Bu da büyük şirktir.

2. İnsanların hoşnutluğu için yapılan Allah'ın azabından sakınma hedefi güdülmeyen amellerdir.

3. Mal edinebilmek, evlenebilmek için hacca gitmek, ganimet için cihâda gitmek veya makam elde etme gayesiyle İslâmi ilimler okumak bu tür şirktendir. Burada da hedef Allah'ın rızası değil, hevâ ve hevestir.

4. Başkalarının rızasının gözetilmediği halde huşû ve takvâsızlıktan dolayı ifsad edilmiş amellerdir,

"... "Allah ancak müttakîler (takvâ sahiplerin)'den kabul eder." (Mâide, 5/27)

Bu amel de kişiye ahirette bir yarar sağlamaz. İyi ve kötü amel birbirine karışmış, kötü olan galip gelmiştir.

Doğruluklarına kalben itikâd edilmesi halinde bunlar büyük şirke dönüşür ki Allah azze ve celle hepimizi bunlara düşmekten korusun. (Âmin)


Gizli Şirk


İbn Abbâs (r.a), "Allah ve sen dilersen" gibi bir sözün "Allah ve falanca dilerse" anlamında olduğunu söylemiş ve bunun gizli şirk olduğunu belirtmiştir. Bu ifadenin yerine "önce Allah, sonra da falanca dilerse" kullanılması gerekir. "Önce Allah, sonra da senin sayende" demeli ve Allah'a hiçbir varlık denk tutulmamalıdır. Buna düşen Yine "Allah'a ve sana güveniyorum" değil, "önce Allah'a, sonra da sana güveniyorum" denmelidir. Zira "ve" edatı eşitliği gerektirir. "Sonra" kullanarak derece farkını ispat etmek şarttır.

Allah Rasûlü (s.a.v), bunun keffâretini şöyle bildirmiştir:

"Kim Lât ve Uzza'ya yemin ederse (hemen ardından) "Lâ İlâhe İllallah" desin. Kim arkadaşına, "Gel! bahis -iddialaşmak ve kumar- oynayalım derse, sadaka versin" (Buhari, Müslim)

Rasûlullah (s.a.v), her tür şirkten şu duâyla Allah'a sığınmamızı bizlere öğretmiştir:

"Rabbimiz, bilerek sana ortak koşmaktan sana sığınırız, bilmediğimizden de bağışlanmamızı dileriz" (Sahihtir, Ahmed)


İmana Zarar Veren Ameller


. Sihir: Kalp ve bedene hastalık, ölüm vb. gibi fiziksel etkiler meydana getirebilen, eşlerin arasını açan ve cinlerle küfre düşmeye karşılık işbirliği içinde bulunan kimselerin bazı muska, üfürük, tılsım vs. ile yaptığı bir fiildir. Bu, ameli küfür olduğu gibi bu işlerle uğraşanlar da kâfirdir. (Bkz. Bakara: 2/102)

. Kâhinlik: Medyumluk olarak da isimlendirilen kehânet, geleceği bildirme iddiasıdır. Kâhin veya medyum, Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği gaybî şeyleri, geleceği bildiğini iddia eder ki, bu haliyle Allah'ı inkar ederek kafir olmuş olur. Sözlerini doğrulayan da küfre düşer.

. Sihri çözmek: Sihre maruz kalan kimseyi Allah'ın izniyle kurtarmak biri meşrû diğeri ise haram olmak üzere iki yolla mümkündür:

a) Sihri, sihirle çözmek; bu küçük küfürdür.

b) Sihri Kur'ân ve Sünnette sabit olan duâları okuyarak (rukye ile) çözmektir ki, bu câizdir.

. Falcılık ve astroloji: Bazı yıldız ve burçları, yeryüzünde meydana gelen olaylara etkili kabul etmektir ki, kişi isterse bunun Allah'ın izni ile olabileceğine inansın şirktir. Sahibini İslâmdan çıkarır.

. Okuma (Rukye): Kur'ân veya Sünnette yer alan; cin ibtilâsı vs. hastalara şifa için okunan zikir ve duâların tümüne verilen addır.

Rukyenin meşrû olabilmesi için; a) Allah'tan başkasına güvenip ondan medet ummak gibi haram şeyler içermemesi, b) Mânasının anlaşılır olması, c) Arapça olması (bilmeyen şifa için kendi dilinde duâda bulunur), d) Allah'ın izni olmadıkça şifanın hasıl olmayacağına inanılması şeklinde bazı kâideler vardır.

Şifa için bilezik, ip veya değişik vasıflardaki taş vs. edinmek gibi mezkûr kâidelerin dışında olan rukye, haram olur.

Zarar ve yarar ancak Allah'ın izniyledir. Allah bütün yaratılmışlar üzerinde tek kuvvet ve kudret sahibidir. Her kim böyle şeylerin hayır ve şerre neden olduğuna inanırsa büyük şirke düşmüş olur.

Şu an Müslüman diye nitelendirilen ülkelerin, bir çok fitne, felaket, belâya maruz kalması, kanlarının ucuz olması, zillet içinde bulunmalarının başlıca nedeni İslâm topraklarında maalesef her çeşidiyle yaygın olan şirkî unsurlardır. Akidelerinin berraklığını gideren şirkî öğeler ve gerçek tevhid akidesinden yüz çevirmelerinden dolayı Allah'ın üzerlerine boşalttığı türlü azaplara müstehak olmuşlardır.

İslâm'dan olmadığı halde İslâm zannedilerek rağbet gören bid'at ve hurafeler bunun vecîz bir göstergesidir. Oysa İslâm bunları ve bunlara götüren yolları yıkıp tevhid akidesini ikâme etmeye gelmiştir.

Şu an yaşadığımız toplum, kendilerinden önceki müşrik kavimler gibi dinlerini oyun ve eğlence edinmiştir.

Ölü veya diri insanları yüceltmeye, onlar için kurban kesmeye, duâlarında onlardan medet ummaya, kabirlerini bayram yerlerine çevirip onları tavaf etmeye başladılar. Allah Rasûlü (s.a.v)'in, "Allah katında mahlukâtın en şerlileri" olarak tanımladıkları kimseler gibi kabirleri ziyaret etmek için sefer eder, oraları mescide çevirir ve onları takdis eder oldular!

Tüm bunlardan daha korkunç olan da, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyi terkettiler!.. Beşerî sistemlerle yaşar onları destekler oldular. Onu sever ve savunur oldular!
51
Eski Konular Arşivi / Esma-i Hüsna
05 Kas, 2007, 20:10
ESMA-İ HÜSNA




???? ?????? ?????? ?? ????? ????? ???? ?????????? ?????????? ????????? ?????????? ????????? ?????????? ????????????? ??????????? ????????? ?????????????? ?????????? ?????????? ???????????? ??????????? ??????????? ??????????? ?????????? ??????????? ????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ?????????? ???????? ????????? ????????? ?????????? ?????????? ?????????? ???????? ????????? ????????? ?????????? ?????????? ?????????? ????????? ????????? ??????????? ????????? ???????? ????????? ??????????? ???????? ???????? ???????????? ???????? ??????????? ?????????? ????????????? ????????? ??????? ????????? ??? ?????????? ???????????? ??????????? ?????????? ????????? ????????? ????????? ????????? ?????????? ???????? ????????? ????????? ???????? ?????????? ?????????? ??????????



» Esmâ-i Husnâ Nedir?
Esmâ-i Husnâ, Allah'ın güzel isimleri demektir. Bir âyet-i kerîmede: "En güzel isimler O'nundur (Allah'ındır)" (el-Haşr, 24) buyurulmaktadır. Diğer bir âyette de; en güzel isimlerin Allah'a ait olduğu belirtildikten sonra, bu isimlerle dua edilmesi tavsiye olunmaktadır (el-A'râf, 180). Allah'ın isimleri tevkifîdir. Yâni, Allah hakkında ancak âyet ve hadîslerde zikri geçen ve söylenmesine izin verilmiş olan isimler kullanılabilir. Rastgele isim izafe edilemez. Esmâ-i Husnâ ile ilgili olarak Buhârî ve Müslim'de: "Allah'ın 99 ismi vardır. Kim bunları ezberlerse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer" buyurulmuştur. Tirmizî, İbn-i Hibban ve Hâkim'in bu konudaki rivâyeti ise, şöyledir: ???? ?????? ?????? ?? ????? ????? ???? ?????????? ?????????? ????????? ?????????? ????????? ?????????? ????????????? ??????????? ????????? ?????????????? ?????????? ?????????? ???????????? ??????????? ??????????? ??????????? ?????????? ??????????? ????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? ?????????? "Kim bunları (Esmâ-i Husnâ'yı) mânâlarını anlayarak sayar, bunlarla Allah'ı zikrederse Cennete girer." Şâh-ı Nakşıbend Hz.leri bu hadîsle ilgili olarak buyurur ki: "Bu hadîs-i şerîfteki Ahsâ kelimesinin bir mânası, saymaktır. Diğer bir mânası ise, bu ism-i şerîfleri öğrenip bilmektir. Bir mânası da, bu esmâ-i şerîfin mûcibince amel etmektir. Meselâ: Rezzâk ismini söylediği zaman, rızkı için asla endişe etmemeli. Mütekebbir ismini söyleyince, Allahü Teâlâ'nın azametini ve kibriyâsını düşünmelidir." Hadîslerde zikri geçen 99 isim şunlardır: Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, el-Basîr, es-Semi', el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi', el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.

ALLAH Bu ism-i şerif, Cenâb-ı Hakk'ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği bütün güzel vasıfları ve İlâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi mânalarına delâlet ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir isim tutamaz. Bu isim, Allah'tan başkasına ne hakikaten ve ne de mecazen verilemez. Diğer isimlerin ise, Allah'tan başkasına isim olarak verilmesinde bir mahzur yoktur. İnsanlara Kadir, Celâl ismini vermek gibi. Yalnız bu isimlerin başına, insanlara izafe edildiklerinde, "kul" mânâsına gelen "abd" kelimesinin ilâvesi güzeldir. Abdülkadir ismi gibi...

er-RAHMÂN Ezel'de bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran; Sevdiğini, sevmediğini ayırdetmiyerek bütün mahlûkatını sayısız nimetlere garkeden... Hayatları için lüzumlu olan bütün rızıkları veren...

er-RAHÎM Pek ziyade merhamet edici; Verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî nimetler vermek suretiyle mükâfatlandırıcı... Rahmân ism-i şerîfinden Allah Teâlâ'nın ezelde bütün mahlûkatı için hayır ve rahmet irade buyurduğu anlaşılır. Rahîm ism-i şerîfi ise, mahlûkatı arasında irade sahipleri, hususan mü'minler için rahmet-i İlâhiyyenin tecellisini ifade eder.

el-MELİK Bütün mahlûkatın hakikî sâhibi ve mutlak hükümdârı... Allah'ın, ne zâtında ve ne de sıfatında hiçbir varlığa ihtiyacı yoktur. Bilâkis herşey zâtında, sıfâtında, varlığında ve varlığının devamında O'na muhtaçtır. Bütün kâinatın hakikî sâhibi, mutlak hükümdârıdır.

el-KUDDÛS Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz... Allah, hissin idrâk ettiği, hayâlin tasavvur ettiği, vehmin tahayyül ettiği, fikrin tasarladığı her vasıftan münezzeh ve müberradır. O hatâdan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz olandır. Bu bakımdan her türlü takdîse lâyıktır. İnsan su'-i ihtiyârı karışmadığı müddetçe kâinatta fıtrî olarak bulunan umumî temizlik hakikatı da, Cenâb-ı Hakk'ın KUDDÛS isminin tecellîsidir.

es-SELÂM Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan; Her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran; Cennet'teki bahtiyar kullarına selâm eden... Bu ism-i şerif, Kuddûs ismi ile yakın bir mânâ ifade etmekte ise de Selâm ismi, daha ziyade istikbale aittir. Yani, Cenâb-ı Hakk'ın gerek zâtı, gerek sıfatı ileride en ufak bir tegayyüre, bir değişikliğe, bir za'fa uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa ebedde de öyledir.

el-MÜ'MİN Gönüllerde îman ışığı yakan, uyandıran; Kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran... Allah Teâlâ, kalblere îman ve hidâyet bağışlayarak oralardan şübhe ve tereddüdleri kaldırmıştır.Kendine sığınanlara aman verip korumuş, emniyetle rahatlandırmıştır.

el-MÜHEYMİN Gözetici ve koruyucu... Allah, yarattığı mahlûkatının amellerini, rızıklarını, ecellerini bilip muhafaza eder. Bütün varlığı görüp gözeten, yetiştirip varacağı noktaya ulaştıran ancak O'dur. Hiçbir zerre, hiçbir lâhza, Onun bu lûtuf ve âtıfetinden boş değildir.

el-AZÎZ Mağlûb edilmesi mümkün olmayan galib. Bu ism-i şerîf, kuvvet ve galebe mânâsına gelen İZZET kökünden gelir. Allah Teâlâ mutlak sûrette kuvvet ve galebe sâhibidir. İzzet sıfatı, Kur'an'da birçok yerlerde azab âyetleri bahsinde gelmiştir. Fakat bu ism-i şerîfin yine birçok defa Hakîm ism-i şerîfi ile birleştiği görülür. Bunun mânası: Allah Teâlâ'nın kudreti galibdir, fakat hikmeti ile kötülerin cezasını te'hir eder, kötülük edip durmakta olan insanları cezalandırmakta acele etmez, demektir.

el-CEBBÂR Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan; Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan... Bu ism-i şerif cebir maddesindendir. Cebir, "kırık kemiği sarıp bitiştirmek, eksiği bütünlemek" mânasına geldiği gibi, "icbar etmek", yani, "zorla iş gördürmek" mânasına da gelir. Bu mânaya göre Allah Teâlâ Cebbâr'dır. Yani, kırılanları onarır, eksikleri tamamlar, her türlü perişanlıkları düzeltir, yoluna kor. Cebbâr'ın ikinci mânasına göre de; Allah Teâlâ kâinatın her noktasında ve her şey üzerinde dilediğini yaptırmağa muktedirdir. Hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali yoktur.

el-MÜTEKEBBİR Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren... Büyüklük ve ululuk, ancak Allah'a mahsustur, varlığı ile yokluğu Allah'ın bir tek emrine ve iradesine bağlı bulunan kâinattan hiçbir mevcut, bu sıfatı takınamaz.

el-HÂLIK Herşey'in varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan vâr eden... Bu ism-i şerîfin mânasında iki husus vardır:

1. Bir şey'in nasıl olacağını tayin ve takdir etmek,

2. O takdire uygun olarak o şey'i îcad etmek.

el-BÂRİ' Eşyayı ve her şey'in âzâ ve cihazlarını birbirine uygun bir halde yaratan... Her şey'in vücudu mütenasib, yani, âzası, hayat cihazları ve aslî unsurları keyfiyet ve kemmiyet bakımından birbirine münasib olarak yaratıldığı gibi, hizmeti ve faydası da umumî âhenge uygun yaratılmıştır.

el-MUSAVVİR Tasvîr eden, herşey'e bir şekil ve hususiyet veren... Allah Teâlâ herşey'e bir sûret, bir özellik vermiştir. Herşey'in kendisine göre şekli, dıştan görünüşü vardır ki, başkalarına benzemez. Meselâ: İnsanlar arasında tamamiyle birbirinin aynı iki insan yoktur. Bundan daha garibi, parmak uçlarındaki çizgilerdir. Bu çizgiler, insanların sayısı kadar değişik gidiyor ve hiçbiri ötekine uymuyor. Şu halde insanın hiç taklit olunamayacak imzası, bastığı parmak izidir. İşte bunlar, Allah Teâlâ'nın MUSAVVİR isminin tecellîleridir.

el-ÐAFFÂR Mağfireti pek bol olan... Gafr, örtmek ve sıyânet etmek (korumak) mânâsınadır. Allah mü'minlerin günahlarını örter. Dilediği kullarını da günahlardan sıyânet eder, korur. Bu, onlar için en büyük nimetlerden biridir.

el-KAHHÂR Herşey'e, her istediğini yapacak surette galib ve hâkim... Kahr, bir şey'e, onu hor ve hakîr kılacak veya mahv ve helâk edebilecek sûrette galib olmaktır. Allah Teâlâ Kahhâr'dır, her vechile üstün ve daima galibdir. Kuvvet ve kudretiyle her şey'i içinden ve dışından kuşatmıştır. Hiçbir şey O'nun bu ihâtasından dışarı çıkamaz. Ona karşı herşey'in boynu büküktür. Kahrına yerler, gökler dayanamaz. Kahr ile nice azıp sapmış ümmetleri ve milletleri mahv ve perişan etmiştir.

el-VEHHÂB Çeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran...Vehhâb kelimesi hibe kökünden gelmektedir. Hibe, "herhangi bir karşılık ve menfaat gözetmeden birine bir malı bağışlamak" mânasınadır. Vehhâb ise, "Her zaman, her yerde ve her şey'i çok çok ve bol bol veren ve karşılık beklemeyen" demektir.

er-REZZÂK Yaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden... Rızık, Allah Teâlâ'nın bilhassa yaşayan mahlûkatına faydalanmalarını nasib ettiği her şeydir. Rızık yalnız yenilip içilecek şeylerden ibaret değildir. Kendisinden faydalanılan herşey'e rızık denir. Maddî rızık, her türlü yiyecek ve içecek, giyilecek ve kullanılacak eşya, para, mücevher, çoluk-çocuk, vücudun çalışma kudreti, bilgi, mal-mülk, servet v.s. gibi şeylerdir. Mânevî rızık ise, ruhun ve kalbin gıdası olan şeylerdir. Başta îman olmak üzere insanın mânevî hayatına ait bütün duygular ve o duyguların ihtiyacı olan şeyler, hep mânevî rızıktır.

el-FETTÂH Her türlü müşkilleri açan ve kolaylaştıran... Fettâh kelimesi, feth'den gelmektedir. Feth ise, "kapalı olan şey'i açmak" mânasınadır. Kapalı bir şey'i açmak: a. Maddî olur; bir kapıyı, bir kilidi açmak gibi. b. Mânevî olur; kalbden tasaları, kederleri atıp gönlü açmak gibi. Bitkilerin çiçek açması, tohum ve çekirdeklerin sünbül vermesi, rızık ve rahmet kapılarının açılması hep Fettâh ism-i şerifinin tecellîsindendir.

el-ALÎM Her şey'i çok iyi bilen... Allah, her şey'i tam mânasıyla bilir. Her şey'in, içini, dışını, inceliğini, açıklığını, önünü, sonunu, başlangıcını, bitimini çok iyi bilendir O. Olmuşları bildiği gibi, olacakları da aynı şekilde bilir. Onun için, olmuş - olacak, gizli - açık söz konusu değildir. Bunlar, insanlar hakkında geçerli olan mefhumlardır. İnsanların bilmesi nisbî ve ârızîdir. Allah'ın bilmesi ise, - bütün isim ve sıfatlarında olduğu gibi - zâtî'dir. Onun için O'nun bilmesinde dereceler bulunmaz.

el-KÂBID Sıkan, daraltan...

el-BÂSIT Açan, genişleten... Bütün varlıklar Allah Teâlâ'nın kudret kabzasındadır. İstediği kulundan, ihsân ettiği servet ve sâmânı, evlâd ve iyâli, yahut hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir. O adam zenginken fakir olur, yahut evlâd acısına boğulur, yahut iç sıkıntısına, ıstırap ve huzursuzluk içine düşer. İşte bu haller, Kâbıd isminin tecellileridir. Allah, istediği kuluna da yepyeni bir hayat verir, neş'e verir, rızık bolluğu verir, bu da Bâsıt isminin tecelliyatıdır.

el-HÂFID Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan... Allah Teâlâ, istediği kulunu yukarıdan aşağı atıverir. Şan ve şeref sâhibi iken, rezîl ve rüsvây eder ve bu muamelesi çok defa, kendisini tanımıyan, emirlerini dinlemeyen âsiler, başkalarını beğenmiyen mütekebbirler ve hak, hukuk tanımayan zâlim zorbalar hakkında tecellî eder.

er-RÂFİ' Yukarı kaldıran, yükselten... Allah Teâlâ, istediği kulunu indirdiği gibi, istediği kulunu da yükseltir. Şan ve şeref verir. Bâzı gönülleri îman ve irfan ışığı ile parlatır, yüksek hakikatlardan haberdâr eder. Allah'ın yükselttiği insanlar, çok defa melek huylu, tatlı dilli, insanların ayıplarını, kusurlarını örtüp eksiklerini tamamlayan; onlara malıyla, bedeniyle, bilgisiyle, nasihatiyle yardım eden nâzik, kibar insanlardır. Onlar bu istikametten ayrılmadıkça Allah da bu nimeti kendilerinden almaz.

el-MU'IZZ İzzet veren, ağırlayan...

el-MÜZİLL Zillete düşüren, hor ve hakîr eden... İzzet ve zillet, birbirine zıd mânalardır. İzzet kelimesinde "şeref ve haysiyet", Zillet kelimesinde ise "alçaklık" mânası vardır. Bunlar hep Allah Teâlâ'nın, mahlûkatı üzerindeki tasarrufları cümlesindendir.

es-SEMİ' İyi işiten... Allah Teâlâ işitir. Kalblerimizdeki sözleri ve işitilmek şânından olan her şey'i işitir. Mesafeler, onun işitmesine perde olamaz. Birini işitmesi, ötekilerini işitmesine mâni olmaz. Her hâdiseyi aynı derece açık olarak işitir.

el-BASÎR İyi gören... Allah Teâlâ herkesin gizli açık yaptığını ve yapacağını görüp durmaktadır. Karanlıklar O'nun görmesine mâni olamaz. Karanlık gibi, yakınlık - uzaklık, büyüklük - küçüklük gibi insanların görmelerine engel olan şeyler de O'nun görmesine mâni olmaz.

el-HAKEM Hükmeden, hakkı yerine getiren... Allah Teâlâ Hâkim'dir, her şey'in hükmünü O verir ve hükmünü eksiksiz icra eder. Hâkimlerin hâkimliğine, hükümdarların hükümdarlığına hüküm veren de ancak O'dur. O'nun hükmü olmadan hiçbir şey, hiçbir hâdise meydana gelemediği gibi, O'nun hükmünü bozacak, geri bıraktıracak, infazına mâni olacak hiçbir kuvvet, hiçbir hükûmet, hiçbir makam da yoktur.

el-ADL Tam adâletli... Adalet, zulmün zıddıdır. Zulüm kelimesinde; incitme, can yakma mânası vardır. Zulmetmiyerek herkese hakkını vermek ve her şey'i akıl ve mantığa, hikmet ve maslahata uygun olarak yapmak da adalet demektir. Allah Teâlâ Âdil'dir. Zâlimleri sevmez. Zâlimlerle düşüp kalkanları ve hattâ sadece uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez.

el-LÂTÎF En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan; İnce ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran... Allah Teâlâ Lâtîf'dir. En ince şeyleri bilir. Çünkü onları yaratan O'dur. Nasıl yapıldığı bilinmiyen, gizli olan en ince şeyleri yapar.

el-HABÎR Her şey'in iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan... En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün eşya ve hâdiselerden Allah haberdardır. Onun haberi olmadan hiçbir hâdise cereyan etmez.

el-HALÎM Hilm, suçluların cezasını vermeye gücü yetip dururken bunu yapmamak, onlar hakkında yumuşak davranmak ve cezalarını geriye bırakmaktır. Suçluyu cezalandırmağa iktidarı olmayana halîm denmez. Halîm, kudreti yettiği halde, bir hikmete binaen cezalandırmayana denir. Allah Teâlâ Halîm'dir. Her günah işleyeni hemen cezalandırmaz. Hışım ve gazabda acele etmez, mühlet verir. Bu mühlet içinde yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri afveder. Israr edenler hakkında, hüküm artık kendisine kalmıştır.

el-AZÎM Bütün büyüklüklerin sâhibi... Azamet, büyüklük mânasınadır. Hakikî büyüklük Allah'a mahsustur. Yerde, gökte, bütün varlık içinde mutlak ve ekmel büyüklük, ancak O'nundur ve herşey O'nun büyüklüğüne şâhiddir. Bu sıfatta da Allah'a herhangi bir denk bulunması muhaldir.

el-ÐAFÛR Mağfireti çok... Allah Teâlâ'nın mağfireti çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örter, meydana çıkarıp da sâhibini rezîl etmez. Kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. İnsanların görmediği bâzı şeyleri melekût âlemi sâkinleri görürler. Gafûr ism-i şerîfi, kusurların onların gözünden de gizlenmesini ifade eder.

eş-ŞEKÛR Kendi rızâsı için yapılan iyi işleri, daha ziyadesiyle karşılayan... Şükür, iyiliği, iyilikle karşılamak demektir. Şükür, Allah Teâlâ'ya karşı kulun yapması gereken bir vazifesidir. Şekûr ise, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden demektir. Bu mânaya Allah'dan başka hakikî sâhip yoktur.

el-ALİYY Her hususta, herşeyden yüce olan... Allah Teâlâ yücedir, yüksektir. Yüksekliğin hakikî mânası şudur:

1. Allah'tan daha üstün bir varlık düşünülmesi imkânsızdır.

2. Bir benzeri veya ortağı veya yardımcısı yoktur.

3. Şânına yaraşmayan her şeyden uzaktır.

4. Kudrette, bilgide, hükümde, iradede ve diğer bütün kemâl sıfatlarında üstündür. Şu halde Aliyy, her şey kendisinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olan Zât demektir.

el-KEBÎR Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen... Allah Teâlâ kibriyâ sâhibidir. Kibriyâ, zâtın kemâli demektir. Her bakımdan büyük, varlığının kemâline hudut yoktur. Bütün büyüklükler O'na mahsustur.

el-HAFÎZ Yapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şey'i belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklıyan... Hıfz, korumak, demektir. Bu koruma iki şekilde olur. Birincisi, varlıkların devamını sağlamak, muhafaza etmektir. İkincisi, birbirlerine zıd olan şeylerin, yekdiğerlerine saldırmasını önlemek, birbirlerinin şerrinden onları korumaktır. Allah her mahlûkuna, kendine zararlı olan şeyleri bilecek bir his ilham buyurmuştur. Bu Hafîz ism-i şerîfinin tecelliyatındandır. Bir hayvan kimyevî tahlil raporuna muhtaç olmadan kendine zararlı otları bilir ve onları yemez. Kulların amellerinin yazılması, zâyi olmaktan korunması da Hafîz isminin iktizasıdır. Bu bakımdan âhirette yeniden dirilme ve yaptıklarından hesaba çekilme ile Hafîz isminin yakından alâkası vardır.

el-MUKÎT Her yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen... Bu mânaya göre Mukît, Rezzak mânasınadır. Yalnız Mukît, Rezzâk'tan daha hususîdir. Rezzak, azık olanı da olmayanı da içine alır.

el-HASÎB Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatiyle hesabını iyi bilen;Her şey'e ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen... Allah Teâlâ, neticesi hesapla bilinecek ne kadar miktar ve kemmiyet varsa hepsinin neticelerini hiçbir ameliyeye (işleme) muhtaç olmadan doğrudan doğruya ve apaçık bilir. Allah Teâlâ, herkese her ihtiyacı için kâfidir. Bu kifâyet, O'nun varlığının devam ve kemâlini gösterir.

el-CELÎL Celâdet, ululuk ve heybet sâhibi, celâl sıfatları ile muttasıf... Celâdet ve ululuk, Allah'a mahsustur. Onun zâtı da büyük, sıfatları da büyüktür. Fakat bu büyüklük, cisimlerdeki gibi hacim veya yaşlılık itibarı ile değildir. Zamanla ölçülmez, mekânlara sığmaz.

el-KERÎM Keremi, lütuf ve ihsânı bol... Allah vaad ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman son derece bol verir, muktedirken afveder.

er-RAKÎB Bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan... Bir şey'i koruyan ve devamlı kontrol altında bulundurana rakîb derler; bu da bilgi ve muhafaza ile olur. Allah Teâlâ, bütün varlıkları her lâhza gözetip duran bir şâhid, bir nâzırdır. Hiçbir şey'i kaçırmaz. Her birini görür ve herkesin yaptığına göre karşılığını verir.

el-MÜCÎB Kendine dua edip yalvaranların isteklerini işitip cevab veren, onları cevabsız bırakmayan... Burada bir hususu iyi bilmek gerekir: Cevab vermek ayrıdır, kabûl etmek ayrıdır. Âyet-i kerîmede, Allah tarafından her duaya cevab verileceği va'dedilmiştir. Fakat kabûl edileceği va'dedilmemiştir. Zira kabûl edip etmemek Cenâb-ı Hakk'ın hikmetine bağlıdır. Hikmeti iktiza ederse istenenin aynını, aynı zamanda kabûl eder. Dilerse istenenin daha iyisini verir. Dilerse o duâyı âhiret için kabûl eder, dünyada neticesi görülmez. Dilerse de kulun menfaatine uygun olmadığı için hiç kabûl etmez.

el-VÂSİ' Geniş ve müsaadekâr...Allah'ın ilmi, rahmeti, kudreti, afv ve mağfireti geniştir ve her şey'i kaplamıştır. Allah'ın ilminden hiçbir şey gizlenemez, ikram ve ihsanına bir nihayet yoktur.

el-HAKÎM Bütün işleri hikmetli... Allah Hakîm'dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi yoktur. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz fayda ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinat nizamı ile alâkalıdır. Kâinatın umumî nizamı ile tenâkuz teşkil eden hiçbir hâdise, bir mahlûk, bir iş yoktur.

el-VEDÛD İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik lâyık olan... Vedûd'un iki mânası vardır:

1. Seven,

2. Sevilen. Allah Teâlâ, kullarını çok sever, onları lütuf ve ihsanına garkeder. Sevilmeye lâyık ve müstehak olan da ancak O'dur.

el-MECÎD Zâtı şerefli, ef'âli güzel olan, her türlü övgüye lâyık bulunan... Bu ism-i şerîfin mânasında iki mühim unsur vardır: Biri: Azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz olmak. İkincisi: Yüksek huylarından, güzel işlerinden dolayı övülüp sevilmek...

el-BÂİS Ölüleri diriltip kabirlerinden kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran... Allah Teâlâ insanları, onlar ölüp toprak olduktan sonra âhiret günü dirilterek kabirlerinden kaldıracak ve ruhları ile cesedleri birlikte olarak hesaplarını görecek, sonra da yine ruh ve cesedleri birlikte olarak mükâfat veya cezalarını verecektir.

eş-ŞEHÎD Her zamanda hâdiselerin dış yüzünü bilen ve her yerde hâzır ve nâzır olan... Allah, mutlak surette herşey'i bilmesi bakımından Alîm'dir. Hâdiselerin esrarını, iç yüzünü bilmesi yönünden Habîr'dir. Dış yüzünü bilmesi yönünden de Şehîd'dir.

el-HAKK Varlığı hiç değişmeden duran... Hakk, varlığı hakikî bulunan zâtın ismidir. Yani, varlığı daima sâbittir. Allah Teâlâ'nın zâtı, yokluğu kabûl etmediği gibi, herhangi bir değişikliği de kabûl etmez. Hakikaten vâr olan yalnız Allah'tır.

el-VEKÎL Usûlüne uygun şekilde, kendisine tevdi edilen işleri en güzel şekilde neticelendiren... Kendisine iş ısmarlanan zâta vekîl denir. Allah Teâlâ en güzel ve en mükemmel vekîl'dir. İşlerin hepsini tedvîr, tedbîr ve idare eden O'dur. Fakat kendisi hiçbir işinde vekîle muhtaç değildir. Allah Teâlâ, kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştırır.

el-KAVİYY Çok kuvvetli...

el-METÎN Çok sağlam... Kuvvet, tam bir kudrete delâlet eder. Metânet ise, kuvvetin şiddetini ifade eder. Allah'ın kuvveti de öteki sıfat ve isimleri gibi nâ-mütenâhîdir, tükenmez, gevşemez, hudut içine sığmaz, ölçüye gelmez. Allah'ın kudreti bahsinde zorluk - kolaylık söz konusu değildir. Bir yaprağı yaratmakla kâinatı yaratmak birdir. Allah Teâlâ tam bir kuvvet sahibi olmak bakımından, Kaviyy, gücünün çok şiddetli olması bakımından Metîn'dir.

el-VELİYY İyi kullarına dost olan, yardım eden... Allah, sevdiği kullarının dostudur. Onlara yardım eder. Sıkıntılarını, darlıklarını kaldırır, ferahlık verir. İyi işlere muvaffak kılar. Her çeşit karanlıklardan kurtarır, nurlara çıkarır. Artık onlara korku ve hüzün yoktur. Herkesin korktuğu zaman, onlar korkmazlar.

el-HAMÎD Ancak kendisine hamd ü senâ olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen, medhedilen... Hamd; ihsan sâhibi büyüğü övmek, tâzim fikri ve teşekkür kasdiyle medh ü senâ etmektir. Her mevcûd, hâl diliyle olsun, kâl diliyle olsun, Allah Teâlâ'yı tesbih ve takdîs etmektedir. Bütün hamd ü senâlar O'na mahsustur. Hamd ve şükürle kendisine tâzim ve ibâdet olunacak veliyy-i nimet ancak O'dur.

el-MUHSÎ Herşey'in sayısını bir bir bilen... İlmi herşey'i ihâta eden ve herşey'in miktarını bilip eksiksiz tastamam sayabilen Allah'dır. Allah Teâlâ, herşey'i olduğu gibi görür ve bilir, yani, bütün mevcûdatı toptan bir yığın hâlinde birbirinden seçilmez karışık bir şekilde değil; cinslerini, nev'ilerini, sınıflarını, ferdlerini, zerrelerini birer birer saymış gibi gayet açık görür ve bilir.

el-MÜBDİ' Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan... Mübdi, bir mânada îcad demektir. Muîd ism-i şerîfi de îcad mânasına gelir. İcadın bir benzeri daha evvel yaratılmış, meydana getirilmiş ise, iâde; değilse, yani, benzeri, maddesi olmayan yeni bir şey ise ibdâ denir.

el-MUÎD Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan... Herşey mukadder olan ömrünü tamamlayıp öldükten sonra, Allah'tan başka kimse kalmaz, fakat varken yok olan bu insanları âhiret günü Allah Teâlâ diriltip yeniden hayatlandırır, yeniden yaratır. Sonra da dünya hayatlarında yaptıkları işlerden hesaba çeker.

el-MUHYÎ Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren... Allah Teâlâ, cansız maddelere hayat ve can verir. Her gün, her saat, her saniye yeryüzünde milyonlarca varlık hayat bulup dünyaya gelmektedir. Bütün bunlar, Allah'ın emr ü fermaniyle, yaratmasıyle ve müsaadesiyle olmaktadır. Allah yoğu var edip hayat verdiği gibi, ölüyü de tekrar canlandırabilir. Buna ihyâ, yani, diriltme denir. Hayatı hiç yoktan veren zâtın, ölülere yeniden hayat verip diriltmesi elbette son derece kolaydır.

el-MÜMÎT Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan...Allah, yarattığı her canlıya muayyen bir ömür takdîr etmiştir. Canlı varlıklar için ölüm mukadder ve muhakkaktır. Hayatı yaratan Allah olduğu gibi, ölümü yaratan da yine O'dur. Ancak bu ölüm, yok oluş, hiçliğe gidiş değil, bil'akis fâni hayattan bâkî hayat geçiştir.

el-HAYY Diri; her şey'i bilen ve her şey'e gücü yeten... Hayy, diri demektir, bunun zıddına meyyit denir ki, ölü mânasına gelir. Allah Teâlâ ölmez, daima hâzır ve nâzırdır. Yaşayan mahlûkatın hayatını veren de O'dur. O olmasaydı hayattan eser olmazdı. O daima fenâdan, zevalden, hatâdan münezzehtir. Her an Alîm, her an Habîr, her an Kadîr'dir.

el-KAYYÛM Gökleri, yeri, her şey'i ayakta tutan... Kayyûm, kâim'in mübalâğasıdır. "Her şey üzerinde kâim" demektir. Bunun mânası "Bir şey'in kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren" demektir. Allah Teâlâ, her şey'in mukadder olan vaktine kadar durması için sebeblerini ihsân etmiştir. Onun için herşey Hak ile kâimdir.

el-VÂCİD Hiçbir şey'e ihtiyacı olmayan; istediğini, istediği vakit bulan. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan... Ulûhiyet sıfatları ve bunların kemâli hususunda kendisine gerekli olan herbir şey, şânı yüce olan Allah'ın zâtında mevcuddur.

el-MÂCİD Kadr ü şânı büyük, kerem ve semâhati bol... Allah Teâlâ'nın kendisiyle âşinalığı olan kullarına kerem ve semâhati ifadeye sığmaz, ölçüye gelmez. Meselâ: Onları temiz ahlâk sâhibi olmaya, iyi işler yapmaya muvaffak kılar da, sonra yaptıkları o güzel işleri, hâiz oldukları seçkin vasıfları sebebiyle onları över, sitayişlerde bulunur. Kusurlarını afveder, kötülüklerini mahveder.

el-VÂHİD Tek... Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki (ortağı) veya nazîri (benzeri) ve dengi bulunmayan...

es-SAMED Hâcetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci', ihtiyaç ve dileklerde kendisine müracaat edilen, arzu ve bütün istekler kendisine sunulan... Allah Teâlâ, her dileğin biricik merciidir. Yerde, gökte bütün hâcet sâhipleri yüzlerini O'na döndürmekte, gönüllerini O'na bağlamakta, el açarak yalvarmalarını O'na arzetmektedirler. Buna lâyık olan da yalnız O'dur.

el-KÂDİR İstediğini, istediği gibi yapmağa gücü yeten... Allah Teâlâ, kudretine bir ayna olmak üzere kâinatı yaratmıştır. Gök boşluğunun ölçülmesi mümkün olmayan genişliği içinde, akıllara hayret ve dehşet verecek derecede birbirlerine uzak mesafelerde milyarlarca güneşleri yandırmak... Fezalarda, sayısı belirsiz âlemleri birbirine çarpmadan koşturmak... Bir damla suyun içinde, birbirine temas etmeden hesapsız hayvanatı yüzdürmek Kâdir isminin tecelliyatındandır.

el-MUKTEDİR Kuvvet ve kudret sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden... Allah Teâlâ her şey'e karşı mutlak ve ekmel surette Kâdirdir. Her şey'e kâdir olduğu içindir ki, dilediği şey'i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır.

el-MUKADDİM İstediğini ileri geçiren, öne alan... Allah Teâlâ bütün mahlûkatı yaratmıştır. Fakat, ancak seçtiklerini ileri almıştır. İnsanların bâzısını dince, dünyaca bâzısı üzerine derece derece yükseltmiştir. Fakat bu yükseltme ve seçme, kulların kendi amelleri ile ona lâyık olmaları neticesinde olmuştur.

el-MUAHHİR İstediğini geri koyan, arkaya bırakan... Allah Teâlâ istediğini ileri, istediğini geri aldığı gibi, bâzan da kullarının teşebbüslerini, onların bekledikleri zamanda semerelendirmez, maksadlarını arkaya bırakır. Bunda birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetleri araştırmalı, sezmeğe çalışmalıdır.

el-EVVEL Mukaddem olup kendi varlığının evveli yoktur. Kendisi için asla başlangıç tasavvur olunamaz. Onun için Ona EVVEL demek, "ikincisi var" demek değildir. "Sâbık'ı, yani, kendisinden evvel bir varlık sâhibi yok" demektir.

el-ÂHİR Sonu olmayan... Herşey biter, helâk ve fenaya gider, ancak O kalır. Varlığının sonu yoktur. Evveliyetine bidayet olmadığı gibi, âhiriyetine nihayet yoktur. Onun için Ona "Âhir" demek, "Bir sâbık'ı yani, kendisinden evvel bir varlık sâhibi var" demek değildir. "Bir lâhıkı yok" demektir.

ez-ZÂHİR Âşikâr olan, kat'î delillerle bilinen... Allah Teâlâ'nın varlığı herşeyden âşikârdır. Gözümüzün gördüğü her manzara, kulağımızın işittiği her nağme, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı her şey, fikirlerimizin üzerine çalıştığı her mâna, hâsılı, gerek içimizde, gerek dışımızda şimdiye kadar anlayıp sezebildiğimiz her şey O'nun varlığına, birliğine, kemal sıfatlarına şâhiddir.

el-BÂTIN Gizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen... Allah Teâlâ'nın varlığı hem âşikardır, hem gizlidir. Âşikârdır, çünkü varlığını bildiren delil ve nişanları gözsüzler bile görmüş ve bu hakikatler hakikatı yüce varlığa, eşyanın umumî şehadetini sağırlar bile işitmiştir. Gizlidir. Çünkü biz Onu künhüyle bilemeyiz. Amma varlığını kat'î surette biliriz.

el-VÂLÎ Mahlûkatın işlerini yoluna koyan; Bu muazzam kâinatı ve her an biten hâdisatı tek başına tedbîr ve idare eden... Allah Teâlâ bütün varlığı idare eden, biricik ve en büyük vâlidir. Diğer vâliler ve hükümdarların idaresi, O'nun izni ve müsaadesi iledir. Ve onların velâyet ve idaresi, son derece nâkıstır. Allah'ın velâyet ve tedbiri ise sınırsız, gerçek ve hakikîdir. Her şey emri ve iradesi altındadır. Herşey'i bilir. Ondan habersiz mülkünde hiçbir şey cereyan etmez. Âdile mükâfatını, zâlime cezasını eksiksiz verir... Sebebler, O'nun icraat ve idaresinde yardımcı değil, sadece izzet ve haşmetini gösteren birer perdedirler. Hakikî te'sir, O'nun kudretindendir.

el-MÜTEÂLÎ Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh... Meselâ, bir zengin hakkında, "Bu adam yarın fakir düşebilir", denebilir ve adam da zenginken fakir olabilir. Fakat Allah Teâlâ hakkında, bu gibi ihtimallerin düşünülmesi mümkün değildir. O, her türlü noksanlık, eksiklik, zaaf, âcizlik, hatâ ve kusurdan münezzehtir. İsteyenler çoğaldıkça ihsanı artar, herkese hikmet ve iradesine göre verir. Verdikçe hazîneleri tükenmez...

el-BERR Kulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan... Allah Teâlâ kulları için daima kolaylık ve rahatlık ister, zorluk istemez, zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülükleri bağışlar, örter. Bir iyiliğe en az 10 mükâfat verir. Kul gönlünden iyi bir şey geçirmişse, onu yapmamış olsa bile, yapmış gibi kabûl edip mükâfat verir. Aksine kötülükleri ise yapmadıkça cezalandırmaz.

et-TEVVÂB Tevbeleri kabûl edip, günahları bağışlayan... Bu ism-i şerîf, tevbe'nin mübalâğa sîgasıdır. Tevbenin asıl mânâsı dönmektir. Kulun isyan yolundan dönmesi demektir.

el-MÜNTEKIM Suçluları, adaleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran... Allah Teâlâ'nın intikamı vardır. Âsîlerin belini kıran, cânilerin hakkından gelen, taşkınlık yapan azgınlara hadlerini bildiren şübhesiz ki O'dur.

el-AFÜVV Afvı çok... Allah Teâlâ, günahları silen, onları hiç yokmuş gibi kabûl edendir. Bu mânaya göre bu isim, Gafûr ismine yakındır. Ancak arada şu fark vardır: Gufran: Günahları örtüvermek demektir. Afv ise, günahları kökünden kazımaktır. Günahları kökünden kazımak, o şey'i örtmekten daha iyidir.

er-RAÛF Çok re'fet ve şefkat sâhibi... Mahlûkat içinde bilhassa insanlar için, Allah'ın inâyeti, kerem ve re'feti hiçbir ölçüye ve ifadeye sığmayacak kadar geniş ve büyüktür.

MÂLİKÜ'L-MÜLK Allah Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Hiçbir kimsenin O'nun bu tasarrufuna itiraz ve tenkide hakkı yoktur... Dilediğine verir, dilediğinden alır. Mülkünde hiçbir ortağa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur.

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRÂM Hem büyüklük sâhibi, hem fazl-ı kerem... Celâl; büyüklük, ululuk mânasınadır. Büyüklük alâmeti olan ne kadar kemâlât varsa hepsi Allah'a mahsustur. Mahlûkattaki kemâlât, O'nun kemâlinin zayıf bir gölgesi ve işaretidir. Allah Teâlâ aynı zamanda büyük bir fazl-ı kerem sâhibidir de... Mahlûkat üzerine akıp taşmakta olan sayıya gelmez, sınır kabûl etmez nimetler hep O'nun ihsanı ve ikrâmıdır. O nimetlerin zerresinde olsun hiç kimsenin hakkı yoktur.

el-MUKSİT Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan. Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran. Allah Teâlâ en üstün bir adalet ve merhametin sâhibidir. Her işi birbirine denk ve lâyıktır. Zerre kadar da olsa haksızlığı tervic etmez. Kullarına muamelesi merhamet ve adalet üzeredir. Yapılmış olan hiçbir iyiliğin zerresini bile karşılıksız bırakmaz. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları da düzelterek hakkı yerine getirir.

el-CÂMİ' İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan. Birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip tutan... Cem, dağınık şeyleri bir araya toplama demektir. Allah Teâlâ, vücudlarımızın çürüyerek suya, havaya, toprağa dağılmış zerrelerini tekrar birleştirecek, bedenlerimizi yeni baştan inşa edecektir. Allah Teâlâ birbirine benzeyen şeyleri bir araya getirip topladığı gibi, birbirinden ayrı varlıkları da bir araya getirmektedir. Onların iç içe birlikte yaşamalarını te'min etmektedir. Sıcaklık ile soğukluk, kuruluk ile nemlilik gibi birbirine zıd unsurları bir arada tutması da yine Allah'ın Câmi' isminin tecellisindendir.

el-GANİYY Çok zengin ve her şeyden müstağnî... Ganiy, hiçbir şey'e ihtiyacı olmayan, herşey yanında mevcud bulunduğu için hiçbir şekilde başkasına müracaat mecburiyetinde kalmayan zât demektir.

el-MUÐNÎ İstediğini zengin eden... Allah Teâlâ dilediğini zengin eder, ömür boyunca zengin olarak yaşatır. Dilediğini de ömür boyunca fakirlik içinde bırakır. Bâzı kullarını zenginken fakir, bazılarını da fakirken zengin yapar. "Kıyamet günü fakirlik ve zenginlik tartılmayacak; fakirliğe ne ölçüde sabredildiği, zenginliğe de ne ölçüde şükredilmiş olduğu hesab edilecek. Mesele, çok fakir veya çok zengin olmak değil, çok sabretmek veya çok şükretmektir." Yahya bin Muaz

el-MÂNİ' Bir şey'in meydana gelmesine müsâade etmeyen... İyiden ve kötüden pek çok arzularımız vardır ki biri bitmeden biri ortaya çıkar. Yaşadığımız müddetçe bunlar ne biter, ne de tükenir... Biz de bu arzularımızı elde etmek için çalışır dururuz. Her arzumuz bir takım sebeblere, sebebler de Mâni' ve Mu'tî olan Allah'ın emrine bağlıdır. Allah Teâlâ isteyenlerin isteklerini, dilerse verir; o zaman isteyenin tuttuğu sebebler çabucak meydana gelir. Mu'tî ism-i şerîfinin mânası budur. Allah Teâlâ bâzı isteklere de müsaade etmez. O zaman isteyenin yapıştığı sebebler kısır kalır, ne kadar çabalanırsa çabalansın netice vermez. Bu da Mâni' ism-i şerîfinin tecellîsidir. Kullarının başına gelecek felâket ve musibetleri önlemek, geri çevirmek de yine Mâni' ism-i şerîfinin tecelliyatındandır.

ed-DÂRR Elem ve zarar verici şeyleri yaratan...

en-NÂFİ' Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan... Menfaatları ve mazarratları, hayır ve şerleri yaratan Allah Teâlâ'dır. İnsana menfaat ve zararlar belli bâzı sebebler altında geliyorsa da, o sebebler o menfaat ve zararların sâhibi ve müessiri değil, birer perdesidir. Gerçekte zararın da faydanın da, hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah'tır.

en-NÛR Âlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere nûr yağdıran... Bütün eşyayı aydınlatan nûr, şübhesiz ki, Allah'ın zâtının nûrundandır. Çünkü göklerin ve yerin nûru O'dur. Nasıl ki, güneşin aydınlattığı her zerre, güneşin varlığına bir delildir, kâinatın her zerresinde görünen aydınlık da, o aydınlığı yaratan varlığın mevcud olmasına bir delil teşkil etmektedir.

el-HÂDÎ Hidayeti yaratan. İstediği kulunu hayırlı ve kârlı yollara muvaffak kılan, muradına erdiren. Her yarattığına, neye ihtiyacı varsa, ne yapması gerekiyorsa onu öğreten... Hidâyet; Allah Teâlâ'nın lütuf ve keremiyle kullarına, sonu hayır ve saadet olacak isteklerin yollarını göstermesi veya o yola götürüp muradına erdirmesi demektir. Sadece hayır yolunu ve sebeblerini göstermeğe irşâd; neticeye erinceye kadar o yolda yürütmeye de tevfîk denir. Hidâyetin karşılığı dalâlettir. Dalâlet, doğru yoldan bile bile veya iğfale kapılarak sapmak demektir. Hidâyetin neticesi îman, dalâletin neticesi îmansızlık ve küfürdür...

el-BEDÎ' Örneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden... Zâtında, sıfatında, fiillerinde, emsâli görülmemiş olan... Bedî', mübdî mânasınadır. Mübdî, ibdâ eden, yani örneği bulunmayan bir şey'i îcad eden demektir. Allah herhangi bir kuluna peygamberlik veya velîlik vererek üstün kılmışsa, bu üstünlükle o kul, kendi zamanındaki sair insanlara nisbetle bedî' olmuştur. Bâzı âlimlere verilen Bediüzzaman lâkabı gibi. Bu tâbir, zamanının eşsiz, misilsiz âlimi mânasına gelmektedir.

el-BÂKÎ Varlığının sonu olmayan... Bu ism-i şerîf "varlığın devamını" bildiren bir kelimedir. Varlığın devamı, önü ve sonu olmamakladır. Önü olmamak mül

» Allah'ın Diğer İsimleri
Allah'ın isimleri 99 taneden ibaret değildir. Âyet ve hadîslerde bu 99 isimlerden ayrı olarak Allah'a başka isimler de izâfe edilmiştir. Allah'a izâfe edilen diğer bâzı isimler şunlardır: el-Vâhid'in yerine el-Ehad, el-Kahhâr'ın yerine el-Kâhir, eş-Şekûr'un yerine eş-Şâkir; el-Kâfi, ed-Dâim, el-Münevver, es-Sıddık, el-Muhît, el-Karîb, el-Vitr, el-Fâtır, el-Allâm, el-Ekrem, el-Müdebbir, er-Refî', Zittavl, Zülmeâric, Zülfadl, el-Hallâk, el-Mevlâ, en-Nasîr, el-Gâlib, el-Hannân, el-Mennân... Kur'ân-ı Kerîm'de Allah ism-i şerîfi 2800 defa zikredilmiştir. Allah isminden sonra Kur'an'da en çok zikri geçen isim, Rab ismidir. 960 yerde zikredilmektedir. Rab isminden sonra, Kur'an'da en çok yer alan isimler ise; Rahmân, Rahîm ve Mâlik isimleridir. Fâtiha sûresinde "Allah" isminden sonra sıra ile zikredilen bu dört ism-i şerîfe, Cenâb-ı Hakk'ın Rubûbiyet Sıfatları adı da verilmektedir. Terbiye etmek, büyütmek, yetiştirmek mânalarını ihtiva eden Rab kelimesinin asıl mânası: "Bir şey'i derece derece yükselterek, gayesi olan en mükemmele erişinceye kadar kollayan" demektir.



» İsm-i A'zam Nedir?
Allah Teâlâ'nın Kur'an ve hadîs-i şerîflerde zikredilen isimlerinin en büyüğüdür. İsm-i A'zam'ı, Allah, isimleri içinde gizlemiştir. Bunun da hikmeti, kullarının bütün Esmâ-i Husnâ'ya rağbetini sağlamak, kendisine bütün isimleriyle dua edilmesini te'min etmektir. İsm-i A'zam belli olsaydı, insanlar yalnızca o isimle dua ederler, diğer isimleri terkederlerdi. Çünkü İsm-i A'zam'ın Allah katında büyük bir değeri vardır. Bu isimle yapılan duaların mutlaka kabûl edildiği rivayet olunmuştur. İsm-i A'zam'ın Esmâ-i Husnâ'dan hangi isim olduğu hakkında, İslâm âlimleri ayrı ayrı kanâatler ileri sürmüşlerdir. Büyük ekseriyetin kanâatı, İsm-i A'zam'ın, lâfza-i Celâl yani Allah ismi olduğudur. Hz. Ali Efendimize göre İsm-i A'zam tek isim değildir. Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs'tan ibaret 6 isimdir. İmam-ı A'zam'a göre, İsm-i A'zam, Hakem ve Adl olmak üzere iki isimdir. Gavs-ı A'zam'ın İsm-i A'zam'ı, Hayy ismidir. İmam-ı Rabbânî'ye göre de İsm-i A'zam, Kayyûm'dur. Görüldüğü gibi İslâm büyükleri, İsm-i A'zam'ı farklı isimlerde bulmuştur. Belki de herbirinin hususi âlemine tecellî eden İsm-i a'zam değişik olmuştur. Esmâ-i Husnâ içinde bir İsm-i A'zam olduğu gibi, her isim için de a'zamî bir mertebe vardır. Bâzan bir ismin a'zamî mertebesi, İsm-i A'zam ile karıştırılır; o isim a'zamî mertebedeki tecellîsi sebebiyle İsm-i A'zam sanılır. İsm-i A'zam'ın her âlime göre değişik olmasının bir sebebi de budur.
53
Eski Konular Arşivi / Dini HikayeLer
05 Kas, 2007, 19:50
Ömer'in Müslüman Oluşu



Ömer'in Müslüman Oluşu
Bir perşembe gecesi, Habîb-i ekrem 's.a.v.', Ömer 'r.a.' hakkında düâ etdi. Düâsı kabûl oldu.
Buyurdular ki,
- Yâ Rabbî! Şu iki kişiden hangisi sana sevgili ise dîn-i islâmı onun ile azîz eyle. Ömer bin Hattâb veyâ Amr bin Hişâm.
Ertesi gün, Kureyşin büyükleri Haremde toplandılar.
- İşbu Ebû Tâlibin yetîmi Muhammed Mustafâ 's.a.v.' zuhûr edip, âbâ ve ecdâdımızın dînini ibtâl etdi. Putlarımız için, fâide ve zarar vermez diye kötüledi. Gayretine dokunmuyor mu ki, yâ Ömer, bu denli kudret ve heybetin, izzet ve satvetin var iken, putlara yardım etmeyi, onu öldürmeği düşünmüyor musun, diye tahrîk etdiler.
Hazret-i Ömerin câhiliyye damarı kalkdı. Sonu kötü olan bir gayretle, kılıncını takındı. Resûlullah 's.a.v.' hazretlerini öldürmeğe giderken, Benî Zühreden Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' hazretlerine rastladı.
- Yâ Ömer, nereye gidersin dedikde, cevâb verip,
- Şu Kureyşin büyüklerine ahmak diyen ve putlarımıza bâtıl diyen, Muhammedi katl etmeğe gidiyorum, dedi.
Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki,
- Yâ Ömer! Hayret edilecek bir işe yeltenirsin. Başa çıkamıyacağın sevdâya düşmüşsün. Eğer bu işi başarırsan, Benî Hâşim ve Benî Zühre seni sağ koyacaklarını mı sanıyorsun. Yürü var, işine git, deyince,
Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki,
- Yâ Nu'aym! Yoksa sende mi, Muhammedin dînine girdin. Eğer öyle ise, evvelâ seni katl edeyim.
Nu'aym hazretleri dedi:
- Muhammedin dînine sâdece ben mi girdim, sanırsın. Kız kardeşin ve enişten de girmişlerdir.
Ömer, bu haberi işitince, gadabı dahâ fazla olup, nereden ma'lûm onların müslimân oldukları, dedi.
Nu'aym dedi:
- Eğer inanmaz isen, kız kardeşinin evine var. Bir koyunu kendi elin ile boğazla, pişirsinler. Onlar senin boğazladığın koyunu yimezler ise, o zemân bilmiş olasın ki, onlar islâm dînine girmişlerdir.
Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' o tehevvür ile gidip, kapılarına vardı. İçeriden kulağına bir ses geldi. Dikkat ile dinledi. Anladı ki, okudukları kelâm, hiç insan sözüne benzemez. Meğer o vakt Tâhâ sûresi nâzil olup; hazret-i Fahr-i kâinât aleyhi efdalüttehıyyât, muhâcirînden Habbâbı 'radıyallahü anh' onlara göndermişdi. Onlara, o sûrenin âyetlerini ta'lîm ediyordu. O vakt, bunlar hazret-i Ömerin korkusundan, kapıyı bağlamışlardı. Ta'lîm ile meşgûl iken, hazret-i Ömer kapı ardından dinledi. Dinledikçe, istidâdlı kalblerine, ezelî olan kelâmın rahmânî nûrları gelmeğe başlayıp, şeytânî küfr zulmeti mahv olmağa başladı. Sabr etmeğe mecâli kalmayıp, kapıya eli ile vurdu. Kapı bağlanmış idi. Dikkat kesildikleri gibi, içeride olanlar, korkularından susdular. Habbâbı 'radıyallahü anh' gizlediler. Sûre-i kerîmeyi saklayıp, kapıya bakdılar ki, gelen hazret-i Ömerdir 'r.a.'. Kılıncı yanında, heybetle ve satvetle gelmiş ki, yüzlerine bakmaz. Kız kardeşi,
- Hoş geldiniz deyip, içeri alıp, oturdular.
Gelmelerinden dolayı, yiyecek tedârik edip, koyun getirdiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp, kendi boğazladı. Pişirdiler. Hazret-i Ömer, ezelî kelâmın te'sîrinden mest olmuş, ne konuşmağa mecâli ve ne oturmağa sabrı ve karârı var idi. Ne hâl ise, taâmı pişirip, ortaya getirdiler. Hazret-i Ömer dedi, gelin berâber yiyelim. Her biri bir özr behâne edip, yimediler. Kendileri de birkaç lokma aldılar. Dîn-i islâma girdiklerini tahkîk edip, hayreti de çoğaldı. Taâmı [yiyeceği] kaldırdıkdan sonra, süâl buyurdular ki;
- Okuduğunuz ne idi.
Onlar okuduklarını inkâr eylediler. Korkularından konuşmağa başladılar.
Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' buyurdular ki,
- Bilmiş olunuz ki, ben Kureyş arasında kılınç bağlayıp, o da'vâ ile geldim ki, varıp, Muhammedi katl edeyim. Yolda gelirken, sizin de Muhammedül-emînin dînine girdiğinizi işitdim. Geldim ki, evvelâ sizi katl edeyim. Sonra Muhammedi katl edeyim. Lâkin, kapıya geldim. Kulağıma bir ses geldi. Dinledikce o kelâmın lezzeti bir hâl verdi ki, o kötü fikr benden gidip, kalbime şevk ve muhabbet dolup, beni tedirgin eyledi. Elbette inkâra mecâl vermeyip, getirin okuduğunuzu, dinleyelim, dedi.
Kız kardeşi ve eniştesi, bu sözü işitdiklerinde, sevindiler. Kalbi islâm tarafına meyl etmişdir diyerek, dediler ki,
- Okuduğumuz, Allahü teâlânın ezelî olan kelâmıdır. Hak Sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm vâsıtası ile, Resûl-i ekrem 's.a.v.' hazretlerine indirmişdir. Dinlemek istersen, evvelâ gusl eyle. Ondan sonra okuyalım, göresin.
Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp, huzûr-ı kalb ile, gusl edip, gelip, kıbleye dönüp oturdu. Kız kardeşi kalkıp, ta'zîm ve tekrîm ile, sûre-i şerîfi eline alıp, (Bismillahirrahmânirrahîm). (Tâhâ ...) diye okumağa başladı. Nazm-ı şerîfin fesâhat ve belâgatinden, kalbi çok yumuşadı. (Ben o Allahım ki, benden başka ibâdete müstehak ilâh yokdur. O hâlde yalnız bana ibâdet et ve beni hâtırlaman için nemâz kıl) meâlindeki Tâhâ sûresinin 14.cü âyetine gelince, Kur'ân-ı kerîmin nûru kalbine nûrâniyyet verip, Kur'ânın eseri açığa çıkıp, küfr ve şekâvet zulmeti gitmeğe başladı. Dedi ki, beni, iki cihânın fahri, Muhammed Mustafâ 's.a.v.' hazretlerinin huzûruna ulaşdırın. O sırada Habbâb bin Erat, perde arasından dışarı çıkıp, dedi ki,
- Yâ Ömer, müjdeler olsun sana ki, Allahü teâlâya, Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' hazretlerinin etdiği düâsı, senin hakkında, kabûl oldu. Allahü teâlâya hamd olsun.
Sevinerek, önüne düşüp, hazret-i Sultân-ı Enbiyânın olduğu eve ***ürdü. Bütün Eshâb-ı güzîn 'rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în', hazret-i Ömerin geldiğini görünce, hazret-i Fahr-i kâinâta haber verdiler.
- Bırakın gelsin. Başında devlet var ise îmâna gelir, buyurdu. Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' hazret-i Peygamberin 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' mubârek nûr cemâlini müşâhede ile müşerref oldu.
Resûl-i ekrem hazretleri buyurdular ki,
- Yâ Ömer, dahâ küfr ve şekâvetden vazgeçmek yok mu?
Hazret-i Ömer, Peygamberin mubârek cemâline nazar edip, kelâmını duyup, nazarlarına kavuşunca, hemen karârsız kalmayıp, yüksek dergâhlarına yüz sürüp, sonra,
- Yâ Resûlallah, hiç şek ve şübhe kalmadı. Hak Peygambersin. Bana îmânı arz eyle, dedi.
(Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh) deyip, şecere-i îmânı [îmân ağacını] temîz kalbine dikdi. Cümle Eshâb-ı güzîn 'rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în' tekbîr getirip, sürûr-ı kalb ile, hazret-i Ömer ile kucaklaşıp, boynuna sarıldılar. Allahü teâlâ hazretlerine hamd ve senâ eylediler. Resûlullah 's.a.v.' buyurdu;
- Su getirdiler. Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' temizlenip, gusl eyledi. Ona Kur'ân ta'lîm buyurdular. Kalbini îmân nûru ile doldurdular. Nemâzı ve diğer dîni erkânı ta'lîm eyledi. Hazret-i Ömer onları gördü ki, mağara gibi gizli bir yerde dururlar.
Dedi ki,
- Yâ Resûlallah! Bu ne keyfiyetdir ki, bu mağarada ihtifâ buyurdunuz.
Se'âdet ile buyurdular ki,
- Müşriklerin mü'minlere ezâ ve cefâsından dolayı burada dururuz.
Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki,
- Onlar puta gündüz taparlar. Önünde âşikâre yer öperler. Niçin biz, Hâlıka gizli taparız, yâ Resûlallah. Buyurun billahi varalım, biz de Harem-i beyt-i şerîfde nemâzı âşikâre kılalım. Görelim, bize kim mâni' olur.
Fahr-i âlem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' kalkıp, Sahâbe-i güzîn 'rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în' ile berâber, hazret-i Ömer önlerinde, elinde yalın kılınç, Beyt-i şerîfe doğru yürümeğe başladılar. Kureyş müşrikleri önlerinde, hazret-i Ömeri böyle gördüklerinde, sevinip, dediler ki,
- Meğer Ömer bunların hepsini esîr etmişdir, ki getirip karşımızda kırmak ister.
Yanlarına geldiklerinde, gördüler ki, hazret-i Ömer bunların herbirine güzel muâmele edip, bunlar ile karışmış güle-güle söyleşip gelirler. Ebû Cehl la'în bu hâli gördü. Müslimân olduğunu anladı.
- Âh! Gördünüz mü? Muhammed Ömeri de, kendi dînine döndürmüş. Ben size demedim mi ki, sihrle Muhammed onu aldatır, kendine uydurur. Siz dediniz ki, böyle olmaz. Eyvâh, gelin görelim, şimdi ne yapalım. Ve ona ne söyliyelim. Yakınına geldiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kılıncı kaldırıp dedi; (Nazm)
Durun ben geliyorum, bize kıyâma durun,
Genç, ihtiyâr, yaşlı hepsi, efendi köle olsun.
Dîn-i islâmı teblîg için, Allah gönderdi,
Bize Peygamber olan Muhammedi 'aleyhisselâm'.
Açığa çıkardı, güzel islâm dînini,
Putlar yıkıldı, kalmadı hükmleri.
Döndüm Hakka, bunun dînine girdim,
Ey Kureyş! Hepiniz avam ve has böyle bilin!
Kâfirler, bu hâli görüp, içlerinde telâşlanıp, it gibi çağrışdılar. Ebû Cehl la'în, yüksek sesle dedi ki,
- Görün Muhammedi ki, Kureyşin büyüklerini müslimân yapmağa başladı. Bu işler bize azdır. Dedim, gelin onlar çoğalmadan, öldürelim, aldırmadınız. Şimdi ejderhâ oldu.
Kâfirler, hazret-i Ömerden korkup, hiçbir mü'mine el uzatmağa kâdir olmadılar. Her birinin dudağı kuruyup, kaldı. Server-i âlem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' ileri yürüyüp, Hacer-ül esved ile bâb-ı Kâ'be-i şerîf arasında durup, nemâzı o gün âşikâre kıldılar. Gerçi kâfirler çok idi. Mü'minler az idi. Nemâz bitdikden sonra kalkıp, Kâ'beyi ta'vâf etdiler. İbni Mes'ûd 'radıyallahü teâlâ anh' buyurdular ki, hazret-i Ömerin 'radıyallahü teâlâ anh' müslimân olması, mü'minlere feth ve nusret ve rahmet oldu. O müslimân oluncaya kadar dîn-i islâm âşikâre olmadı. Kâ'be-i mu'azzamada, müslimânlardan hiç kimse nemâz kılmamış idi. Nakl edilmişdir ki, hazret-i Ömer 'radıyallahü anh' îmâna geldikde, Peygamberimiz 's.a.v.' hazretleri, mubârek elini Ömerin 'radıyallahü anh' göğsüne koyup, üç kerre buyurdular ki,
- Yâ Rab! Bunun sadrında olan gereksiz sıfatı [göğsünde bulunan kötü sıfatı] ve illeti [hastalığı] çıkarıp, onun yerine îmân ve hikmeti ver.

Kaynak:
Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin
54
Şanlı bir tarihe sahip milletimizin, tarihteki en parlak başarılarından biri olan Cumhuriyetimizin, 84.yıldönümünü büyük bir gurur ve coşku ile kutlamanın sevincini yaşıyoruz.

Yokluklar ve zorluklar içerisinde kurulan ve olağanüstü fedakârlıkların kazanımı olan Cumhuriyetimizi, ülke olarak çok çalışarak muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkartmak bizlerin en büyük görevi olmalıdır.

Bütün milletimizin Cumhuriyet Bayramı'nın 84.yıldönümünü kutlar, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk'ü, O'nun kahraman silah arkadaşlarını ve kanlarıyla bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizi, rahmet, minnet ve şükranla anıyorum
55
Eski Konular Arşivi / Menekse ile Halil
25 Eki, 2007, 00:10

Menekse ile Halil
[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=mtu3BGEJY2U&eurl[/youtube]
56
Asım Gökmen - Yorgun Bahar

[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=PX5b2YtuYq4&eurl[/youtube]
57
[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=Y10xKMVcXn8[/youtube]
ZAP SUYU ŞİİRİ


Karanlık gecede kara sudan zap suyuna giden yol,
Dolunay azaplığında vatanımın,
Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm,
Alın yazımıza vatan ve bayrak, şehitlik yazılmış



En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
Ola ki Tendürek ağıdı Cudi, Gabar türkülerinde,
Muhabbeti bulurum bir zaman,
Şahadetse aslanların savaşında,



Ölümsüzlük, şehitlik, bayrak hilalinde,
Can veren, kan veren yiğitler,
Yar gönlümüze düşende, çıktık dağların başına
Karanlık gecede el uzattık hilale,
Vurgun yedik seher rüzgarında,
Gurbet türküleriyle selam ettik yar diyarına,
Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
Vatan türküsüyle huy eyledik her zaman



Kürşat baskınlarında şahadetime destur verilirken,
Tekbir-i ilahi ki bayrağımdaki iman,
Yıldız yüceliğinde vatan olası gönül,
Neylerim, neylerim sensiz acep?



Seninle gezerim Şavşat'ı, Kars'ı,
Seninle inerim Bingöl'den Van'a,
Muş'tan el ederim Adıyaman'a,
Ben deli sevdalar yaşar uykusu geçerken,
Keleş sesinde yas tutarım,
Ölen şehitlerin ardından,



Mimarisi olduğum Anadolu'yu gezerken,
Nasibim bir kurşun olup da, düşersem toprağa,
Eğer, eğer toprak bana asmışsa bağrını,
Damla damla düşüyorsa toprağa kan,
Bayraklara sarılıyorsa tabutlar,
Analar, analar ağlıyorsa yitik erlerinin ardı sıra,
Gelinler, gelinler yas tutuyorsa yiğit erlerinin ardından
Ki Türk devleti öksüz kalacaksa eğer,

Koyuver şahin misali saldırsın İbrahim'in delilerini,
Mehmetçesine, çakal sürüsüne,



Ay gökte kaldıkça,
Ulu kocaların, ak sakalların duası
Üstüne olsun.
(Amin)
58
Merhabalar,

CanKalp.COM forum(lar)una hoşgeldiniz.

Bu başlık tamamen bir 'merhaba' demek için açılmıştır. Ancak başlığın formatının yanı sıra düzeninde gitmediğini gördüğümüz bir/birkaç şeyin altını çizmek istiyoruz.



  • CanKalp.COM kesinlikle bir arkadaş\sevgili bulma portalı değildir. Tabi burada paylaşımda bulunduğunuz süre zarfında tanışacağınız, paylaşacağınız ve özellikle bir çok şeyi öğreneceğiniz kişiler olacaktır. Eğer kendinize bir kız\erkek ayartmak düşüncesindeyseniz ve bu tip bir site arıyorsanız sizi 'google' a yönlendirmekten zevk duyarız.

  • Sitemizi, diğer sitelerden farklı kılan bir kaç "nüans" var. Bizler insan EMEÐİNE karşı saygıya, karşılıklı PAYLAŞIMA ve birbirimize karşı SAYGIYA önem veriyoruz. Anlayışımız : elimizde olan, fakat değerini bilmediğimiz kıymetlerimizin farkına vardırtmaktır. İfade yerindeyse "bilinçli kullanıcı" mantığıyla hareket etmek\ettirmektir.


  • Bunları hatırlatarak sitemizdeki FORUM KURALLARI'na da göz atmanızı öneriyoruz.

CanKalp.COM Yönetimi
59
Ağız kokusu kişinin çevresini, bazen de kendisini rahatsız eden bir durumdur. Ağız veya nefes kokusunun en çok rastlanılan nedeni, kişinin yedikleri ve içtikleridir



Dr. Hasan İnsel

Bazen bir dostumuza rastlarız ve konuşmaya başlayınca ne yapacağımızı şaşırırız. Nefesiyle yüzümüze doğru gelen kokudan kaçmanın yollarını ararız ama kendisine durumu fark ettirmek istemeyiz. Bazen koku belli belirsizdir, bazen de yoğun ve keskindir. Kişiler çoklukla nefesleri ile yüzümüze çarpan bu kokunun farkında değildirler. Fark etseler de bir şeyler yiyip veya çiğnediklerinde geçti zannederler ve çoklukla iş ciddi boyutlara ulaşmadan, önemsemezler. Ağız veya nefes kokusuna neden olanların başında alkol, sarımsak, soğan, sigara vb. gibi maddeler gelir. Eğer sebep yenilen veya içilenler değilse, ağız kokusu dendiğinde öncelikle akla gelen neden, ağzın içinde, dişlerde ve diş etlerinde çoğalan bakterilerdir. Bakterilerin ürettiği uçucu kükürt bileşikleri gibi maddeler de ağız kokusuna yol açarlar. Ağız kuruluğu olan kişilerde ağız kokusu daha sık olur, bunun nedeni, tükürüğün koruyucu etkisinin azalmasıdır. Tükürüğün çok önemli bir faydası da içindeki koruyucu enzimler ile ağız içindeki bakteri sayısını düşük tutmaktır. Dişlerden ve aşağıda anlatacaklarımdan kaynaklanan kokular daha keskindir ve kalıcıdır. Sebep ciddileştikçe kokunun karakteri de daha ağırlaşır ve daha rahatsız edici hale dönüşür.

Dişler arasında kalan besin artıkları, çürük dişler, temiz tutulmayan protezler, paslı dil, piyore denilen cerahatli diş eti hastalığı ağzı kötü kokutan rahatsızlıklardır.

Dişin nasıl fırçalandığı önemli
Yukarıda anlattığım gibi bazen ağız kokusunun nedeni, çok basit bir şekilde, yenilenler, içilenler olabilir. Bazen ise bu ağız veya nefes kokusunun altında yatan sebep, ciddi durumların habercisi de olabilir. Kişiler kendi ağız kokularını çoklukla fark edemedikleri için, eğer yakınlarınızda böyle bir durum gözlerseniz ve özellikle bu koku kalıcı ve tekrarlayan bir durumdaysa, muhakkak kendilerini doktorları ile görüşmeleri konusunda uyarmanız gerekmektedir.

Dişleri düzenli olarak fırçalamanın ağız kokusunu gidermek için ilk akla gelen önlem olduğunu hemen herkes bilir ama diş fırçalarken önemli bir nokta da yanakların içini ve dilin üstünü de fırçalamaktır. Dilin özellikle arka bölümlerinin fırçalanması çok faydalıdır. Ne var ki diş fırçasının sürtünmesine bağlı uyarı, kişide hafif bulantı ve hatta kusmaya sebep olabilir. Dil fırçalanırken bulantı duyuyorsanız, nefesinizi verdiğiniz sırada çok kısa bir süre içerisinde dilin arka bölümlerini de fırçalayıp, fırçayı ağzından çekin ve nefes alıp yeniden nefes verirken fırçalamaya devam edin. Bulantıyı artırabileceğinden dilin arka bölümlerini fırçalarken ayna karşısında kendinizi seyretmeyin. Dil temizlemek için özel fırçalar ve aletler satılıyor ama diş fırçası da aslında bu iş için yeterli.

Sakız etkili olabilir
Ağız yıkama çözeltileri, gargaralar, spreyler ve çiğneme tabletleri gibi ürünlerin diş fırçalamanın yerine geçmediğini unutmayın. Bunların çoğu sadece gerçek sorunu, bir süre için maskelemeye yarar. Fırçalamak yerine ağız yıkama suyu kullanmak kişinin duş almak yerine, deodorant kullanmasına benzetilebilir. Sakız çiğnemenin ise ağız kokusuna karşı etkili olduğu tespit edilmiştir. Sakız çiğnemek tükürük miktarını ve akışkanlığını artırarak, dil sırtına yıkama etkisi oluşturur ve ağızda bakterilerin yerleşmesini kısmen engeller.

Ağızdaki bakterilerin ürettiği ve kötü kokuya neden olan uçucu kükürt bileşikleri, çinko gibi metallerle derhal birleşerek uçucu olmayan metal sülfürleri oluşturur. Bu bileşikler uçuculuklarını yitirdiğinde, artık koku sebebi olamazlar. Bunun için metal bileşikler içeren gargaralar ağız kokusuna karşı kullanılabilir. Özellikle çinko içeren gargaralar daha etkilidir. Sodyum bikarbonatlı diş macunları ve sakızlar da uçucu kükürt bileşiklerini uçucu olmayan bileşikler haline dönüştürür.


Ağız kokusunun bazı nedenleri
Bademciklerin iltihaplanması, aftlı ülserler, sinüzitler, dil, damak, yutak, ağız içindeki yaralar ve tümörler, burun-boğaz bölgesi tümörleri.

Bronş ve akciğer hastalıkları (apse, tüberküloz, tümör vb.).
Sindirim sistemi hastalıkları (yemek borusu hastalık ve kanserleri), mide fıtığı, gastritler (özellikle midede Helicobacter pylori adında bir bakterinin varlığında), bazı ülserler, mide tümörleri.

Üresi yüksek olanlarda, şeker hastalarında, karaciğer komalarında.

Antihistaminikler ve antidepresanlar gibi ilaçlar, tükürük salgısını azalttıklarından ağız kokusuna neden olabilir.


Ağız kokusunu gideren meyveler Elma, çilek, limon ve portakal gibi meyveler ile nane, kereviz, maydanoz, havuç gibi sebzeler ve karanfil, çörekotu gibi baharatlar ağız kokusuna karşı kullanılan geleneksel çarelerdir. Yoğurdun içinde bulunan bakterilerin, ağızda kötü kokuya neden olan kükürtlü bileşikleri azalttığı bildirilmiştir. Düzenli fırçalama ve diş ipiyle temizlik gibi hijyen önlemlerine rağmen ağızda fena koku hisseden veya yakınları tarafından uyarılan bir kişi, öncelikle diş hekimine, kulak-burun-boğaz uzmanına görünmelidir. Eğer sebep bulunamazsa, doktorunuz sizde akciğer, yemek borusu, mide gibi organların tetkikini ve bazı laboratuvar tahlillerini isteyebilir.
60
HASAN DURAK ETEK SARI

[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=KF4lgzQbuc4[/youtube]
61
Eski Konular Arşivi / istiklal Marşı
20 Eki, 2007, 01:25
İSTİKLAL MARŞIMIZ



62
KURTLAR VADİSİ TERÖR'ÜN YASAKLI İKİNCİ BÖLÜMÜ, 18 EKİM PERŞEMBE GECESİ SHOW TV'DE YAYINLANACAK!
 
BU İLK VE SON GÖSTERİMİN TÜM REKLAM GELİRİ TERÖR MAÐDURLARINA BAÐIŞLANACAK.

Kurtlar Vadisi Terör'ün sansür nedeniyle yayınlanamayan 2. bölümü, terör mağdurlarına yardım amacıyla ilk ve son kez 18 Ekim Perşembe gecesi Show TV ekranında yayınlanacak.

Kurtlar Vadisi Terör'ün yapımcı firması Pana Film dizinin yayını için kanaldan hiçbir ücret talep etmeyecek.

Show TV, dizinin yayını süresince elde edilen reklam gelirinin tamamını, terör mağdurlarına bağışlayacak.

Kurtlar Vadisi Terör'ün yayını süresince verilecek özel numaralara SMS gönderen izleyiciler de, yardımlarıyla kampanyaya destek olabilecekler.

Kurtlar Vadisi Terör, yasaklı bölümüyle, ilk ve son kez 18 Ekim Perşembe gecesi 21.45'te Show TV'de...

63
Arkadaşlar resimlerimizin kalitesini artirmak icin bir cok yol var. Ama bu işlere yeni baslayan ve zahmetsizce sadece bir komutla resimlerin kalitesini artirmak isteyen arkadaşlar icin Paint Shop Pro programini şiddetle tavsiye ediyorum.
Yapmaniz gereken tek şey Psp da resmi acmak ve
Adjust>Photo Fix>Digital Camera Romoval 'a basmak ve karsiniza acilacak pencereye ok demek. Bu effecktin kaliteyi nasil arttirdigi asagidaki iki resimde gorebilirsiniz.(Tabi ki 1. resim orjinal 2.resim effekt uygulanmis hali )
Bu resim orjinal halinden daha küçük şekilde gösteriliyor. Orjinal halini görmek için tıklayın. Gerçek boyut 1000x693 ve 81KB.
Bu resim orjinal halinden daha küçük şekilde gösteriliyor. Orjinal halini görmek için tıklayın. Gerçek boyut 1000x693 ve 64KB.
Bu resim orjinal halinden daha küçük şekilde gösteriliyor. Orjinal halini görmek için tıklayın. Gerçek boyut 700x700 ve 101KB. Bu resim orjinal halinden daha küçük şekilde gösteriliyor. Orjinal halini görmek için tıklayın. Gerçek boyut 700x700 ve 69KB.

64
AKUPUNKTUR NEDİR?

Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. "Chi" adı verilen bu enerji insan vücudunda "meridyen" denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.

İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara "akupunktur noktaları" denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur.

Hipokrat, canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, "Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir." der.

Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:

Çeşitli hastalıkların tedavisi
Analjezi-anestezi
Alışkanlık tedavisi
Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi akupunktur, Türkiye'de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın kendisidir.


AKUPUNKTURUN FELSEFESİ


Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve birbirleriyle ilişki içindedir.

Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı'nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.

Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin'i, beyaz Yang'ı simgeler. Ancak, Yin'in içinde Yang, Yang'ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang'ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.


AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ


Çin'de iğne ve ısı anlamına gelen "Chen-chin" ile adlandırılan bu tedavi yöntemi, Batı'da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri birleştirilerek, "akupunktur" olarak adlandırılmıştır.

Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S. 317-581 yılları arasında çizilmiştir. Avrupa'da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların yazılması 1600'lü yıllara rastlar.

1972'de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile Çin'e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli doktorlar Amerikalı heyete "akupunktur anestezisi altında yapılan cerrahi bir operasyon" izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun Batı'da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada yaygınlık kazanmıştır.

UYARI NOKTALARI VE UYGULAMA


Uyarı noktaları:

İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer, iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve kulaklardır.
İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.

Lazerle akupunktur:

Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.

Nasıl iğne?:

Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok'ta ise bu amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak bir madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması, gereken noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu bulmak amacıyla, altını iğne haline getirirken içine bazı metaller konmuştur. Altının pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir akupunktur iğnesi olmasına rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir özellik göstermektedir. Günümüzde ise, dünyada altın ya da gümüş iğne kullanılmamaktadır. Elektriği altın kadar iyi ileten standart bir çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni metal kullanılmaya başlanmıştır.


AKUPUNKTURDA KULAÐIN ÖNEMİ


Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı olmaktadır.


AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA


Şişmanlık
Şişmanlık Nedir?
Dünyada şişmanlık
Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız?
Vücut-Kitle indeksi nedir?
Akupunktur ve Zayıflama
Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır?

Şişmanlık (Obezite)
Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.

Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60'ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.

Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.

Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.

Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.


Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50'ye ulaşmaktadır.

Obezite sıklığının artmasının nedenleri:
- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.


Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.

Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.
Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada açlık çeken bölgeler vardır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.


Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:

1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)

<19
zayıf

19-25
normal

25-30
fazla kilolu

30-40
şişman (obez)

>40
çok şişman (morbid obez)

2. Bel çevresi ölçümü: Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.

Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi sorunların en önemlileri şunlardır:
- Kalp-damar hastalıkları
- Tip II şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Safra taşları oluşumu
- Karaciğer yağlanması
- Uyku ve solunum problemleri
- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.


Akupunktur ve Zayıflama

Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.


AKUPUNKTUR VE SİGARA BIRAKMA


Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
Sigarayı Neden Bırakalım?
Sigara neden zararlı?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?


Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?

Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.

İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.

Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.


Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?

Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.


Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?

%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.


Sigara neden zararlı?

Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950'li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar...
Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine konserojen maddeler arasındadır.
Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.

Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım: Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12'si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.
Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.

İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara'dan fazla içenlerin %40'ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15'dir.

Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.

Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.


Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?

20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.
8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.
24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.
48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.
72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma...).
1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.
5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.
Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.
Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.


Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?

Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
Fiyatın pahalı gelmesi.
Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.

Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.


Sigarayı bırakma yolları nelerdir?

Akupunktur,
Grup Terapisi,
Hipnoz,
Kişisel çaba ile bırakma,
Farmokolojik tedavi.


Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?

Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.
Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.
Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.
Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten "tehlikesiz sigara" yoktur.
Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.
Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3'ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.
Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3'ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.

Aşırı zayıflamanın zararları

BEYİN

Karbonhidrat diyeti beynin fonksiyonlarını düzenleyen özellikle hafıza kapasitesini artıran serotonin maddesini etkiler. Hafıza kaybı ve çeşitli beyin bozuklukları başlar. Zeka kaybı başlar ve beynini hızlı ve doğru karar verme fonksiyonu bozulur.

KALP

Kısa sürede kilo vermek kalp hastalıklarına yol açar. Tansiyon yükselir ve kalp hastalıkları başlar. Süratli kilo kaybı sırasında yağ kaybıyla birlikte kaslarda zayıflar. Diyet kesildiğinde mide ve karın bölgesi süratle yağ toplar. Şok diyetlerden sonra alınan kiloları kaybetmek çok zordur.

ADALELER

Protein eksikliği adale zayıflığına yol açar. Özellikle sabahları kahvaltıyı kesmek adaleleri etkiler.

CİLT

Şok diyet B vitamini öncelikli olmak üzere tüm vitaminlerin ve minerallerin kaybolmasına yol açar. Cilt kurur ve dökülür.

KAN

Kanda demir azalması nedeniyle çeşitli kan hastalıkları başlar. Anemi ve hemoglobin bozuklukları görülür. Çabuk yorulma, kırgınlık, halsizlik görülür.

SAFRA KESESİ

Diyet safra kesesi faaliyetini etkiler. Çalışmayan safra kesesi taş üretmeye başlar.

KEMİK

Süt, yoğurt ve peynirin az tüketilmesinden dolayı ortaya çıkan kalsiyum eksikliği kemik erimesine yol açar Kemiklerin kırılması kolaylaşır, kırıkların iyileşme süresi ise uzar.

ENERJİ

Metabolizma bozuklukları lahana diyeti, greyfurt diyeti gibi sebze meyve diyeti sonucu ortaya çıkar.Sadece meyve ve sebze ile beslenenlerde (et ve balık yemeyenlerde) metabolizma bozuklukları ortaya çıkar, tüketilen her türlü besin kilo yapar.

Beslenme rehberi

Sağlıklı beslenmenin temel kuralları
Yağ kaybı sadece kilo kaybı demek değildir
Yiyecek piramidi - Doğru seçim için rehberiniz
Kilo kontrolünde yiyecek piramidi
Sağlıklı yiyecek seçimi
Sağlıklı yiyecek seçenekleri için öneriler

Zayıflamak sadece kilo vermek değil, aynı zamanda kontrolü ele almaktır. Yiyeceklerinizi iyi seçerseniz kontrolü de elinizde tutarsınız.
Kilo vermek alınan ve yakılan kalorilerin dengelenmesi ile ilgili bir süreçtir. Bu bölümde yediklerinizle ilgili bilgiler bulacaksınız. "Diyet" kelimesi ile, belli bir zaman uygulanan ve kilo verildikten sonra bırakılan bir program anlatıldığından "diyet uygulamak" terimi pek uygun değildir. Diyet, uzun süreli bir sorun için kısa vadeli çözümler getirir.
Öneriler, başarılı bir şekilde kilo vermenizi sağlamak ve yeniden kilo almanızı önlemek amacıyla tasarlanmıştır.

Beslenme programının üç basit kuralı vardır:
Daha az yağ yiyin. Aldığınız yağ miktarının günlük toplam kalori miktarının 1/3'ünden az olmasını sağlayın.

Daha çok sebze ve meyve içeren, dengeli ve çeşitli yiyecekler yiyin.

Günde 3 ana öğün ve aralarda yağdan ve kaloriden fakir ara öğünler yiyin.




Sağlıklı beslenmenin temel kuralları

Kaloriler hayatın yakıtıdır
Kaloriler hayatınızı sürdürmeniz için gereken enerjiyi verirler. Yediğiniz her yiyecekte belli miktarda kalori vardır. Besinlerle aldığınız kalorilerin kaynakları yağlar, karbonhidratlar ve proteinlerdir.
1 gram yağ = 9 kilokalori
1 gram karbonhidrat = 4 kilokalori
1 gram protein = 4 kilokalori

Yukarıda da belirtildiği gibi yağlar kalori açısından, hem karbonhidratlardan hem de proteinlerden iki kat daha zengindir. Vücudunuz yiyeceklerden gelen kalorileri alabilmek için besinleri karbonhidratlar, proteinler, yağlar, mineraller ve vitaminler gibi bileşenlerine ayırmak zorundadır. Bu bileşenler daha sonra kan dolaşımına katılırlar ve tüm vücuda dağılırlar.
Sindirimin gerçekleşmesi için de enerji gereklidir. Bu olaya termojenik etki denir.

Yiyeceklerin termojenik etkisi

Tüketilen her 100 kalori için yakılması gereken kalori miktarı:
Protein 25-40
Karbonhidrat 6-8
Yağ 3

Sizin de gördüğünüz gibi diyetsel yağın termojenik etkisi yok denecek kadar azdır ve bu nedenle doğrudan yağ olarak depolanır. Bu yakma işlemi yemekten hemen sonra başlar ve birkaç saat sürer. Yağdan zengin beslenme durumunda vücut aşırı yüklenir ve yakma süresi kısalır. Gün içinde ki birkaç hafif yemek, vücudunuza kalori yakması için ek fırsatlar kazandırır.

Karbonhidratlar

Karbonhidrat vücudun glikoza dönüştürebildiği her türlü maddedir. Glikoz hücrelerin enerji olarak kullandığı en önemli maddelerden biridir. Karbonhidratlar glikoza yıkılma özeliklerine göre basit ya da karmaşık olabilirler. Saf buğday ekmeği, şeker ve alkol kalori fazlalığı olduğunda kolaylıkla yağa dönüşebilen basit karbonhidratlara örnek olarak verilebilir. Yapraklı sebzeler, patates ve hububat ürünleri karmaşık karbonhidratlara örnektir. Bu grup yiyecekler sağlıklı olmanız için gereken bütün besinlere sahiptir ve beslenme programınızın temelini oluşturmalıdır.
Proteinler
Proteinler, vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır. Yemeklerinizin yeterli miktarda protein içerdiğinden emin olun, ancak bu tür gıdaların yağdan da zengin olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Mümkün olduğunca yağ açısından fakir alternatifleri seçmeye çalışın.

Yağ

Yaşamın idamesi ve sağlık için çok önemli olan yağ, sadece fazla miktarda alındığında zarar verir. A, D, E ve K vitaminleri gibi önemli vitaminler için taşıyıcılık görevi yapar. Vücudun savunma sisteminde önemli bir rolü olan yağ, östrojen gibi homonların üretiminde ve depolanmasında görev alır.
Günümüzde, sağlık uzmanları sağlıklı bir diyette bulunması gereken kalori miktarının en fazla 1/3'ünün yağdan gelebileceğini belirtmektedirler.

Yağ kaybı sadece kilo kaybı demek değildir
Gerek hastalar, gerekse doktorlar başarı göstergesi olarak verilen kiloyu dikkate alma eğilimindedirler. Oysa bakmanız gereken şey nicelik değil niteliktir. Kilo kaybı yağdan ya da "yağ dışı kitleden" olur. Kilo kaybının ilk dönemlerinde bu yağ dışı kitle su iken, ilerleyen zamanlarda kas ağırlıklı olur. Kas dokunun kalori yaktığı, buna karşın yağ hücrelerinin ise depoladığı bilinen bir gerçektir. Kayıp, kas dokudan olduğunda vücudunuzun fazla kaloriyi yakma yeteneği de azalır. Hızlı kilo vermeyi sağlayan diyetler niceliği niteliğin önünde tuttuklarından kayıplar daha çok yağ dışı kitleden olur ve bu nedenle çok kısa süre içinde yeniden kilo alınır.
İdeal olanı kayıpların ¾'ünün yağdan ve ¼'ünün de yağ dışı kitleden olmasıdır. Yağ dokudan kaybetmeyi hedefleyen, yavaş ve sabit bir kilo kontrol programı bu amaca ulaşmak için yeterlidir.

Diyetinizdeki yağı kesin
Yağ beğenilen pek çok yiyeceğin tadına ve kokusuna güzellik kattığından, yiyeceklerinizdeki yağ oranını azaltmanız hiç de kolay değildir. Buna rağmen, beğenilerinizden çok fazla fedakarlık yapmadan da yiyeceklerinizdeki yağ miktarını azaltabilirsiniz.

Yiyeceklerinizdeki yağı azaltmanıza yardımcı olacak bazı öneriler:

Tereyağı, mayonez ve salata sosu gibi şeyleri azaltın.

Patates cipsi gibi yağlı çerezleri azaltın.

Yağda kızartılan yemekleri azaltın.

Et yerine tavuk ya da balık eti tüketin.

Daha çok sebze, meyve ve hububat ürünü tüketin.

Kahvaltı alışkanlıklarınızı değiştirin. Önceden böyle bir alışkanlığınız yoksa kahvaltı yapmaya başlayın. Yağda yumurta, tereyağlı kızarmış ekmek gibi şeyler yemeyin.

Mümkün oldukça yağdan oranı düşük alternatifleri tercih edin.



Yiyecek Piramidi - Doğru seçim için rehberiniz

Günümüzde insanların çoğu arzuladıkları yiyeceklere kolaylıkla ulaşabilmektedir. Sosyal ve duygusal gereksinimlerimizi karşılayan, dengeli beslenmemizi sağlayan bütün yiyeceklerin hayatımızda yeri vardır. Yiyecekleri iyi ya da kötü diye sınıflamak ya da yasaklamak doğru değildir. Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin anahtarı dengeyi bulmaktır. Yiyecek piramidi bu dengeyi oluşturmanıza yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.
Herkesin günlük kalori ve besin gereksinimleri farklıdır. Bir beslenme uzmanı bu konuda size yardımcı olabilir. Kilo vermek ve sağlıklı yaşamak için piramidin tabanını oluşturan yiyeceklerden bol miktarda yemeli, tepesindekilerden ise mümkün olduğunca kaçınmalısınız.
İyi planlanmış dengeli bir yemek şunlardan oluşmalıdır:
%20-30 oranında yağ
%10-20 oranında protein
%50-70 oranında karbonhidrat


Kilo Kontrolünde Yiyecek Piramidi

Yağlar, tatlılar, alkol yağdan açısından zengin yiyecekler Süt ürünleri Daha az yeyin Et, kümes hayvanları, balık, deniz ürünleri, yumurta, fındık Hububat ürünleri, tahıl ürünleri, pirinç, makarna Meyveler Yağdan açısından fakir yiyecekler Sebzeler Daha çok yeyin

Bir porsiyon ne anlama gelir?

Günlük porsiyon sayısı

Hububat ürünleri
(ekmek, tahıl ürünleri, pirinç, makarna)
1 dilim ekmek (30 gram)
1 kase hazır mısır gevreği (30 gram)
½ kase pilav ya da makarna (100 gram)
½ kase pişmiş bakliyat (100 gram)
Her öğün 2-3

Sebzeler
1 kase yapraklı pişmemiş sebze (50 gram)
½ kase pişmiş sebze (50 gram)
½ kase sebze suyu (180 gram)
Her öğün 2-3

Meyveler
1 adet orta boy meyve (100 gram)
½ kase dilimlenmiş meyve (125 gram)
1 kase taneli meyve (100 gram)
¾ bardak meyve suyu (180 gram)
Yemeklerle birlikte ya da
ara öğün olarak 1-2

Süt ürünleri
(süt, yoğurt, peynir)
1 kase süt ya da yoğurt (245 gram)
Doğal peynir (45 gram)
İşlenmiş peynir (60 gram)
Kahvaltıda ve
öğle yemeğinde 1-2

Et ve bakliyat
(et, kümes hayvanları, balık, kuru fasulye, yumurta,
fındık)
Pişirilmiş et, kümes hayvanı eti, balık (56-85 gram)
½ kase bakliyat ya da 1 yumurta = 30 gram et
1/3 kase fındık ya da türevi çerez = 30 gram et
Herhangi iki öğünde bir 2


Sağlıklı yiyecek seçimi

Kilonuzu düzenlemeye yağ ve kalori içeriği düşük yiyecekleri öğrenerek başlayın. Bunun için yiyecek piramidinden yararlanabilir ve yemeklerinizi planlarken de aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz.

İçecekler

Alkollü içecekler yağ içermemelerine rağmen kaloriden zengindir ve kolayca yağa dönüşen basit şekerlerden meydana gelirler. Alkol oranı arttıkça kalori miktarı da artar. Alkol ayrıca vücudun yağı yakma yeteneğini azaltır.

Normal bir kutu kolada yaklaşık olarak 200 kalori vardır. Günde bir kutu kola içerseniz bu yılda 73000 kaloriye ve 9 kilograma tekabül eder. Şekersiz içecekleri tercih etmeniz daha mantıklıdır.

En iyisi günde 6-8 bardak su için.


Sebzeler

Kilo vermek için sebzelerden daha iyi bir yiyecek grubu yoktur. Sebzeler kalori açısından fakir, lif, mineral ve vitamin açısından zengindir. Hiç yağ içermedikleri ya da çok az içerdikleri için sağlıklı beslenmenize katkıda bulunurlar. Yediğiniz sebzelere tereyağı, krema ya da peynir sosu dökmeyin. Sirke, soya sosu ya da limon suyu ise kullanabileceğiniz alternatiflerdir.

Kremalı salata soslarından uzak durun.

Salatanıza yağ dökmeyin ve yağ içeriği yüksek katkı maddeleri kullanmayın.

Patates yağ oranı düşük ve kilo verme programınızda gönül rahatlığı içinde kullanabileceğiniz bir yiyecektir. Ancak kesinlikle tereyağı ile yemeyin. Kızartmak yerine fırında ya da yapışmayan bir tencerede pişirmeniz daha doğru olur.

Zeytin, yağ yönünden zengin olduğu için kısıtlı yenmelidir.


Süt ürünleri

Yağsız ya da az yağlı süt, yoğurt veya peynir kullanın.

Çırpılarak hazırlanmış kremanın bir kasesinde neredeyse tamamı yağdan gelen 400 kalori vardır.

Soslar ya da tatlı için krema yerine koyulaştırılmış süt kullanın.


Yumurta

Tam yumurta yerine yumurtanın akını kullanın.

Yumurtayı yağda kızartmak yerine kaynatın ya da haşlayın.

Yumurta ve omletlerinizi yapışmayan bir tavada yapın.


Şekerler ve tatlılar

Tatlı yaparken şeker yerine bal kullanın.

Bütün meyve konservelerinde yağ ve şeker miktarı düşüktür.


Otlar ve baharatlar

Taze otlar ve baharatlar kullanarak, yağ korkusu taşımaksızın yemeklerinize lezzet katmanız mümkündür. Bazı istisnalar dışında otlarda ve baharatlarda kalori ve yağ miktarı düşüktür.

Et, kümes hayvanları ve balık

Hiç bir zaman kızartmayın. Bunun yerine, fırında pişirin.

Kümes hayvanlarının derisini ayırın.

Beyaz et kırmızı etten daha sağlıklıdır.

Tavuk ya da hindi sosisleri en azından sığır etinden yapılan sosis kadar yağlı olabilir.

Bel bölgesi, sığır ya da kuzu etinin en hafif yeridir.

Etinizdeki yağlı kısımları her zaman ayırın.

Sosis, salam gibi önceden hazırlanmış etler yağdan zengindir.

Et yemeklerini, çorbaları ve sosları bir gün önceden yapın ve soğutun. Servis yapacağınız zaman yağını ayırın.

Balık ve deniz ürünleri mükemmel seçeneklerdir.


Hububat ve tahıl ürünleri, pirinç, makarna

Hububat ve tahıl ürünleri dengeli ve sağlıklı beslenmenin ana unsurlarındandır. Yağdan fakir olmalarına rağmen kalori içerikleri yüksek olduğu için çok fazla miktarda yenmeleri doğru değildir.

Makarna kilo kontrolünün sağlanmasında son derece önemlidir. Ancak porsiyon boyunun çok önemli olduğu (1 kase makarna 200 kalori içerir) ve et sosu gibi katkı maddelerinin kullanılmaması gerektiği unutulmamalıdır.


Yağlar ve soslar

Margarindeki yağ ve kalori miktarı tereyağından daha fazladır. Bu nedenle, kalori miktarı düşük, "diyet" margarin kullanabilirsiniz.

Yağsız mayonez kullanın.

Diyet salata sosu, ya da en iyisi sirke kullanın.

Kolesterolsüz demek yağsız demek değildir.



Dondurulmuş gıdalar

İş hayatı yoğun olan pek çok kişi dondurulmuş hazır gıdalara yönelmektedir. Bunlar genellikle yağ ve kalori açısından zengin yiyeceklerdir. Paket etiketlerini dikkatli bir şekilde okuyun ve 100 kalori başına 3 gramdan fazla yağ varsa bu yiyeceklerden uzak durun.
Kuruyemiş

İyi yanları kolesterol içermemeleri, lif, vitamin ve mineral açısından zengin olmalarıdır.

Kötü yanları, kalori ve yağ açısından zengin olmalarıdır. İki avuç dolusu yediğinizde günlük yağ miktarınızın tamamını ve kalori miktarınızın yarısını alırsınız.


Ara öğünler

Yağdan ve kaloriden fakir ara öğünler kilo verme programınızın önemli bir bölümünü oluştururlar.

Taze sebze ve meyveler çok yararlıdır.

Yağsız krakerler cipslerden daha uygundur.



Sağlıklı yiyecek seçenekleri için öneriler

Genel olarak Her gün vitamin hapı alın, bu özellikle yeterli miktarda meyve ve sebze yemiyorsanız önemlidir.

Gün boyunca 5-8 kez hafif yemekler yeyin. Öğün atlamayın ve ağır yemeklerden kaçının.

Yemeklere saldırmayın. Daha az ve yavaş yerseniz daha çok tat alırsınız.

İçki içmeden önce düşünün. Alkol kalori bakımından çok zengindir, besleyiciliği yoktur, yağ depolanmasını uyarır ve irade gücünüzü olumsuz etkileyerek yanlış seçimler yapmanıza zemin hazırlar.

Günde 6-8 bardak su için. Yemeklerden önce içeceğiniz bir-iki bardak su daha çabuk doymanızı sağlar.

Yemeklere yağsız sıcak bir çorba ile başlayın. Bu sizin yavaş yemenizi ve çabuk doymanızı sağlar.

Tetikleyici yiyecekleri kontrol etmeniz son derece güç olduğundan bunlardan tamamen uzak durun.

Elle yenen yiyeceklerden kaçının. Ne kadar yediğinizi kontrol edemezsiniz.

Başka birinin tabağındakilere göz koymayın.

Daha çok, balık ve derisini ayırarak kümes hayvanı eti yeyin, kırmızı et miktarını azaltın.

Daha çok sebze ve hububat yeyin.

Mümkün olduğunca yağdan fakir alternatifleri seçin.

Annenizin ne söylediği önemli değil, tabağınızdaki her şeyi yemek zorunda değilsiniz.


Alışverişte

Alışverişe boş bir mideyle gitmeyin. Gördüğünüz her şeyi almak istersiniz.

Bir alışveriş listesi hazırlayın ve bu listeye bağlı kalın.

Sizin için uygun olmayan, sakınmak istediğiniz yiyeceklerin bulunduğu reyonlara gitmeyin.

Paket etiketlerini okumayı öğrenin.

İhtiyacınız olandan fazlasını satın almayın.

Genellikle yağ ve kalori yüklü olan hazır gıdalardan kaçının.

Satın almazsanız yemezsiniz.


Yemek hazırlarken

Yemekleri basit hazırlayın, sos eklemeyin.

Yemek pişirirken yemeyin. Taze sebzeler bu kuralın dışındadır.

Yemek pişirirken yağ gereksinimini azaltmak için yapışmayan tencereler kullanın.

Yağ kullanmak zorundaysanız zeytin yağı veya susam yağı kullanmaya çalışın ve miktarını az tutmaya özen gösterin.

Et üzerinde görülen tüm yağı ayırın.

Bonfile yerine hindi etini tercih edin.

Bir tam yumurta yerine iki yumurtanın beyazını kullanın.

Fırında pişirilen yiyeceklerde, meyva püresi ve sosu yağın yerine kullanılabilecek mükemmel alternatiflerdir.

Bir parça rendelenmiş peynir yemeğe çeşni katar, verdiği kalori de çok azdır.

Yağda kızartmak yerine tavuk suyu, tuzdan fakir soya sosu ya da su içine sote yiyecekler hazırlayın.

Yemeği hazırlarken en iyisi fırında pişirmek ya da kaynatmaktır.

Sos ve çorbalara krema yerine patates püresi eklenebilir.

Yemek tarifinde 1/2 kaşık yağdan söz ediliyorsa siz onun da yarısını koyun. Tat tomurcuklarınız aradaki farkı anlamaz, fakat bel çevreniz bunu ayırt eder.

Yağ yerine baharat kullanın. Taze otlar ve baharatlar kalori ya da yağ korkusu olmadan yemeklerinize çeşni katar. Çeşitli etnik yemekleri deneyin.

Arta kalan yemekleri hemen dondurun, yoksa buzdolabına koyamazsınız ve kendinizi yemek zorunda hissedersiniz.


Evde yemek

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Evinizde yağdan ve kaloriden zengin yiyecekler bulundurmak zorundaysanız kolayca ulaşabileceğiniz yerlerde olmamalarına dikkat edin.

Televizyon ile yemeği karıştırmayın. Tabağınız yerine televizyona bakarsanız ne yediğinizi ve ne kadar yediğinizi anlamazsınız.

Yemeği daima yemek masasında yemeyi bir kural olarak belirleyin, hiçbir zaman ayakta yemeyin.

Hiçbir zaman paketten ya da kutudan yemeyin. Bir tabağa bir miktar alıp paketi ortadan kaldırın.

Yemeği tabaklara koyarken porsiyonların çok büyük olmamasına özen gösterin ve bu işi mutfakta yapın. Masada sadece salata ve sebze gibi yararlı şeylerin bulunmasına izin verin.


Dışarda yemek

Evden asla aç karnınıza çıkmayın. Bir restorana gitmeden önce bir bardak meyve suyu için ya da bir parça meyve veya havuç gibi şeyler yeyin.

Restoranda ekmek sepetinin masadan kaldırılmasını isteyin.

Tüm sosların yemeğinizin üzerine değil, yanında servis edilmesini isteyin. Bunları çatalla alın.

Garsona yemeklerin nasıl hazırlandığını sorun.

Kızarmış yiyeceklerden uzak durun!

Büyük porsiyon istemek en iyi fikir gibi gözükse de fazla kalori ve yağa değmez.


Kaçınılması gereken yağdan zengin yiyecekler

Tam yağlı beyaz peynirler

Bonfile

Pirzola

Ördek eti

Tereyağı (günde üç çay kaşığına kadar alabilirsiniz)

Yağ (günde üç çay kaşığına kadar alabilirsiniz)

Mayonez (günde üç çay kaşığına kadar alabilirsiniz)

Salata sosu (günde en fazla bir yemek kaşığı)

Kuruyemiş (günde en fazla bir yemek kaşığı)

Not: 1200, 1500 ya da 1800 kalorilik bir günlük diyeti her biri 300 kaloriden oluşan küçük gruplara bölün.

BESİNLER VE PİŞİRME TEKNİKLERİ

Kansere karşı savaşta en önemli kural sık sık, azar azar dengeli beslenmek. Diyet ve beslenme uzmanı Gökçenler'e göre besinleri uzun süre yüksek ısıda pişirmek ise kansere davetiye çıkarıyor.


Son yıllarda kanser tedavisindeki gelişmeler hızla ilerlerken, pek çok alanda olduğu gibi kanserde de koruyucu tıbbın önemi artıyor. Bilim adamlarının bu kadar önem verdiği koruyucu tıbbın en önemli silahlarından biri ise beslenme. Yiyip içtiğimiz, elimizin altındaki besinlerin her biri, birer kanser savaşçısı. Öyle ki besinlerdeki kansere karşı koruyan bazı maddeler, kanser ilaçlarının içeriğine dahi giriyor.
Diyet ve beslenme uzmanı Murat - Aysun Gökçen çifti de "Kanseri beslenerek yenebilirsiniz " adlı yeni kitaplarında kanser ve beslenme ilişkisine ışık tutuyor. Özellikle yemekleri pişirirken yapılan yanlışlara dikkat çeken Gökçenler, yanmış yiyecekleri kesinlikle tüketilmemesi, proteinli süt gibi besinlerin asla şekerle kaynatılmaması gerektiğini vurguluyor. Gökçenlere göre geleneksel bazı pişirme yöntemlerimiz ve yemeklerimiz, kansere davetiye çıkarır nitelikte. Bunlardan bazıları, kestane kebap, gözleme, kavrulmuş leblebi, krem karamel....
Gökçen çifti, Remzi Kitabevi'nden basılacak bu yeni kitapları henüz piyasaya çıkmadan önce sorularımızı yanıtlayarak, merak edilenleri anlattı...
Kanser oluşumuyla beslenme ilişkisi nedir?
- Farklı kaynaklara göre beslenme ile ilgisi yüzde 10 - 70 arasında olup, genel olarak yüzde 35 kabul edilir. Bu çok yüksek bir oran. Radyasyon ve sigarayı beslenmeyle kıyaslarsak, beslenmenin önemi daha çok anlaşılır. Radyasyonla kanser oluşumu oranı normal koşullarda yüzde 1 - 5 arasındadır. Sigara içmenin kanser oluşumuna etkisi ise ortalama yüzde 25 oranında olduğu bildirilmekte. En önemlisi, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 70'i beslenme, egzersiz ve diğer yaşam tarzı alışkanlıklarıyla önlenebilmektedir.

Kansere karşı beslenmede en önemli kural nedir?

- En önemlisi beslenme yoluyla bağışıklık sistemimizi güçlü kılabildiğimiz için yeterli ve dengeli beslenmek. Yani sık sık, azar azar, az yağlı ve günlük alması gereken besin maddelerini alarak. Herkesin en azından bir kere bile olsa bir diyetisyene başvurması lazım. Diyetisyene gittiği zaman proteini, karbonhidratı, yağı ne kadar alması gerektiğini öğrenecek.

Hangi besinleri riskli kabul etmeliyiz?

- Bolca kuyrukyağı katılmış ve mangalda kavrulmuş kebaplar çok dikkat edilmesi gereken yiyeceklerin başında gelir. Keşke, bu besinleri hiç yemeden durabilsek... Ayrıca, karamelize edilmiş yiyeceklerden uzak durulması lazım. Şekerin yakılması olarak tanımlayacağımız karamelizasyon, kanser yapıcı faktörler arasında düşünülmelidir. Bundan dolayı, karamelli pasta, karamelli dondurma gibi besinleri çok sık tüketmemek gerekir.

Öyleyse pişirme yöntemleri de etkili...

- Yanmış olan her besinde risk çok yüksektir. Susamı yanmış simit, yanarak üzerinde siyah benekler oluşmuş bazlama, gözleme tipi yufkalar, kabuğu yanmış ekmek, kurabiye, börek ve kek, fazla kızartılmış ekmek, kestane kebabın yanmış dış yüzeyi, kavrulmuş ve üzerinde siyah benekler oluşmuş sarı leblebi türü besinler çok sık tüketilmemelidir.

Yemek pişirirken nelere dikkat etmeli?

- Maalesef çoğu kişi soğanı yağın içinde iyice kavurarak yemek yapmaya başlar. Ama gerçek şu ki yağın içinde soğanı kavurmak kansere davetiyedir. Dumanlama - tütsüleme yöntemi ile hazırlanmış füme besinler tehlikeli gruptadır. Kısacası, besinlerin sizi kanser yapmalarını istemiyorsanız onların canını yakmayın. Yani yüksek ısıya uzun süre maruz bırakmayın ve de durup dururken tütsülemeyin.

Peki soğanı nasıl kullanmalı?

- Sebze yemeklerinde önce kıyma veya et suyla birlikte öldürüp pişirilmeli. Soğan üzerine çiğden konmalı. Soğanla biraz pişirdikten sonra salça ve domatesi koyup su kaynamaya başladıktan sonra sebzeler doğrayarak içine atılmalı. Sebze yemeklerinde vitamin ve mineral kaybını önlemek için en doğru olan, çok az suda pişirmektir.

Kanserojenlere karşı etkili olan maddeler neler?

- Vitamin ve minerallerin dışında 'ikincil bitki maddeleri' veya 'Fitokimyasal' dediğimiz bazı özel maddeler vardır. Bu maddelerin kanser riskini önlediği bilinir. Brokolide bulunan 'Sulforofan', çilek, böğürtlen, üzüm cevizdeki 'Ellag Asidi', narenciye ve kimyondaki 'terpen', domates, avakado ve mürdüm eriğindeki 'Lutein' maddesi ve bir çok bitkide bulunan 'Flavanoidler', vücudun ürettiği protein moleküllerini aktive edip, insan hücrelerine giren kanser yapıcıları zararsız hale getirmelerini sağlarlar.
Yediklerinizi kanserojen hale getirmemek için
Uzun süre yüksek ısıda işleme tabi tutulan bol proteinli besinler, kanserojen maddelerin oluşumuna neden olur. Buna mutajenite denir. Eti 35 dakika süreyle ızgara yaparsanız veya 5 dakika süreyle kızgın yağda kızartırsanız, kanserojen hale getirmeyi başardınız demektir.
Eti sebzelerle birlikte pişirirseniz - türlü, kıymalı taze fasulye gibi- o zaman mutajenite oluşumunu çok büyük oranda önlemiş olursunuz. Eti tek başına yemek yerine daha çok sebze ile karıştırarak yemek her zaman daha sağlıklıdır.
Taze sebzeleri yağda kızartmayın. Kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
Sebze ve kurubaklagilleri yıkamadan yemeyin, pişirmeyin. Çünkü, tarım ilaç kalıntılarını pişirme yolu ile yok edemezsiniz.
Pirinç, un, soğan gibi besinleri yağda kavurmayın. Protein kaybı olur. Ayrıca, kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
Yüksek ısıda uzun süre kaynatmayın. Bu bir çok vitamin ve mineralin kaybına neden olur, kanserojen etki oluşturabilir.
Ateşe çok yakın tutarak pişirme ve tütsüleme yapmayın.
Kurubaklagil ve tahılları kuru, nemli olmayan yerlerde saklayın. Aksi takdirde küf toksinleri oluşturabilirsiniz.
Buzluktan çıkartıp çözdürdüğünüz yiyecekleri bir daha dondurmayın. Aksi taktirde kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
Özellikle salça, turşu, reçel vb. gibi besinleri boşalmış deterjan ve ilaç kutularında, boyalı plastiklerde saklamayın. Kurşun ve kanser yapıcı diğer maddeler yiyeceğe geçer.
Küf ve toksin üremiş besinlerden uzak durun.

Gökçen'lerin kansere karşı özel olarak hazırladığı yemek tarifleri

SAÐLIK ÇORBASI (4 Kişilik)
Malzemeler
Yarım su bardağı bezelye
1 su bardağı dilim doğranmış havuç
1 su bardağı kıyılmış karnabahar
1 su bardağı kıyılmış brokoli
1 adet kalın kıyılmış kırmızı soğan
2 adet doğranmış domates
1 tatlı kaşığı zencefil
1 çorba kaşığı toz kişniş
1 tatlı kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber

Hazırlanışı:
Bezelyeler önce haşlanır.
Sonra kalan malzemeler ile birleştirilip üzerine bir miktar daha su ilave edilirek (suyun sebzelerin üzerini üç parmak geçecek kadar eklenmesi yeterli olur) pişirme işlemine devam edilir.
Taneli yada blenderdan geçirerek servis yapılır.

İşte kanser savaşçıları

Gökçen çifti, "Lütfen aşağıdaki sebze ve meyveleri sıkça ve bol yiyin. Çünkü içlerinde kanserin hiç hoşuna gitmeyecek bir şeyler var" diyerek kansere karşı "altın besinleri" sıralıyorlar.

Bezelye

-Pırasa
-Taze fasulye
-Karadut
-Kızılcık
-Kayısı
-Kuş üzümü
-Kiraz
-Vişne
-Ananas
-Kırmızı ve kara üzüm
-Mandalina, portakal
-Greyfurt, limon
-Ispanak
-Karnabahar
-Brokoli
-Kırmızı lahana
-Kara lahana
-Yeşil lahana
-Kuşkonmaz
-Dereotu
-Pazı
-Turp
-Şalgam
-Soğan
-Sarmısak
-Avakado
-Mürdüm eriği
-Domates
-Biber
-Isırgan otu
-Keten tohumu
-Kimyon
-Soya filizi

DENGELİ BESLENME

Sağlıklı olmanın sırrı, yediklerimizin çeşitleri kadar miktarlarına da dikkat etmekten ve vücudumuz için gerekli olan besin öğelerini doğru tüketebilmekten geçiyor. Sağlıklı büyüme ve gelişme için 40'dan fazla besin öğesine ihtiyacımız var. Bu besin öğelerini 6 ana grupta toplayabiliriz.

· Karbonhidratlar : Ekmek, makarna, pirinç, tahıl ürünleri ve kurubaklagillerde yüksek miktarda bulunur. Şekerler de karbonhidratlar grubunda yer alır. Şekerler, bildiğimiz çay şekeri ( sukroz ), meyve şekeri ( fruktoz ) ve süt şekeri ( laktoz ) olarak gruplara ayrılır. Karbonhidrat vücudumuz için iyi bir enerji kaynağıdır. Günlük alınan enerjisinin % 55-60'ının karbonhidratlardan sağlanması gerekir. Burada önemli olan şekerli besinlerden çok, diğer karbonhidrat kaynaklarını tüketmektir.

· Proteinler : Et, süt ve ürünleri ile yumurta ve kurubaklagillerde yüksek miktarda bulunur. Hücrelerin gelişmesi, dokuların yenilenmesi için gereklidir. Günlük alınan enerjinin % 10-12'sinin proteinlerden sağlanması gerekir.

· Yağlar : Et, süt, peynir, margarin, tereyağ ve kuruyemişlerde yüksek miktarda bulunur. Günlük alınan enerjinin % 25-30'unun yağlardan sağlanması gerekir. Burada önemli olan bu miktarın en fazla % 10'unun doymuş yağlardan ( et, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı ürünlerde bulunur. Aşırı tüketimi kolesterol seviyesinin yükselmesine sebep olur.), % 10'unun tekli doymamış yağlardan( zeytinyağı, kanola yağında bulunur.) ve % 10'unun çoklu doymamış yağlardan ( ayçiçeği, soya fasülyesi, tahıl ürünleri, balık ve ürünleri, ıspanak, brokolide bulunur.) karşılanmasıdır.

· Vitaminler, mineraller ve su diğer besin öğesi gruplarıdır.

Bu besin öğelerinin toplandığı besin gruplarını inceleyecek olursak;

· Süt ve süt ürünleri: Bu gruptaki besinler protein ve kalsiyumdan zengindirler. Ayrıca yağ ve bazı vitaminler içi iyi kaynaktırlar.
· Et ve et ürünleri : Bu gruptaki besinler diğerlerine oranla daha fazla protein içerirler. Ayrıca demir, çinko ve B vitaminlerinden zengindirler.
· Tahıllar : Bu gruptaki besinlerin önemli bir kısmı karbonhidrattır. Yine bazı B vitaminleri ve mineraller de vardır.
· Sebze ve meyveler : Sebze ve meyvelerin önemli bir kısmı sudur. Ayrıca protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral içerirler. Bu grup özellikle C vitamini içi önemlidir.
· Yağlar ve şekerler : Şekerler vücuda enerji sağlarlar ve fazla miktarda tüketilmeleri dengesiz beslenmeye neden olur.
Yağ tüketiminden tamamen vazgeçmek sanıldığının aksine sağlıklı değildir. Çünkü vücudun belli miktarlarda yağa da ihtiyacı vardır. Özellikle vücudumuz için oldukça gerekli olan A,D,E,K gibi ancak yağda eriyerek yararlı olan vitaminler açısından yağların günlük beslenmede yer alması çok önemlidir. Önemli olan yağları bir denge içinde tüketmektir.

Diyet genel bilgiler

Yıllardır kozmetik ve estetik bir problem olarak gördüğümüz obezite aslında ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite ile mücadele ederken dikkate almanız gereken ilk nokta bunun basit bir kilo problemi olmadığıdır. Bugün atmış olduğunuz adım size sağlıklı bir yaşamın kapısını açmakta yardımcı olabilecek küçük bir destektir.



::: Obezite nedir?

Obezite ya da şişmanlık, vücutta sağlığı tehlikeye sokacak ölçüde fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bir insana obez diyebilmek için vücudundaki yağ miktarını ve dağılımını tespit etmek gerekir. Bunun için bugün en sık kullanılan yöntem "Beden Kitle İndeksi" nin hesaplanmasıdır. Beden kitle indeksi (ingilizce body mass index'in baş harflerinden BMI olarak kısaltılmıştır.) kilogram cinsinden beden ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır.

BMI'ı ;
18.5 kg/m2 altında olanlar zayıf
18.5-24.9 kg/m2 arasında olanlar normal kilolu
25-29.9 kg/m2 arasında olanlar fazla kilolu
30-39.9 kg/m2 arasında olanlar obez(şişman)
40 kg/m2 üzerinde olanlar ileri derecede obez olarak tanımlanırlar.

Yağın vücuttaki dağılımı da önemlidir.Özellikle karında ve göbek çevresinde biriken yağlar,kalp ve damar hastalıkları için ciddi risk oluşturur.

::: Obezitenin nedenleri nelerdir?
Çok sayıda faktör obezitenin gelişmesine katkıda bulunur. Bunlar dört büyük kategoriye ayrılır:
* Kalıtsal faktörler
* Fizyolojik faktörler(yaşlanma , gebelik sayısı gibi)
* Yaşam biçimiyle ilgili faktörler(besinlerle fazla miktarda yağ alınması,pasif ve hareketsiz yaşam)
* Psikolojik faktörler(sıkıntı ve üzüntü gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yenmesi)

Kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, solunum rahatsızlkıları, eklem rahatsızlıkları ve bazı kanser türlerine de yol açabilen obezite mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

::: Obezitenin tedavisi!
Amaç kısa sürede fazla kilo vermek değil uzun vadede yavaş ama sağlıklı bir şekilde zayıflayarak ulaşılan kiloyu muhafaza etmektir. Bunun için de gerekli olan yerleşmiş alışkanlıkları değiştirerek yeni bir yaşam tarzına uyum sağlamaktır. Yapılması gereken öncelikle yağ ve kalori miktarı düşük sağlıklı bir beslenme programına başlamak ve aynı zamanda sağlıklı bir yaşamın ayrılmaz parçası olan egzersizle bunu tamamlamaktır. Unutulmamalıdır ki %5'lik bir kilo kaybı bile obeziteye eşlik eden hastalıklarda(kalp ve damar hastalıkları,yüksek tansiyon,şeker hastalığı,kanda yüksek oranda yağ bulunması,solunum hastalıkları,eklem hastalıkları,inme,bazı kanser türleri) ciddi iyileşmeler sağlayacak ve yaşam süresini uzatacaktır.

::: Tek başına ilaç tedavisi yeterli midir?
Obeziteyi tedavi edebilmek için çok yönlü bir yaklaşım gereklidir. İlaç sadece bunu önemli bir parçasıdır. Beraberinde yağı azaltılmış düşük kalorili bir diyet,düzenli egzersiz ve yaşam biçimini değiştirmeye yönelik davranış yedavileri ile başarıya ulaşmak mümkündür.

::: Egzersiz
Kilo kaybetmek iyi güzelde bir daha geri almasak deriz ama hep aklımıza gelen başımıza gelir.Yapmış olduğumuz diyetlerle egzersiz yapmayı genelde ihmal ederiz.


Yarı aç yarı tok geçirdiğimiz günlerde kolumuzu kıpırdatmaktan acizlik getirir sürekli uyu haliyle dolaşırız.Bizi bu durumdan uzaklaştıran ve kendimize getiren tek şey terazideki ibrenin hiç değişmemesi.



Vücut nasıl kilo kaybediyor ?

Alınan enerji = Harcanan enerji kilo sabit
Alınan enerji > Harcanan enerji kilo artışı
Alınan enerji < Harcanan enerji kilo kaybı
Bu denklemden çıkartmamız gereken sonuç harcadığımız enerjiyi arttırmamız gerektiği.Bu da egzersizle mümkün olabilir.Günde 15 dakikayla başlayan ve arttırılan tempolu yürüyüş egzersizleri kilo veriminizi destekleyecek ve dinlenme metabolik hızını ( BMH ) düşmemesini sağlayacak.
Sık aralıklarla kilo kaybı ve kilo alımı : Kilo kaybının dinlenme metabolik hızına, Lipolitik Aktiviteye etkisi başlığından yapılan araştırmaya göre ;
Şişman kadın grubu 14 haftalık egzersiz ve zayıflama diyetine tabii tutularak beden bileşimi , oksijen tüketim gücü,dinlenme metabolik hızı ve karın yağındaki yağ aktiviteleri ölçülmüştür.Kişiler ;
1 ) Diyet + Egzersiz sık sık uygulayan
2 ) Diyet + Egzersiz sık uygulamayan
3 ) Sadece diyet uygulayan olmak üzere gruplandırılmıştır.

Bu süre sonunda 3. ve 1. Grup karşılaştırılmış kilo kaybı ve yağ kaybı yönünden 1. Grubun karşılaştırılması sonucunda kayda değer sonuçlara ulaşılamamıştır.
Bu araştırmaya göre sadece diyetle zayıflayan 3.grupta dinlenme metabolik hızında düşme saptanmıştır. Bu a
65
Uyuşturucu Madde Nedir?uyuşturucuya hayır!!

UYUŞTURUCU MADDE NEDİR?

Ülkemizin taraf olduğu Uluslararası sözleşmelerde ve kanunlarımızda uyuşturucu madde olduğu kabul edilen, merkezi sinir sistemini etkileyerek ve/veya ruhsal bağımlılık hallerine yol açan tek taraflı (kullanmanın devam etmesi üzerine dozajı artırma ihtiyacının duyulması), diğer bazı durumlarda ise çift taraflı (aynı kişinin değişik uyuşturucuları kullanması) tutku yaratan doğal ve yapay maddelerdir.


Uyuşturucuya Alıştırma Yöntemleri


Unutmayın , eroin bağımlılığının ilk adımı arkadaş kıyağı ile atılır .
Eğer arkadaşınız , gerçektende arkadaş değil de bir "ayakçı" ise, birkaç hafta sonu devam eden bu kıyakçılığı " bombalama" denilen ikinci aşama izler. Bu aşamada bir gün ziyaretinize gelen ayakçı, kıyağını yaptıktan sonra giderken, nasılsa yanındaki yüklüce miktarda eroini almayı unutuverir. Bir eroinmanın malını asla unutmayacağını bilmediğiniz için kuşkulanmazsınız. Birkaç gün gelip almasını beklersiniz. Gelmez. Bir gün, "yahu şundan bir kere çeksek ne olur sanki?" dersiniz. Sonra bunun gerisi gelir. Mal bittiğinde bombalanmışınız demektir. Artık bir eroin bağımlısı olarak, her yerde kıyakçınızı, daha doğrusu ayakçınızı arar ve kolaylıkla bulursunuz.
Özellikle genç yaştaki insanlar arasında, guruptan bir yada birkaç kişinin uyuşturucu kullanması , diğerlerinin de en azından bir kez denemesi için yeterli bir neden.


Gençler , birbirlerine sigara ikram eder gibi yada hastalığını iyileştirmek amacıyla ilaç verir gibi uyuşturucu sağlayabiliyorlar. Gençler, arasındaki sohbetin dışında kalmasını istemedikleri arkadaşlarını da kendileri gibi uyuşturucu kullanmaya zorlayabilirler. Kullanmaya itiraz eden arkadaşlarını dışlıyor yada "arabesk" türü tanımlamalarla , kendilerince aşağılama yolu seçiyorlar.
Okul önleri de artık satıcılar için vazgeçilmez mekanlardan. İstanbul'da bulunan pek çok okulun kapısında , özellikle çıkış saatlerinde uyuşturucu satıcılarına rastlanıyor. Okul yönetimi nemi yapıyor? Hayır onların okulunda uyuşturucu kullanan öğrenci yok ki. Neden böyle bir konuyu düşünsünler?
Esrar bağımlıları , kullandıkları malın içine eroin karıştırılarak bu uyuşturucuya da alıştırılabilirler. Eroin krizleriyle birlikte de bağımlılık başlar.

UYUŞTURUCUNUN ETKİLERİ
FİZİKİ ETKİLERİ
Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde : Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir.
Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden, normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar.
Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felçler hezeyan (sayıklama, saçmalama, akıl dışı davranışlar ) halüsinasyon (vehim, hayal görme, işitme vs. ) lar, zeka ve hafıza kayıpları.En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları, zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar .



Sindirim Sisteminde: Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.
Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma ,sertleşme (siroz)Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları...


Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.
Solunum Sisteminde: nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.
Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.
Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse "Müzmin Zehirlenme" adını alır.


SOSYAL ve MADDİ ETKİLERİ
Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.
Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür)
Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref, haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz.
İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.
İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar.
Ayrıca AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.
UYUŞTURUCU VE UYARICI MADDE SUÇLARI NELERDİR?
Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçları Türk Ceza Kanunu'nun 188, 189, 190, 191, 192. maddelerinde düzenlenmiştir. Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarını beş başlık altında toplayabiliriz;
1- Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
2- Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması,
3- Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma,
4- Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak,
5- Etkin pişmanlık.
TÜRK CEZA KANUNU UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE İMAL VE TİCARETİ MADDE 188
(1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak nitelendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye'de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilir.
(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(6) Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır.
(7) Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmî makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi, dört yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(8) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANMASI MADDE 189
(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE KULLANILMASINI KOLAYLAŞTIRMA MADDE 190
(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak için;
a) Özel yer, donanım veya malzeme sağlayan,
b) Kullananların yakalanmalarını zorlaştıracak önlemler alan,
c) Kullanma yöntemleri konusunda başkalarına bilgi veren,
Kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikte yayın yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE SATIN ALMAK, KABUL ETMEK VEYA BULUNDURMAK MADDE 191
(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.
(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.
(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.
(5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edilir. Kişi etkin pişmanlıktan yararlanmışsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur.
ETKİN PİŞMANLIK MADDE 192
(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmî makamlara başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz.

MADDELERİN SINIFLANDIRILMASI:

Maddeleri türlerine göre aşağıdaki sınıflandırmaya tabi tutabiliriz;

A) AFYON VE TÜREVLERİ
1) AFYON :

Afyon; haşhaş kozasının çentiklenmek (çizilmek) suretiyle akan süt gibi beyaz özsuyundan elde edilmektedir. Hava ile temas ettikçe koyulaşır ve kahverengi bir renk alır.
Haşhaş; dallı-budaklı, her sene tohumdan yetişen; beyaz, pembe, kırmızı ve mor renkte çiçek açan bir bitkidir.Olgunlaşan haşhaş bitkisinde, fındık ve küçük portakal büyüklüğünde bir kapsül(koza) oluşur. Kozanın kendisi bir uyuşturucu madde değildir.Afyon ve türevlerinin elde edildiği bir kaynaktır.


Haşhaş bitkisinin değeri elde edilen morfinin yüzdesinin yüksekliğiyle ölçülür.
Afyonun keskin, hoş olmayan kokusu ve acı bir tadı vardır.Bileşiminde takriben; % 10 morfin, %5 kodein, %6 narkotin bulunabilmektedir. Ayrıca afyonun içeriğinde şeker, protein, kauçuk yağı gibi maddelerle birlikte sayıları 25'i geçen alkaloid denilen zehir mevcuttur. Afyonun en önemli ve başlıca alkaloidi morfindir.(Alkaloid:içeriğinde bulunan diğer maddelerin genel adı.)


2) MORFİN :

1805 yılında Almanya'nın Hannover kentinde çalışan eczacı Friedrich Wilhelm Adam Serturner, amonyaklı bir eriyik yardımıyla afyondan morfini ayırmış, hayvan deneyleri sonucu bu maddenin uyku verdiğini bulmuş, yunan mitolojisinde uyku tanrısının adından esinlenerek bu maddeye morfin adını vermiştir. Serturner morfinli yaptığı araştırmaların 1812 yılında Afyonun Analizi adı altında yayınlamıştır.
Haşhaş bitkisinden çıkan afyon somunundan elde edilen morfin, morfin hidro klorür yada morfin sülfat tuzu olarak kullanılır. Morfin hidroklorür beyaz ince uzun kristaller şeklinde olup suda %25, alkol ve gliserinde kolay erir. Morfin sülfat, beyaz kuştüyü gibi yumuşak olup suda %15, alkol ve eterde daha düşük oranda erir.
Morfin afyonun içinde doğal olarak bulunan bir alkoloiddir. Afyonun üretildiği bölgeye, özelliklerine ve niteliklerine bağlı olarak içinde %8-20 arasında morfin bulunabilir. Genel olarak %14-15 arasında morfin içeren afyonun iyi ve beğenilen nitelikte olduğu kabul edilmiştir.
3) KODEİN :

Afyondan elde edilen kodeinin kimyasal yapısı metilmorfindir. Renksiz beyaz kristaller yada toz şeklinde bulunur. Suda %1 oranında, alkol ve klaroformda daha yüksek oranda erir.
Kodein ilk olarak 1833 yılında Fransa'da, Bobliquet tarafından afyondan ayrıştırılmıştır. Kodeinle ilk klinik araştırmayı 1834 yılında yapan Barbier, 65-130 miligram arasında değişen miktarlarında uyuşturucu ve uyku verici etkisi olduğunu göstermiş, buna keyif hali ve rahatlık veren etkileri de eklemiştir.
4) ****DON :

****don, içerisinde afyon içeren tıp alanında kullanılan tıbbi bir ilaçtır.Yanlış kullanımlarında bağımlılık yapması kaçınılmazdır. Bu ilacın doktor kontrolü dışında kullanılması insanlar üzerinde ciddi tehlikeler oluşturur.
5) EROİN :

Eroin morfinin yarı sentetik bir türevi olup kimyasal yapısı diasetil morfin hidrokloriddir. Beyaz renkli, suda kolay eriyen bir tozdur. Morfinden daha güçlü analjezik etkisi vardır.


Eroin ilk olarak Almanya'da Bayer fabrikalarında çalışan kimyacı Dresser tarafından elde edilmiştir.
Beyaz toz eroin saf olarak satılmaz, satıcıların "katkı" adını verdikleri maddelerle karıştırılarak satışa hazır hale getirilir. Bu katkılı halinden sonra kahverengi tonlarında olur.


B)KENEVİR VE TÜREVLERİ

Esrar, dünyanın hemen tüm coğrafi kesimlerinde yetişebilen kenevir bitkisinden elde edilmektedir. Bitkinin özsuyunda bulunan uyuşturcu aktif maddesi Tetra Hydro Cannabinol'ü haşhaş bitkisinde olduğu gibi kolayca elde etmek mümkün değildir. Ancak, bitkinin kendisinin çeşitli yollarla işlenmesi sonucunda içindeki özsuyunu muhafaza etmesi sağlanarak kullanımı mümkün olmaktadır. Bir de bitkinin gövde ve yaprak bölümlerinde bulunan aktif maddenin değişik oranlarda olması nedeniyle bikinin değişik bölümlerinden ayrı esrar üretim yapılması esrar maddesinin çeşitlerin daha da arttırmaktadır.


1) REÇİNE ESRAR :


Kenevir bitkisinin yapraklarının üzerindeki reçinenin çıkarılmasıyla elde edilen esrara "reçine esrar" denir.
HİNT KENEVİRİ

2) TOZ ESRAR :
Kenevir bitkisinin yapraklarının toplanarak kurutulması sağlandıktan sonra elekten geçirmek suretiyle elde edilen esrara "toz esrar" denir.

3) PRES ESRAR :
Kenevir bitkisinden elde edilen maddenin nakliyesini kolaylaştırma amacıyla çeşitle şekillerde preslenmesi sonucu oluşan esrara; "pres esrar" denir.


4) GONCA ESRAR :





Kenevir bitkisi içerisindeki aktif maddenin fazlaca bulunduğu üst yapraklardan elde edilen esrara "Gonca esrar" denir.
5) LİKİT (SIVI) ESRAR:
Kenevir bitkisinden elde edilen esrarın damıtılmasıyla likit esrar elde edilir.

C)UYARICILAR

1) AMFETAMİN:

Amfetaminler; ruhsal yaşantıyı uyaran ilaçlar arasında yer alır. Amfetaminlerin temel yapısını, fenilatilamin çekirdeği oluşturur. Kimyasal yapılarına göre, uyarıcı etkileri birbirinden farklı, değişik amfetaminler vardır; en çok tanınanları şöyle sıralanabilir:
Amfetamin (benzedrin)
D- Amfetamin (Dexedrine)
****mfetamin (Desokxyn)
Metilfenidat (Ritalin)
Fenmezatin (Preludin)
Bunlar arasında bağımlılar tarafından yaygın olarak kullanılan amfetamin(benzedrin) ve D-Amfetamin (Dexedrine)'dir.
1920 yılında ABD'de solunum yolları ve benzeri hastalık tedavisinde kullanılan efedrinden daha etkili bir madde araştırılırken amfetaminler rastlantı sonucu bulunmuştur. Önceleri ağız ve burun yoluyla kullanıldığında sadece solunum yollarını genişlettiği sanılan bu maddenin beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindeki etkilerinin tanınması 1930 yılına kadar süren çalışmalar sonucu gerçekleşmiştir.
1940 yılından sonra değişik hastalıkların tedavisi için oldukça geniş uygulama alanı bulan amfetaminlerin tedavi sınırları bağımlılık yapmaları ve yan etkileri sebebiyle gittikçe daraltılmış 1970'li yıllardan sonra da belirli bir-iki hastalığa indirilmiştir.
Dünyada zayıflama amacıyla amfetamin yada bu maddeyi içeren ilaçları kullananlarda bağımlılık yapması yan etkisi olması ve ruh hastalıklarının ortaya çıkması nedeniyle uygulama alanlarından kaldırılmıştır. Bugün; amfetaminler ender olarak aşağıdaki durumlarda kullanılmaktadır:
Narkolepsi adı verilen, gün içinde özellikle tekdüze işlerin yapıldığı sırada ortaya çıkan önüne geçilmez derecede güçlü bir uyuklama durumu olan ve ender görülen bu hastalığın tedavisinde;
Hiperaktif adı verilen, aşırı derecede hareketli olan çevreye uyumu güç ve okul başarısı düşük olan, beyin zedelenmesi geçirmiş çocukların tedavisinde;
Bazı sara(epilepsi) türlerinde yardımcı ilaç olarak.
Bu ilaçlar ruhsal çöküntü durumların tedavisinde, yalnız yada diğer antidepresan ilaçlarla birlikte kullanılan amfetaminlerin kaygı, tedirginlik, intihar eğilimleri ve eylemlerini arttırdığı görülerek bu tür uygulamalardan vazgeçilmiştir.
2) KOKAİN:

Güney Amerika kıtasının Kuzey ve Kuzeybatısı boyunca uzanan yüksek And dağlarındaki ılıman iklim koşullarında yetişen ve Erythoxylon Coca olarak adlandırılan bitkinin yapraklarından elde edilen bir alkoloiddir.Merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkiye sahip bir uyuşturucu maddedir. Baz kokain beyaz kristalize bir tozdur.
İlk kez 1860 yılında Alman kimyacı Albert Niemann tarafından koka yapraklarından ayrılarak elde edilmiştir. Bir alkaloid olan kokainin kimyasal yapısı ve etkisi atroponi andırır, kokain beyaz bir toz olup suda erir.
Kokainin hammaddesi Kolombiya'da yerleşik kokain kartelleri tarafından; Peru, Kolombiya sınırında işlenerek Kolombiya'da üretilen kokainle birlikte Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerine sevk edilmektedir. İkinci büyük koka yaprağı üreticisi olan Bolivya'nın Chapare vadisinde geniş koka üretim alanları bulunduğu, elde edilen hammaddenin komşu ülkelerden temin edilen kimyasal maddelerle burada kimyasal işlemlere tabi tutulduğu bilinmekte ise de, son zamanlarda Kolombiya kokain kartellerinin bu ülkedeki uyuşturucu pazarında söz sahibi oldukları anlaşılmıştır. Kısaca Kolombiya kokain kartellerinin dünyadaki kokain piyasasının büyük bir bölümünü ellerinde tuttukları söylenebilir. Adı geçen üç ülke dışında, Venezüella, Panama, Brezilya, Arjantin ve Ekvator'da da az miktarda kokain üretimi olduğu bilinmektedir.
3) KAFEİN :

Kahve tohumunda bulunan Kafein, kahvenin etkili maddesi olup, merkezi sinir sistemi üzerinde hafif bir uyarıcı etkisi vardır. Kafein laboratuarlarda sentez yoluyla da elde edilir. Kafein ve Kafein içeren ilaçlar tıp alnında dolaşım ve solunum sistemini güçlendirici olarak kullanılır. Ancak ilaç olarak kullanılan Kafeinin kötü kullanımı ve bağımlılık yapması söz konusu değildir.
Kafeine bağlı kötü kullanım ve bağımlılık Kafein içeren kahve ve içecekler için söz konusudur. Az miktarda alınan Kafein yorgunluğa karşı direnci yükseltir. Kısa bir süre beden gücünü, zihin çalışmasını, iş verimini artırır, uykuyu kaçırır, uzun süre kullanılması sonucu ruhsal bağımlılık yapmasına karşın fiziki bağımlılık yapmaz. Kimi kişilerde kafeine karşı aşırı duyarlılık vardır çok az miktarda alınsa bile kalp vurum sayısını artırır, baş dönmesi, bulantı ve kusma yapabilir.
D)SENTETİKLER

Bu maddelerin temel özelliği; ruhsal yaşantıyı bozmaları, değiştirmeleri ve karıştırmalarıdır.
Sentetik uyuşturucular doğal uyuşturucuların karşılığı olarak, çeşitli kimyasal yollarla üretilmiş olan suni uyuşturuculardır.Sentetik uyuşturucular insanların sinir sisteminde yapmış oldukları etkilere göre;Depresantlar,Stimulantlar,Halusinojenler gibi sınıflandırmaya tabi tutulmuştur.
Günümüzde, en az tabii narkotikler kadar tehlikeli olan bu maddelerin, kötüye kullanımındaki kolaylık nedeniyle gün geçtikçe tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır.
1)ECSTASY - Metilen Dioksi Met Amfetamin (M D M A) :

Merkezi sinir sistemini uyaran Ecstasy, halusinasyonlara da sebep olabilen amfetamin türevi bir sentetik uyuşturucudur. Tablet, kapsül, toz veya sıvı şeklindedir.
İlk olarak "çeçe sineği" gibi böcekler soktuğunda insanları uyku halinden kurtarmak için 1912 yılında üretildiği bilinen ecstasy; uyuşturucu olarak ilk defa 1985 yılında Hollanda'da rapor edilmiştir. Sağlık uzmanları, bu maddelerin merkezi sinir sistemine ve vücuda olan zararlarını sürekli olarak bildirmektedirler.
Moda uyuşturucular olarak bilinen bu tip sentetik maddeler, genelde var olan etkin maddenin özel muameleler ve kimyasal yöntemlerle moleküler anlamda değişikliğe uğratılması neticesinde birtakım ara maddelerin de katılmasıyla üretilmektedir.
Ecstasy; "3.4 Metilendioksi****mfetamin"in (MDMA) yaygın ismidir. Ecstasy, feniletilaminler ve halüsinojenik meskalin maddesinin yapısı ile benzerlik gösteren bir kimyasaldır. MDMA tableti alındıktan sonra uyarıcı etkiler hissedilir. Uyuşturucu üreticileri, var olan uyuşturucuların moleküler yapılarını değiştirerek yeni uyuşturucular üretmek ve pazara yeni maddeler sürmek amacını güderler.
Amfetamin kelimesi çok kalabalık uyarıcılar grubu için kullanılan bir kelimedir. Speed (hız) olarak bilinirler. Değişik amfetaminlerin çok benzeşen kimyevi yapıları ve etkileri vardır. Tecrübeli kullanıcılar dahi hangisini kullanmış olduklarını anlamayabilirler. Dextroamfetaminler ve Methamfetaminler en çok karşılaşılan iki çeşididir.
Bunlara örnek olarak şu maddeler gösterilebilir:
MDEA: MDMA'dan daha hızlı (2-3 saat) fakat daha kısa süreli bir maddedir.
MDA: Etkisi MDMA'dan daha uzun süren (8-12 saat) ve daha güçlü etkileri olan bir maddedir.
DOB: Güçlü ve (18-30 saat) çok uzun süreli hayal gösterici etkileri olan bir maddedir.
MDOH: MDA ile benzer etkilere sahip bir maddedir. Fakat etki süresi daha kısadır (3-6 saat). Etkiler geçtiğinde şiddetli bitkinlik ve uyuşukluk hali görülür.
2) CAPTAGON :

Sentetik bir uyuşturucu türüdür.Önceleri Almanya'da yasal olarak üretilen bu maddenin üretimi, kötüye kullanımının artması üzerine durdurulmuştur.Üretiminin durdurulmuş olması ile birlikte yasal olmayan yollardan,yüksek kazanç elde etmek için çeşitli ülkelerde kaçak olarak üretilmeye başlanmıştır.
Piyasaya captagon ticari adı ile sürülen ve etken madde olarak fenetylline içeren bu uyuşturucunun özellikle Arap ülkelerinde kullanımı yaygındır.
Captagon üretiminde tespit edilen iki aşama vardır.Birincisi fetylline maddesinin imal edildiği kimyasal aşama,ikincisi ise elde edilen etkin maddenin tablete dönüştürülmesi olan fiziksel aşamadır.Yapılan araştırmalar göstermiş ki; yasadışı yollardan captagon üretimi yapan şahıslar, daha fazla uzmanlık,zaman ve laboratuar malzemesi gerektirdiğinden, fenetylline maddesini doğrudan temin edip, ikinci aşama olan ve çok uzmanlık gerektirmeyen fiziksel aşama devresinden itibaren üretime geçmektedir.
Önceleri etkin maddesi fenetylline olarak üretilen ve satılan captagonun, üretiminin yasaklanması neticesinde yasadışı yollardan gizli laboratuarlarda üretilmeye başlanması ile etkin maddesi ve içerisinde ne olduğu tam olarak bilinmeyen, ancak hapların üzerlerindeki captagon logolarından dolayı captagon adı ile satışı yapılan, farklı özelliğe sahip haplarda tespit edilmiştir.
3) METHAMFETAMİN :
Amfetaminin çok aşırı bağımlılık yapan ve oldukça yüksek zehirleyici özelliği bulunan şeklidir.Kısaca METH olarak bilindiği gibi, şeffaf kaya gibi görüntüsü nedeniyle "ıce"(buz) olarak da bilinir.Etkisi, ne kadar kullanıldığına bağlı olarak 2-24 saat arasındadır.

4) LYSERGİC ASİD DİETHYLAMİD (L S D) :

Çavdar mahmuzu (claviceps purpurea) genel olarak arpa, buğday, çavdar ve mısır gibi tahıl ürünleri üzerinde asalak olarak yaşayan zehirli bir mantardır. Bu mantarın dışı koyu mor, içi açık mor ya da pembe renktedir. Toprakta yetişen beyaz ya da krem renginde olan türleri de vardır.

1938 yılında İsviçre'nin Basel kentinde Sandoz İlaç Firması laboratuarlarında çalışan Albert Hoffman çavdar mahmuzundan bulunan çeşitli alkaloidlerden sentez yoluyla LSD elde etmiş bu maddeyle laboratuar araştırmaları ve hayvan deneyleri yapmıştır.

Mürekkeple yazı yazıldığında fazla mürekkebi emen kağıt gibi renkli, parlak, çıkartma gibi veya emici kağıt tabakalarında emdirilmiş olarak, renkli tabletler veya emici kağıt şeklinde, su gibi renksiz sıvı ve ince jelatin kareleri şeklinde satılır.

Tatsız, kokusuz olan LSD toz halinde yada çeşitli maddelere emdirilmiş halde de bulunabilir.

30 gram LSD 300.000 doz için yeterlidir. Bir toplu iğne başı kadar LSD; kullanan şahsın kendisinden geçmesini sağlaması için yeterlidir. Eğer bu miktar biraz fazla alınacak olursa insanı çıldırtır bunun devamında ise intiharlar ve cinayetlerin gelmesi kaçınılmazdır.

5) GAMMA HYDROXYBUTYRATE (G H B) :

Önceleri vücut çalışması yapanlarda kas büyümesini uyarmak için kullanılırken, son yıllarda eğlence partilerinde suiistimal edilmeye başlanmıştır.

Elektrik panellerini temizlemeye yarayan bir kimyeviden sentez edilmiş olup, sıvı ve toz halindedir.Çoğunlukla ecstasy ile birlikte kullanıldığı bilinmektedir.

Kokusu ve tadı yoktur, etkisi 1-3 saat sürer.Kokusu ve tadı olmadığından, içki veya içilen herhangi bir şey içine kolayca karıştırılmaktadır.

6) KETAMİNE HYDROCHLORİDE(KETAMİN) :

Hayvan ameliyatlarında, anestezide kullanılan "Özel K" denen madde,"Ketamine Hydrochloride"dir.Özel K denen bu uyuşturucu, ketaminin ocak üstünde ısıtılarak sıvıdan toza dönüştürülmesi ile elde edilmektedir.Çok güçlü halusinasyona yol açar.Etkisi yarım saat ile iki saat arasındadır."Rave " denilen çılgın partilerde Özel K olarak gündeme gelmiştir.

7) PHEN CYCL İDİNE (Piperidin) (P C P) :

P C P ilk kez 1950'li yıllarda genel anestezi ilacı olması amacıyla geliştirilmiş ve kullanım alanına girmiştir. Damar ya da kas içi yolla kullanıldığında çevreden kopma, soyutlanma, uzaklaşma ve kişilik bölünmesi, parçalanması durumuyla birlikte giden belirtilere yol açar. Bilinç bozulur, karışır, kaybolur.

Beyaz kristal toz şeklinde yada yasa dışı uyuşturucu dünyasında tabletler, kapsüller ve renkli tozlar şeklinde görülür. P C P kullanan bir çok insan, bilmeden kullanıyor olabilir, çünkü P C P katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. L S D ve ****mfetaminlere ilave edildiği bilinmektedir. Etkisi 2-4 saat sürebilir.

SAKİNLEŞTİRİCİLER

Bu maddeler morfin yerine geçen sentetik maddelerdir. Bunlar beyaz tabletler şeklinde hazırlanır, üzerlerine çeşitli renklerde tabakalar da geçirildiği görülmüştür.

Günümüzde en az doğal uyuşturucular kadar tehlikeli olan bu maddelerin suistimali gün geçtikçe tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır.
Tıbbi amaçlar için imal edilen sentetik uyuşturucuların mutlak surette hekim kontrolünde kullanılması gerekmektedir.

Ülkemizde Sağlık Bakanlığınca yürütülen yeşil ve kırmızı reçete tatbikatı bu tür ilaçlar için başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Sentetik uyuşturuculardan sayılan bu ilaçlardan uyarıcılar KIRMIZI REÇETE, uyuşturucular ise YEŞİL REÇETE ile satılabilmektedir.

1-Barbituratlar :

Merkezi sinir sistemini etkileyerek yatıştırıcı, teskin edici etkinlik gösterirler. Sentetik olarak değişik renk, hacim ve şekillerde kapsül veya tabletler halinde üretilir, tıp alanında kullanılan 30 kadar çeşidi vardır. Bu ilaçlar doktor tarafından hastayı sakinleştirmek veya uyutmamak için verilir.

Barbituratlar 300 mg. alındığında derin bir uyku hali meydana getirir, 4-8 saat arası sürebilir.1000 mg. alındığında ise ölüm meydana gelebilir. Ayrıca barbituratlar alkol ile alındığında da ölüm gerçekleşir. Bu maddeler ağız yolu ile alınır, suda eritilerek deri altına zerk edilebilir.

Barbituratlar alındığında alkol sarhoşluğunun belli özelliklerini gösterir. Fark sadece kokularıdır, barbituratlar kokusuzdur. Bu maddenin kullanımının suiistimali sonucunda; uyuşukluk, sinirlendirici davranış, kahkaha, sendeleme, intizam bozukluğu, reflekslerde zayıflama, artan terleme, göz bebeklerinde küçülmedir. Aşırı dozda, şahsın şuursuz halde kendini kaybetmesini sağlar. İlacın bırakılması durumlarında; uykusuzluk, bulantı, ve kusma, karın krampları, titreme, şüphecilik, halsizlik ve gayri ihtiyari kas hareketleri gibi sorunlar ortaya çıkar.

2-Trankizanlar :

İnsanları sakinleştirmek ve kullananın akli ve fiziki uyanıklılığını artırarak, mevcut endişelerini gidermek üzere kullanılır. Ülkemizde reçete ile verildiği halde bazı ülkelerde reçetesiz satılmaktadır. Yüksek dozların altında iken ve ani vazgeçmelerde barbituratlarda görülen sorunlar ortaya çıkar.

3-Sedatifler :

Akli ve fiziki aktiviteyi ve uyanıklığı yatıştıran ancak barbituratların aksine uykulu hal alınmasını önleyen sentetiklerdir. Bunu kullananlar ilk önceleri kendilerini cesur ve iyi hissetseler de sonrasında kendilerini yalnız ve çevresinde kaybolmuş hissederler.

E)UÇUCU MADDELER

İçinde değişik petrol türevleri ve kimyasal yapıda gazlar bulunan, iş yerleri ve evlerde değişik kullanım alanları olan, koklandığı ve solunduğu zaman, ölüm riski ve ciddi sağlık sorunları yaratan, piyasada kolayca bulunabilen maddelerdir.


1) Yapıştırıcılar (Tutkal, zamk vb.)
2) Boya incelticileri, çözücüler
3) Kuru temizlemede kullanılan uçucu sıvılar
4) Benzin, gazyağı, tiner, aseton
5) Likit Petrol Gazı (LPG)
6) Yüzeysel anestezi için kullanılan sprey şeklindeki maddeler
7) Oda, saç, vücut, kozmetik, v.b. spreyler.


Bütün bu maddelerin koklanması, nefesle içe çekilmesi tehlikelidir. Vücutta ve beyinde telafisi mümkün olmayan, kalıcı tahribat yapar. Bu nedenle yukarıda belirtilen maddelerin kullanıldığı kapalı alanlar havalandırılmalı, bu maddeler özellikle çocuklardan uzak tutulmalı, gıda maddeleri ile bir araya konulmamalıdır.
BAÐIMLILIK YAPAN MADDELER
Tütün
Alkol
Ecstasy
Esrar
Eroin
Kokain
İçe Çekilen Maddeler
LSD
GBH
Ketamin
Anabolik Stereoidler
66
75.Yıl Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon HastanesiSultan Sok. Şemsettin Günal Altay Cad. No: 14 Erenköy - İSTANBUL
Telefon : 0216 411 80 11 Email :
Web :
Adalar Devlet HastanesiLalahatun Cad. No:45 Büyükada Adalar
Telefon : 0216 382 62 28 - 0216 382 82 89 Email :
Web :
Alibeyköy Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlama MerkeziAkşemsettin Mh. Alperen Cd. No:41 Eyüp/İstanbul
Telefon : 0212 626 25 25 Email :
Web :
Ambarlı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlama MerkeziMarmara Cd. Avcılar/İstanbul
Telefon : 0212 591 20 44 Email :
Web :
Bahçelievler Dr. Alaaddin Erkmen Kamu Sağlığı MerkeziBahçelievler İstanbul
Telefon : 0212 441 70 02 - 0212 584 62 97 Email :
Web :
Bakırköy Devlet HastanesiDoktor Tevfik Sağlam Caddesi No:11 Zuhuratbaba Bakırköy
Telefon : 0 212 543 93 71 - 0 212 543 93 72 Email :
Web : |||| nic.tr ||||
Bakırköy İl Halk Sağlığı LaboratuvarıZeytinlik Mh. Fişekhane Cd. Milliyetçi Sk. No: 1 Kat :2 Bakırköy İstanbul
Telefon : 0212 570 00 51 Email :
Web :
Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakırköy İstanbul
Telefon : 0212 571 52 56 - 0212 543 62 70 Email :
Web :
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakırköy İstanbul
Telefon : 0212 571 57 57 Email :
Web :
Bayrampaşa Devlet Hastanesiİsmetpaşa Mah. Kenar Sok. No:22 Bayrampaşa - İSTANBUL
Telefon : 0212 544 76 53 Email :
Web :
Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları HastanesiHünkâr İskele Cad. Gaziyunus Sok. No: 57 Beykoz - İSTANBUL
Telefon : 0216 323 26 86 - 0216 323 29 55 Email :
Web :
Beykoz Devlet HastanesiPaşabahçe Paşabahçe Beykoz
Telefon : 0 216 413 63 00 Email :
Web :
Beyoğlu Eğitim ve Araştırma HastanesiBereketzade Medresesi Sokak No:2 Kuledibi Beyoğlu
Telefon : 0 212 251 59 00 Email :
Web :
Büyükçekmece Devlet HastanesiAtatürk Mah. Mustafa K. Paşa Cad. Hülya Koçyiğit Sok No: 1 Büyükçekmece - İSTANBUL
Telefon : 0212 882 37 00 Email :
Web :
Çatalca Devlet HastanesiAtatürk Caddesi Yolu Üzeri Çatalca/İSTANBUL
Telefon : 0212 787 19 12 Email :
Web :
Deri ve Tenasül Hastalıkları HastanesiSahil Yolu Cankurtaran/EMİNÖNÜ İstanbul
Telefon : 0212 517 74 50-51 Email :
Web :
Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma HastanesiE5 Karayolu Üzeri Cevizli Kavşağı Denizer Cad. Kartal - İSTANBUL
Telefon : 0216 458 30 02 Email :
Web :
Dr.Sadi Konuk Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakırköy İstanbul
Telefon : 0212 572 22 74 Email :
Web :
Dr.Siyami Ersek Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Hastanesi HaydarpaşaTıbbiye Caddesi Haydarpaşa Üsküdar
Telefon : 0 216 349 91 20 Email :
Web : siyami-ersek.com
Eminönü Halk Sağlığı LaboratuvarıDivanyolu Cd. No :46 Sultanahmet Eminönü İstanbul
Telefon : 0212 522 90 33 Email :
Web :
Esatpaşa Halk Sağlığı LaboratuvarıEsatpaşa Mh. Hacı Bekir Cd. No : 40 Üsküdar İstanbul
Telefon : 0216 317 89 62 Email :
Web :
Haseki Eğitim ve Araştırma HastanesiMillet Cd. Aksaray / Fatih -İSTANBUL
Telefon : 0212 529 44 00 - 0212 529 44 44 Email :
Web :
Haydarpaşa Numune Hastanesi HaydarpaşaTıbbiye Caddesi Haydarpaşa Üsküdar
Telefon : 0 216 414 45 02 - 0 216 345 46 80 Email :
Web :
Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları Hastanesi HeybeliadaÇamlimanı Caddesi Heybeliada Adalar
Telefon : 0 216 351 88 50 - 0 216 351 19 91 Email :
Web :
Hüsamettin Kural Büyükada Devlet HastanesiLale Hatun Cad. No: 45 Büyükada - İSTANBUL
Telefon : 0216 382 62 28-16 Email :
Web :
İl Özel İdaresi Ağız ve Diş Hastalıkları HastanesiDarülaceze Cd. Şişli - İSTANBUL
Telefon : 0212 320 26 75 Email :
Web : www.istanbuladis.com
İstanbul 70.Yıl Fizik Tedavi ve Reh.Merkezi Eğitim ve Araştırma HastanesiEski Londra Asfaltı Bahçelievler - İSTANBUL
Telefon : 0212 442 69 29 - 0212 442 22 00 Email :
Web :
İstanbul Bezmi Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma HastanesiVatan Cad. Aksaray - İSTANBUL
Telefon : 0212 534 69 70 Email :
Web :
İstanbul Eğitim ve Araştırma HastanesiSamatya Cad. Kocamustafapaşa / Fatih - İSTANBUL
Telefon : 0212 588 44 00 Email :
Web :
İstanbul Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları HastanesiSinan Ercan cad. No : 29 Kazasker / Erenköy - İSTANBUL
Telefon : 0216 302 00 80 Email :
Web :
İstanbul Eyüp Devlet HastanesiBahariye Cad. No :93 Eyüp - İSTANBUL
Telefon : 0 212 417 29 00 (10 Hat) Email :
Web :
İstanbul Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma HastanesiFatih Sultan Mehmet Eğitim Araştırma Hastanesi 34752 Bostancı - İSTANBUL
Telefon : 0216 575 04 04 Email :
Web :
İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi Süreyyapaşa Kalp Damar Cerrahisi Hastalıkları HastanesiMaltepe İstanbul
Telefon : 0216 441 23 50 Email :
Web : S.B İstanbul Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi EA Hastanesi - Anasayfa
İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma HastanesiOkmeydanı, Şişli İstanbul
Telefon : 0212 221 77 77 Email :
Web :
İstanbul Paşabahçe Devlet HastanesiSait Molla Cad. No : 1 Paşabahçe / Beykoz - İSTANBUL
Telefon : 0216 413 79 53 Email :
Web :
İstanbul Polis HastanesiKoşuyolu, İstanbul
Telefon : 0216 310 53 03 Email :
Web : |||| nic.tr ||||
İstanbul Üsküdar Devlet HastanesiBarbaros Mh. Veysi Paşa Sk. No: 14 Üsküdar - İSTANBUL
Telefon : 0216 474 79 08-09 Email :
Web :
İstanbul Yakacık Doğumevi ve Çocuk Hastalıkları HastanesiSoğanlık Cad. No : 17 Yakacık / KARTAL - İSTANBUL
Telefon : 0216 377 23 96 Email :
Web :
İstinye Devlet HastanesiEmirgan Cd. No : 98 İstinye / Sarıyer - İSTANBUL
Telefon : 0212 277 61 11 Email :
Web :
Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi KartalE-5 Karayolu Üzeri Cevizli Kartal
Telefon : 0 216 441 39 00 Email :
Web :
Koşuyolu Kalp Eğitim ve Araştırma Hastanesi KoşuyoluKoşuyolu Caddesi Koşuyolu Kadıköy
Telefon : 0 216 326 69 69 - 0 216 326 69 70 Email :
Web :
Lepra Deri Zührevi Hastalıkları Hastanesiİstanbul Lepra Hastanesi Bakırköy/İSTANBUL
Telefon : 0212 570 25 75 - 570 10 26 /165 Email :
Web :
Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesi SultançiftliğiUğur Mumcu Mahallesi 2116. Sokak No:30 Sultançiftliği Gaziosmanpaşa
Telefon : 0 212 594 12 53 Email :
Web :
Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları HastanesiBaltalimanı, Sarıyer İstanbul
Telefon : 0212 323 32 33 Email :
Web :
Pendik Devlet HastanesiPendik
Telefon : 0216 491 29 37 - 0216 483 11 90 Email :
Web :
Pendik Halk Sağlığı Laboratuvarıİbni Sina Cd. Fulya Sk. Pendik İstanbul
Telefon : 0216 375 81 30 Email :
Web :
Prof.Dr.N.Reşat Belger Beyoğlu Göz Eğitim ve Araştırma HastanesiBereketzade Mh. Cami Sk. No : 2/4 Beyoğlu - İSTANBUL
Telefon : 0212 251 59 00 Email :
Web :
Prof.Dr.Necmi Ayanoğlu Silivri Devlet HastanesiSilivri İstanbul
Telefon : 0212 727 21 00 Email :
Web :
PTT İstanbul Sanatoryum ve Eğitim Araştırma Hastanesi BostancıBostancı Kadıköy
Telefon : 0 216 362 10 10 - 0 216 362 10 11 Email :
Web :
Sait Çiftçi Kamu Sağlığı MerkeziBarbaros Bulvarı No. 83 Yıldız/Beşiktaş - İSTANBUL
Telefon : 0212 236 51 51 Email :
Web :
Sarıyer İsmail Akgün Devlet HastanesiDursun Akif Sk. No: 1 Sarıyer - İSTANBUL
Telefon : 0212 242 29 57 Email :
Web :
Silivri Devlet Hastanesi AlibeyAli Çetinkaya Caddesi No:5 Silivri
Telefon : 0 212 727 15 09 Email :
Web :
Silivri Halk Sağlığı LaboratuvarıHastane Cd. Merkez 2 Nolu Sağlık Ocağı Binası Zemin kat Silivri İstanbul
Telefon : 0212 727 20 10 Email :
Web :
SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Bakırköy İstanbul Caddesi No:95 Bakırköy
Telefon : 0 212 543 62 70 Email :
Web :
SSK Erenköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi KazaskerSinan Ercan Caddesi No:29 Kazasker Kadıköy
Telefon : 0 216 360 91 63 - 0 216 360 91 64 Email :
Web :
SSK Eyüp Hastanesi EyüpBahariye Caddesi No:91-92 Eyüp
Telefon : 0 212 417 29 00 - 0 212 417 29 01 Email :
Web :
SSK Göztepe Eğitim Hastanesi GöztepeMazharbey Göztepe Kadıköy
Telefon : 0 216 566 40 00 - 0 216 566 40 01 Email :
Web :
SSK İstanbul Eğitim Hastanesi SamatyaSamatya Samatya Fatih
Telefon : 0 212 588 44 00 Email :
Web :
SSK İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi SüreyyapaşaSüreyyapaşa Maltepe
Telefon : 0 216 441 23 50 - 0 216 442 12 32 Email :
Web :
SSK Kartal Hastanesi Kartal İstasyon Caddesi Doğan Sokak No:13 Kartal
Telefon : 0 216 306 68 55 - 0 216 306 68 56 Email :
Web :
SSK Okmeydanı Eğitim Hastanesi Okmeydanı Okmeydanı Şişli
Telefon : 0 216 322 22 10 - 0 216 322 22 11 Email :
Web :
SSK Süreyyapaşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Maltepe Başıbüyük Mahallesi Maltepe
Telefon : 0 216 441 34 50 - 0 216 441 34 51 Email :
Web :
SSK Şişli Hastanesi Şişli Oktay Cebeci Sokak No:25-27 Şişli
Telefon : 0 212 232 06 06 Email :
Web :
Sultanbeyli Devlet Hastanesi Sultanbeyli Kuran Kursu Caddesi No:3 Mehmet Akif Ersoy Sultanbeyli
Telefon : 0 216 398 89 71 Email :
Web :
Sultançifliği Lütfiye Nuri Burat Devlet HastanesiUğur Mumcu Mah. 2116 Sok. No : 30 Sultançiftliği / Gaziosmanpaşa - İSTANBUL
Telefon : 0212 594 12 53-54-55 Email :
Web :
Süleymaniye Doğum ve Kadın Hastalıkları HastanesiSüleymaniye Mahallesi Şifahane Sk. No : 1-5 Eminönü - İSTANBUL
Telefon : 0212 520 97 35 Email :
Web : Süleymaniye Doğum Evi
Şile Devlet HastanesiŞile İstanbul
Telefon : 0216 711 47 71 Email :
Web :
Tacirler Eğitim Vakfı Sultanbeyli Devlet HastanesiKurankursu Cd. Sultanbeyli - İSTANBUL
Telefon : 0216 398 89 71 Email :
Web :
Taksim Eğitim ve Araştırma HastanesiSıraselviler Cad. No : 112 Beyoğlu - İSTANBUL
Telefon : 0212 252 43 00 Email :
Web :
Tuzla Devlet HastanesiKartal Sok. No: 3 İçmeler / Tuzla - İSTANBUL
Telefon : 0216 494 09 52-59 - 0216 494 09 58 Email :
Web :
Ümraniye Devlet HastanesiAdem Yavuz Cad.No:1 Ümraniye - İSTANBUL
Telefon : 0216 632 71 17 Email :
Web :
Validebağ Öğretmenler Devlet HastanesiKoşuyolu Kalfa Çeşme Sk. No : 1 Üsküdar - İSTANBUL
Telefon : 0216 326 69 23 Email :
Web :
Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma HastanesiBalıklı Yolu Zeytinburnu - İSTANBUL
Telefon : 0212 510 03 91 Email :
Web :
Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Telefon : 0216 391 06 80 (20 hat) - 0216 343 20 73 Email :
Web : s:Burhanettin Üstünel Cad. Salı Sk. Üsküdar - İSTANBUL
67
ADALE CEKILMESI

Adale çekilmesi veya incinmesi, bir kasın üzerine çok fazla yük bindirmenin sonucudur. Hafif bir adale çekilmesi o bölgeyi fazla germekten veya aşırı çalıştırmaktan meydana gelir. Güç kaybı yoktur fakat acı duyulur.

Belirtiler

- Zedelenme meydana geldiği zaman lokalize ağrı, bunu izleyen hassasiyet ve bazı durumlarda şişme

- Zedelenmenin meydana gelmesinden hemen sonraki 24 saat içinde tutulma (sertleşme) veya hassasiyet

- Eğer kasın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi görünüyorsa, kopmuş olabilir.

Bir kasın liflerinden bazıları gerçekten yırtılır ve adalenin kasılıp iç kanama yapmasına neden olursa daha ciddi bir durum ortaya çıkar. Ender durumlarda bütün kas kopup ayrılabilir, ya kısmi olarak veya daha seyrek görülen şekliyle, tamamen kopabilir.

Adale incinmelerinin en sık görülenlerinden biri uyluk kemiğinin arka tarafındaki bir grup adale üzerinde olur. Bu kaslar dizinizi kapatıp açabilmenizi sağlar; koştuğunuz zaman bu kaslarda çekilme meydana gelebilir.

Uyluk kemiğinin arka tarafında bir adale ağrısı veya zayıflığı bu adalelerinizi incittiğinizi gösterebilir. İncinmenin çok yaygın ikinci bir çeşidi de kasık çekmesi veya gerilmesi denen olaydır. Kasık çekmesi olayında belirli bir kas zedelenmiş değildir; daha çok, kasıktaki ten-don ve kaslar (karın, bacak ve pelvis bölgeleri dahil) gerilmiş veya yırtılmış olabilir. Kasık gölgesindeki ağrı veya adale spazmları tekrarlanan aşırı kullanımdan veya tek bir olaydan kaynaklanabilir.

Teşhis

Zedelenen alandaki rahatsızlık (hassasiyet, kramplar ve şişme ) teşhis için önemlidir. Sorunun, kemikte bir yaralanmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için radyografi gerekebilir.

Adale çekilmesi, tedavi ve nekahat devresinde uygun bir bakımla, hızla ve tamamen iyileşir.

Bununla birlikte, ağrınız birkaç günden daha fazla sürmüşse ve kas yırtılması ya da bir kırıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza başvurun. Zedelenmeyi onarmak için bir ameliyat gerekebilir.

Tedavi

Zedelenmeden sonraki ilk 24 saatte, arızalı bölgeye buz veya soğuk kompres uygulayın. Ondan sonra termofor veya sıcak banyo kullanın. Bazen, özellikle eğer şişme çok fazlaysa kas zedelenmesi düzelene kadar soğuk kompres kullanılabilir. Zedelenen kası yüksekte tutmak ve elastik bandaj kullanmak şişmeyi önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilir.

Fakat fazla sıkı bağlamamalısınız. Zedelenen kası, ağrılı olduğu sürece kullanmamaya çalışın. Bu süre genellikle birkaç günden fazla değildir.

İlaç

Küçük adale çekilmeleri için, ağrıyı azaltmak amacıyla aspirin veya diğer ağrı kesici ilaçlar alınabilir. Orta veya ağır adale incinmeleri için ilaç almadan doktorunuza danışın çünkü kendisi size şişmeyi azaltmak için bir antienflamatuar ilaç, bir kas gevşetici veya ağrı kesiciyi zedelenmenin durumuna bağlı olarak verecektir.

Ameliyat

Eğer kasta yırtılma varsa, ameliyat en iyi seçenektir.

Önleme

Adale çekilmelerinden kaçınmanın en iyi yolu, egzersiz öncesi uygun ısınma hareketleri yapmaktır. Tekrarlayan adale çekilmelerini önlemek için, zayıf kasın güçlendirilmesini amaçlayan bir egzersiz programı da bazen yararlı olabilir.
68
Serbest Kürsü / Çay Kültürü
15 Eki, 2007, 15:41
"Zamanın birinde büyük bir imparator yaşarmış. Bu imparator çok uzak bir diyarda, Çin'de, hükmünü sürermiş. Güzel bir günün, güneşli bir öğle vakti, çiçeklerle bezeli bahçesinde dolaşırken, o zamana kadar hiç duymadığı esrarengiz bir kokuyla karşılaşmış. Bu koku öylesine hoşuna gitmiş ki, hemen yanına hizmetlilerini çağırıp, kokunun kaynağını bulmalarını buyurmuş. Meğerse koku, kaynayan bir suyun içine kazara düşen yemyeşil ve küçük yaprakçıkların haşlanması sonucu oluşmuş. 'Kokusu bu kadar güzelse, tadı kim bilir nasıldır?' diye düşünen imparator, çayın tadına bakmış..."
Bu efsanenin ne kadarının doğru olduğu bilinmiyor. Ancak bilindiği kadarıyla çay, keşfedildiği günden itibaren Çin'de bambaşka bir kültür oluşturup, apayrı felsefelerin kapısını aralamıştır.
Yüzyıllardır Uzak Doğu'da yaygın tüketilen bu içecekle Avrupalının buluşması ise, ancak 17. yüzyılda gerçekleşir. Buna rağmen, özellikle İngilizlerin çayı benimsemesiyle birlikte, çay bütün dünyada kısa zamanda yaygınlaşır. Ticari açıdan önem kazanmaya başlayan çayın Assam ve Seylan Adası'nda bahçeleri oluşturulur.
Çayın bu uzun tarihçesinin içerisinde Türkiye'nin çayla tanışması 1787 yılında gerçekleşir. Japonya'dan getirilen çay tohumları, ilk olarak Bursa civarına ekilir. Ancak, iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlanır.
Buna rağmen, 1917 yılında zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi Müdür Vekilliği yapmış olan botanikçi Ali Rıza Erten, yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize'de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alır. Böylece günümüz çay üretiminin temelleri atılmış olur. 1947'de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanır. Türk insanı çayla geç tanışmasına rağmen, bu sıcacık içeceği kısa zamanda benimser ve çayın Türk kültüründeki yeri giderek büyür.
Türkiye, bugün çay tarımı alanlarının genişliği bakımından üretici ülkeler arasında 6. sırada bulunmaktadır. Kuru çay üretimi bakımından 5. olan Türkiye, yıllık kişi başına tüketim oranı ile dünyada 4. olarak yer almaktadır.
Dünyaca ünlü Avustralyalı şair Peter Altenberg tarafından "ruh banyosu" olarak tanımlanan çay, günümüzde sudan sonra en çok tercih edilen içecektir.



Ülkeden Çay Kültürü




JAPON ÇAY SERAMONİSİ

Dünyada "çayın babası" olarak bilinen Dharma'dan yola çıkarak yüzyıllar içinde çeşitli evrimler geçirip günümüze kadar ulaşan çay geleneği, Japonya'da çay seramonisi adı altında işlenmeyi sürdürüyor. Günlük çay ritüellerini felsefeleriyle harmanlayarak kültürlerine yansıtan Japonlar, çay içme ve ikram etme eylemine, kattıkları estetikle başlı başına bir sanat, düşünsel zenginlikle başlı başına bir ayin boyutu kazandırmışlar.
Tipik bir Japon evinin özel dizaynlı bahçesinin en sade bölümünde sadece çay törenlerinde kullanılmak üzere özel tasarlanmış Hoshoan adı verilen küçük bir ev bulunur. Alçakgönüllü olma esasını hatırlatmak amacıyla ancak eğilerek girilebilecek kadar küçük tutulmuş kapısından bu eve girerken erkeklerin silah, bayanların da zinet eşyaları ile girmeleri yasaklanmıştır. Bu yasak, dünya zenginliği ve gücünden arınarak tevazuya bürünmeyi simgelerken, eşya ve detaya boğulmadan döşenmiş ev de bunu destekler nitelikte son derece sade çizgilere sahiptir.
Japon çay seramonilerinde her mevsim için farklı kaseler ve araçlar kullanılmaktadır. Törenlerde kama (çaydanlık), chasen (çayı karıştırmak için kullanılan bambu fırça), chawan (çayın sunulduğu kase), chakin (peçete) gibi araçlar kullanılırken sunulan çay en taze çay yapraklarının öğütülmesiyle elde edilen meşhur yeşil çaydır.
Ev sahibi ile misafir arasındaki ilişkinin, birbirlerini son görüşleri, birbirlerine son hizmetleriymişçesine özen ve hürmete dayandırıldığı Japon çay seramonisi, Japon inceliğinin hayata gelmiş en güzel örneklerinden biridir.


Kaseyi tutuştan çayı karıştırmaya, çay koymadan peçetenin kullanımına kadar her hareketin belli adap ve zerafet kuralları dahilinde vücuda geldiği ve derin bir felsefenin yansıması olan bu seramonileri tekdüzelikten çıkaran en önemli unsur ruhtur. Japon inanışına göre töreni yapacak kişinin tören öncesi ruhen arınması ve konsantre olması gerekmektedir. Törene katılan diğer kişilerin de minimalize edilmiş bir dansta bile olduğu gibi bütün varlıklarını katmaları, birlikte törene katıldıkları insanlarla temas kurabilmeleri beklenmektedir. Kollektivist yaşam anlayışını benimsemiş bir toplum olan Japonlar, bu uygulamalarla simgesel olarak toplumsal uyumu kutsarken, çayı uygunluğun sanatı olarak yorumlamışlardır.




İNGİLİZ BEŞ ÇAYI


Fransa ve Hollanda'dan sonra İngiltere'ye sıçrayan çay çılgınlığı, 16. yüzyıldan 17. yüzyıla geçiş süreci içinde 10 yıl gibi kısa bir dönemde 6'ya katlayan ithalatı ve tüketimiyle İngiliz toplumumun her seviyesinden insan tarafından rağbet gördüğünü gözler önüne sermektedir.
İngiltere henüz çay ile tanışmadan önce, İngilizler sabah kahvaltısı ve uzun süren, ağır akşam yemeği olmak üzere günde iki öğün yemekteydiler. Ancak Bedford Düşesi Anna'nın Akşamüstleri bitkin düşmesi ile ortaya çıkan, sonraları Kral Edward'ın sohbet ortamı için hoş bir ortam yaratma amacıyla küçük çay ziyafetleri düzenlemesi sonucu gelenek haline gelen Beş Çayı, İngiltere'den tüm dünyaya yayılmıştır.
Bir İngiliz çay davetinde, sohbetin akışının yiyecek ve içeceklerle kesilmesi hoş karşılanmazken bu durum her ne kadar çayın sohbet için bir bahane teşkil ettiğini düşündürse de İnglizlerin çaya yaklaşımı, çayı keyif kültürlerinin temel parçalarından biri olarak gördüklerini kanıtlar niteliktedir. Davetlerde Çin çayı Hint çayına tercih edilirken, limonlu, sütlü ya da kremalı sunulur. Çayın yanında ise küçük sandviçler ve el yapımı çay pastaları tercih edilir.
İngiliz evlerinde çay içmek için ideal iki mekan vardır: Hemen her evde bulunan şöminenin önü veya pencere cumbası. Evin hizmetçisi yoksa, evin sahibesi misafirlerini selamlayıp çay servisi için mutfağa gider. Çay saati için iki ayrı masa hazırlanır. Biri çay gereçleri ve fincanlarından, diğeri ise tabaklar ve leziz ikramlardan oluşan masalarda çay makinesi ya da en basitinden çayın sürekli sıcak kalmasını sağlayacak semaver de bulunur. Sunuma öncelikle çay servisiyle başlanırken, çay ziyaretleri ortalama bir saat kadar sürer. Günümüzde İngilizlerin çoğunun gündüz saatlerinde çalışıyor olması bu geleneğin ölmeye yüz tutması tehlikesini beraberinde getirse de çoğu İngiliz ailesi açısından en azından ailenin bir araya gelmesi için günün tek fırsatı olan Beş Çayı alışkanlığını sürdürmeye gayret ettiği bilinmektedir.


Hollanda'da yaygın olan bahçede çay keyfinden esinlenerek Çay Bahçeleri fikrini İngilizler geliştirmişlerdir. Öncelikle sadece asillerin buluştukları ve orkestra, konserler, tiyatro oyunları, bahçe yürüyüşleri gibi aktivitelerle renklendirilen çay bahçeleri, giriş serbest hale geldiğinde İngiliz toplumunun sınıf farklarını yıkarak kaynaşmasında çok önemli bir misyon üstlenmiştir. Bahşiş de İngiliz çay bahçelerinde güzel servisi takdir etme amaçlı ortaya çıkmış bir uygulama olup, zamanla dünya literatüründeki yerini almıştır.




RUS ÇAY GELENEÐİ


1618'de Çin büyükelçiliğinde Çar Alexis'e çeşitli şekillerde sunumuyla başlayan Rusya'da çay geleneğinin gelişimi, Çin ve Rusya arasında imzalanarak ticaret serbestisi getiren anlaşmayla hız kazanmıştır. 1600lü yıllarda 11.000 mil uzunluğundaki 16 ay süren yolculuk sonunda Rusya'ya ulaşan ancak yüksek maliyeti nedeniyle sadece zenginlere hitap eden çay, 1796'da Çariçe Catherine'in ölümünden sonra hızla düşen fiyatıyla Rus toplumunda hızla kabul görmüştür. Sıcaklığı ve dinç tutma özelliğine sahip uyarıcılığı sayesinde çay, Rus yaşam stili için ideal bir içecek olmayı başarmıştır.
Ruslar Tibet usulü demlikten esinlenerek sıcak su ve demlenecek çay için ayrı ayrı iki parçadan oluşan semaveri benimsemişlerdir. Semaverler, klasik bir Rus evinin genellikle ortasında durup gün boyu kaynayan ve bir seferde 40 fincan kadar çay servis edebilen niteliktedir. Semaver geleneğinin yanısıra Türk kahvesi kültürüne benzerliğiyle dikkat çeken gümüş tutacaklı cam bardaklarla çay servisi alışkanlığı da Rusya ile Asya arasındaki kültür etkileşimini gözler önüne seren diğer bir ayrıntı özelliği taşımaktadır.
Rus çay geleneği dahilinde şeker, bal ya da reçelle tatlandırılmış, şerbeti bol ve çok demli çay tercih edilirken, Rusya'daki göreceli kısa tarihine rağmen, kültür içinde hızla özümsenerek Rusların dünyaca ünlü votkası ile birlikte ulusal içeceği olarak anılmayı başarmıştır.

TÜRKİYE'DE ÇAY


Diğer medeniyetlerden ülkemize gelinceye kadar edindiği birikimin ışığında, kültürümüzle yeniden yoğurduğumuz çay, öncelikle sabah kahvaltısı soframızın, sonrasında da ikindi ve akşam sohbetlerimizin müdavimlerinden olmuş çıkmış. Genellikle ince belli cam bardakta sunulan çayın tavşan kanı adı verilen dem ölçüsü esastır. Hala yöreden yöreye yaygın bir şekilde kullanımını sürdüren semaverler ise otantik çay bahçelerinde meraklılarıyla buluşmayı sürdürmektedir.

Çayın Tarihçesi

Çay, yüzyıllardır süregelen bir gelenektir. Her türlü gizeme tanıklık eden Doğu'nun dünyaya bir armağanı o...
Çay, dünyada sudan sonra, en fazla içilen ve içme alışkanlığı gittikçe artan bir bitki olarak 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Yaygın bir efsaneye göre, büyük Çin İmparatoru Shen Nung'ın hizmetlilerinden biri bahçede su kaynatırken bir yaprak kaynayan suyun içine düşer. Yaydığı koku imparatoru etkiler. Kokusunu beğenen imparator, tadını da denemek ister ve çay o gün bugündür insanoğlunun vazgeçilmez dostu haline gelir. Çay konusunda ilk geniş çaplı araştırma M.S. 733-804 yılları arasında yaşayan Lu Yu'ya aittir. "Çay Kitabı" adlı eserinde, çay hakkında; üretiminden tüketimine, sistemli ve kapsamlı bilgi vermektedir. Böylece çay üretimi ve tüketimi daha da yaygınlaşma imkânı bulmuştur. Avrupa'nın bu gizemli tat ile buluşması 17. yüzyılda gerçekleşir. İngilizler, sağlık ve zindeliğin sunulduğu bu sıcak içeceği o kadar çok benimserler ki, bunu bir yaşam tarzı haline getirirler adeta. 18. yüzyılda da bugün dünyanın en büyük çay yetiştirilen bölgesi sayılan Assam ve Seylan Adası'nda çay bahçeleri oluştururlar. Üretilen bu çayları Avrupa'ya hızlı olarak taşımak için de, süratli yelkenliler yaparlar. Türkiye'nin çayla tanışması 1787 tarihinde, Japonya'dan getirilen çay tohumlarının ekilmesiyle başlar. Bursa civarında gerçekleşen ilk ekim çalışmaları iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanır. Ancak 1917 yılında, zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi müdür vekili ve botanikçi olan Ali Rıza Erten yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize'de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alır ve günümüz çay üretiminin temelleri bu şekilde atılmış olur. 1947' de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlandı. Geç bir buluşma olmasına karşın, Türk insanı, çok sevdi çayı ve günün her saatine, her mekanına taşıdı bu sıcacık içeceği... Dünya üzerindeki tarihiyle kıyaslanınca Türkiye'nin çayla tanışmasının geç bir tarihe denk geldiği görülmektedir. Buna rağmen, Türk insanı, çayı çok sever ve günün her saatine, her mekanına taşır.


Türkiye'nin Çay Konusunda Dünya Üzerindeki Yeri:
Çay tarım alanlarının genişliği bakımından üretici ülkeler arasında 6. sırada,
Kuru çay üretimi bakımından üretici ülkeler arasında 5. sırada,
Yıllık kişi başına tüketim bakımından dünya ülkeleri arasında 4. sırada yer almaktadır.


Dünya Üzerinde Çay İki Çekilde Tüketilmektedir:
%75 siyah çay diye tabir edilen fermente edilmiş çay,
%25 yeşil çay diye tabir edilen fermente edilmemiş çaydır.

Çay İçme Sanatı

Çay Yapmak Kadar İçmek de Bir Sanattır...
İnsan fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde çayın kayda değer olumlu etkileri vardır. Dünyaca ünlü Avusturyalı şair Peter Altenberg tarafından, 1913 yılında çayın "ruh banyosu" olarak tanımlanması şaşırtıcı olmayacaktır. Nasıl ki yediğimiz, enerji aldığımız besinler vücudumuzun; kulaklarımızdan girip bütün varlığımızı saran müzik ruhumuzun gıdasıysa; çay da benliğimizi önce içimiyle sonra da tarih içindeki büyülü yolcululuğa çıkarışıyla bulanıklıklardan arındıracaktır. Ruha seslenen bestecinin seçimi gibi çay seçimi de zamanın akışı içinde birey olarak kişi tarafından bulunacaktır. Çay bitkisinin çeşitliliği ve diğer bitkilerle kombinasyonlar üreterek yeni yeni sunumlarının gerçekleştirildiği düşünülürse, elbette ki bu süreç emek ve zaman gerektirecektir. Elbette ki kişiye en uygun çay, çay keyfini ruh banyosu olmaya en yakın kılacaktır.
Ünlü bir Çinli Filozof Derki: "ÇAY DÜNYANIN GÜRÜLTÜSÜNÜ UNUTMAK İÇİN İÇİLİR."
Bir tutam bitkinin berrak suyla buluşmasıdır...
Bir fincan keyiftir çay...

Çay Bitkisi

Latince adı, Camelia Sinensis olan çayın anavatanının Yukarı Brimanya olduğu kabul edilir. Buradan da kuzey doğuya ve güney batıya yabanıl olarak yayıldığı düşünülmektedir. Günümüze gelinceye kadar çayın başlıca çeşitleri olan Assam ve Çin çaylarından çok sayıda melez oluşturulmuştur. Bugün yaklaşık 1500 çeşit çay vardır. Çin çay bitkisinin almaşık dizilişli derimsi yaprakları, en çok 12 cm uzunluğunda, 2 cm genişliğindedir. Mızrak biçimindeki yaprakların kenarları dişli, kimi zaman hafif kavislidir. Assam çayının yaprağı ise ovaldir ve uca doğru incelir. Çin çayına göre daha sulu olan yapraklarının uzunluğu 15-25 cm'yi, genişliği 10 cm'yi bulabilir. Çin çayı 3-4 m uzayabilirken, Assam bitkisinin boyu 8-15-30 m'yi bulabilir ve budanmadığı zaman bir orman oluşturabilir. Fakat ürünün kolaylıkla toplanabilmesi için bu bitkilerin boylarının 2 m'yi geçmesine izin verilmez. Purning denilen bu işlem sayesinde yoğun bir bitki tabakası oluşur.
Tarım alanının iklimi ve deniz seviyesinden uzaklığı, çayın kalitesini belirleyen önemli etkendir. Çin çeşidi, karakteristik yapısı nedeniyle daha çok ılımlı bölgelerde yetiştirilmeye uygundur. Assam çeşidi ise, sıcak bölgelerde de yetişir. Günümüzde Çin ve Assam bitkilerinden çok sayıda melez oluşmuştur. Böylece hem has hem de dayanıklı farklı türler elde edilir. Bunların en önemlisi çok dayanıklı bir ürün olan Assam melezidir. Bu çayın bir fidanı yılda yaklaşık 200 gr ürün verir.
Çayın aromasının yoğunluğu, her şeyden önce tarım alanının denizden yüksekliğine bağlıdır. Çay bitkisi ne kadar yüksekte yetişirse, aroması o kadar iyi olur. Deniz seviyesinden 2400 m yükseklikte yetiştirilen Seylan Çayı, üretimindeki zorluğu ve yoğun aroması nedeniyle, son derece değerlidir.
Çayın tadını ve kalitesini belirleyen başka bir özellik de, hasat sırasında en üstte bulunan iki yaprakla çay filizinin elle koparılmasıdır. İklim ve toprak gibi sürgün adı verilen çay hasatları da çayın tadının farklılaşmasında etkendir.
Çay yaprağında yaklaşık %12 oranında tabaklama maddeleri ve %4 oranında kafein vardır. Çay tadını ve uyarıcı etkisini bir alkoloid olan kafeine borçludur. Çay bitkisinin yaprak uçları ve üstteki yaprakları daha çok kafein içerir.


Çay Alırken, Saklarken ve Demlerken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Çayı Satın Alırken, Depolarken:
Satın alınacak çay, satıldığı markette deterjan, parfüm, kedi-köpek mamaları...gibi kokulu ürünlerden uzaktaki raflarda teşhir ediliyor olmalıdır. Teşhir edilme öncesi ilk depolama koşulu da çok önemli olup, koliler içindeki ilk depolama da teşhir reyonundaki koşullarla aynı şartlarda olmalıdır. Yani ilk depolama başta olmak üzere kokunun sinebileceği her türlü üründen (parfüm, kedi-köpek mamaları,baharat...gibi) uzakta istif edilmelidir. Aksi takdirde gayet sağlam ambalaj içinde, hatta gayet sağlam koli içinde dahi olsa çay koku alacaktır. Çünkü çay; kimyasal yapısı itibariyle çok çabuk nem ve koku çekmeye müsaittir.
* Demek ki iyi bir çay için, satın alınan çayın uygun depoda saklanmış ve uygun reyondan temin edilmiş çay olması ilk adımdır.
Satın alınan çay ambalajının sağlamlığı da teşhir edildiği reyon kadar önemlidir. Çeşitli nedenlerle delinmiş, yırtılmış veya patlamış bir ambalaj kötü bir çay tadı için ikinci basamaktır. Çünkü altı çizilerek tekrar tekrar vurgulanmalıdır ki çay; kimyasal yapısı itibariyle çok çabuk nem ve koku çekmeye müsaittir.
* Demek ki iyi bir çay için ikinci adım ambalajın sağlamlığıdır.


Çayı Kullanırken ve Saklarken:

Doğru reyon ve sağlam ambalaj içinde alınan çay, kullanım için açıldığında hava almayan bir kapta, kuru ortamda, yine kokulu ürün diye tabir ettiğimiz deterjan, baharat...gibi maddelerden tamamen ayrı bir yerde muhafaza edilmelidir.
*Demek ki iyi bir çay için, tüketicinin açılan ambalajı muhafaza konusunda göstereceği hassasiyet de çok önemlidir.


Kullanılan çay paketinde çayla ilgili şunlar gözlenmelidir:
Siyah çay kendisine has görünüş, renk ve kokuda olmalı, yabancı koku ihtiva etmemeli, içersinde gözle görülebilen yabancı madde bulunmamalıdır. Yabancı maddeler, siyah çay dışındaki tüm maddeleri kapsar.


Çayı Demlerken:


İyi bir çay hazırlamak için en önemli faktör suyun seçimidir.Olanağınız varsa porselen demlik ve yumuşak kaynak suyu kullanın. Çay suyunu uzun süre ve yüksek ateşte kaynatmayın. Demleme süresini uzun tutarsanız hem çayınız acılaşır, hem de çaydaki kafein miktarı yükselir. Aynı zamanda suyun oksijeni kaybolur ve lezzeti azalır. Her fincan için bir tatlı kaşığı dökme çay koyunuz. Çayın demleme süresi10-15 dakika olmalı ve demlenen çay yarım saat içinde içilmelidir. Çayın demi kaynatılmamalıdır. Poşet çayların pratikliği ve bir kullanımlık olması işinizi kolaylaştırır.
Çay Üretiminin Aşamaları

Siyah Çay Üretim Aşamaları :
* Soldurma
* Kıvırma
* Fermantasyon
* Kurutma
* Tasnif ve Ambalajlama



Soldurma:

Soldurma, yaş çayın ihtiva ettiği %70-80 oranındaki suyun %50-55'e düşürülmesi işlemini oluşturur ve fermente çay (siyah çay) üretiminin en önemli ilk aşamasıdır. Soldurma eknelerinde yapılmaktadır. Teknelerdeki çayların solma süresi yaş çayın tazeliği ve ıslaklık durumuna, hava ve çalışma koşullarına göre değişir.
Soldurma sonucunda yaprakların hücre özsuları daha yoğun hale gelir ve kıvırma işlemi için uygun elastiki yapı temin edilir. Taze yapraklar soldurulmadan doğrudan doğruya kıvırmaya tabi tutulursa, hücre özsuyunun dışarı çıkması ve hücre parçalanması tam olmaz, yapraklarda kıvrılmadan ziyade kırılma meydana gelir, presleme esnasında kıvırmadan akan sularla çayın içerisinde bulunan etkin maddeler dışarı atılır. Solmuş yaprağın sarkık, halsiz ve pörsümüş durumda olması, canlı ve parlak olmaması, sap kısımlarının kırılmadan eğilir ve bükülebilir durumda olması yaş çayın iyi solduğunun göstergesidir.
Teknelere verilen hava sıcaklığı düşük rakımlarda 38°C, yüksek bölgelerde 32°C'yi geçmeyecek şekilde ayarlanır. Isının yüksek olması durumunda yapraklarda kuruma ve yanmalar meydana gelir. Kurumuş ve yanmış çaylarda kıvırma ve fermantasyon istenildiği gibi olmayacağından elde edilecek çayın kalitesi son derece düşük olur.


Kıvırma:
Solmuş çay yaprağının değişik çay imalat makinelerinde parçalanması, ezilmesi ve bükülmesiyle hücre özsuyunun kıvrılmış yaprak yüzeyine yayılması ve oksidasyonun başlaması işlemidir. İki aşamada gerçekleşir:
* Birinci Kıvırma
* İkinci Kıvırma
Birinci Kıvırma:Bu kıvırma işlemi düz (yaprak) kıvırma makinelerinde yapılır. Düz kıvırmalar uzun sürede yavaş yavaş doldurulduğundan en az 300 kg solmuş yaprak alabilmektedir. Kıvırma süresi doldurulmaya başlandığından itibaren en az 45 dakika olur. Birinci kıvırma bittikten sonra, kıvırma yavaş yavaş boşaltılarak, rotervan olan fabrikalarda rotervandan geçirildikten sonra, olmayanlarda ise doğrudan eleme yapılır.Havalandırılmış kaba çaylar ise ikinci kıvırma için presli veya göbekli kıvırmalara verilir. CTC olan fabrikada ise rotervandan geçtikten sonra direkt CTC' lere verilir.
İkinci Kıvırma:Birinci kıvırmada yeterince parçalanmamış kaba yaprakların tazyik altında presli kıvırmalarda veya göbekli kıvırmalarda daha çok parçalanmalarını sağlayarak, yaprağın hücre zarının çatlatılarak içerisindeki hücre özsuyunun dışarı çıkartılması ile daha iyi fermantasyon şartlarının hazırlanmasını temin için yapılır.
Presli kıvırmalarda kıvırma müddeti 40, göbeklilerde ise 20 dakikadır. Presli kıvırmalardaki çaylara bu müddet içerisinde en az 3 defa pres tatbik edilir. Presler 200-300 libre (90-135 kg) lık bir tazyikle yapılır. 5-6 dakika presli, 5-6 dakika pressiz olarak çalıştırılır. Böylece tazyik sırasında fazla sürtünmeden dolayı ısınmış olan çayın harareti düşürülmüş olur. İkinci kıvırmadan çıkarılan çaylar fermantasyon ünitesine sevk edilir.


Fermantasyon:
Kıvrılan yaş çay yaprağının hücre özsuyunda bulunan kimyasal bileşiklerinin oksidaz enziminin tesiri ile biyolojik değişikliğe uğrayarak siyah çayda istenen renk, burukluk, parlaklık, koku ve aromanın oluşması olayıdır. Çay imalatında ilk kalite kontrolü fermantasyon safhasında yapılır. Bu esnada çayın kıvrılma ve solma durumu hakkında bilgi edinilir.
Fermantasyon müddeti denilince; çayların fermantasyon kısmında geçirdiği süre akla gelmemelidir. Bu süre; kıvırmanın başlamasından oksidasyonun tamamlanmasına kadar geçen zamandır. Fermantasyon esnasında nispi rutubet yaklaşık %90-95 civarında tutulmalıdır. Sıcaklık hava şartlarına bağlı olarak 21-3200C arasındadır. Çay liköründe parlaklık ve canlılık düşük sıcaklıkta yapılan oksidasyonda artar. Sıcaklığın yüksekliği nispetinde canlılık azalır, mat ve donuk bir renk oluşur.


Kurutma:
Kıvrılmış ve fermente olmuş çay yaprağının fırınlanarak nem oranını %2-4 seviyelerine indirme işlemidir. Kurutmanın amacı: enzim oksidasyonunu durdurarak, kazanılan özelliklerin ve oluşan maddelerin yitirilmesine engel olacak ortamı oluşturmak, çayı depolanabilir, paketlenebilir ve taşınabilir duruma getirmektir.
Kurutmada giriş sıcaklığı 90-1000C, çıkış sıcaklığı 45-600C arasında olur. Çıkış dereceleri farklı davlumbaz sistemlerine göre değişebilir.
Fırına giren havanın sıcaklık derecesi, debisi, palet üzerindeki yaprak kalınlığı ve çayların fırın içerisinde kalma müddeti, kurutma olayını etkiler.
Fırınlarda başlıca iki ayar vardır:
Birincisi kalınlık palet ayarıdır ki;çayların ince ve kalın tabakalar halinde serilmesini sağlar.
İkincisi ise devir (kayış-kasnak veya varyatör )ayarı olup, çayların fırın içinde kalma müddetini belirler.
Fırına verilen fermente olmuş çaylar; Marshall tipi fırınlarda 1'nci kayışta 32 dakikada, 2'nci kayışta 27 dakikada, 3'ncü kayışta 21 dakikada, 4'ncü kayışta 17 dakikada, 5'nci kayışta 12 dakikada fırından çıkar.
Kayış kasnak düzeni olmayan fırınlarda devir ayarları varyatörler vasıtasıyla yapılır.Varyatör ayarları çayların fırından 27 ile 32 dakika arasında çıkacak şekilde ayarlanır.


Tasnif ve Ambalajlama:

Tasnif
Fırından çıkan kuru çayların önceden belirlenen standart elek tellerinden geçirilmek suretiyle incelik, kalınlık ve kalitelerine göre ayrılma işlemidir.
Gerek fırın çıkışında gerekse tasnifin çeşitli aşamalarında kurutulmuş çaylar lif tutucularından geçirilerek lif ve çay çöplerinden ayrılırlar. Çaylar fırınlanarak çıktıktan sonra ihtiva ettikleri %2-4 nispetindeki rutubet miktarı ile ancak iyi tasnif edilebilir. Bekletilen ve iyi muhafaza edilmeyen çayların rutubet miktarları arttığından ve elastikiyet kazandıklarından tasnifleri iyi yapılamaz ve kısa zamanda küflenerek sağlığa zararlı hale gelir.
Kuru Çay Nevilerinin Sınıflandırılması ve Özellikleri
Üretilen nevi çaylar genellikle imalat kırığı ve kırık (kırmadan geçen) çaylar olmak üzere 2 sınıfta toplanmaktadır.
Kurutmalardan çıkıp tasnife gelen ve herhangi bir kırma işlemine tabi tutulmadan elenen çaylara imalat kırığı çaylar denir.
Midilton eleği ile 8 ve 10 numaralı pakka eleklerinin üzerinde kalan çayların mekanik olarak kırılıp, tekrar elenmesi sonucu elde edilen çaylara kırık çaylar (kırmadan geçen) denir. Ayrıca 30 numara tasnif eleğinin altında kalan 7 nevi çaya toz çay denir.
İmalat Kırığı Çaylar:
1.nevi (OF) Orange Fannings. Çok ince, altınbaşlı imalat kırığı çay.
2.nevi (BOP1) Broken Orange Pekoe. İnce, altınbaşlı ve kıvrım çay.
3.nevi (OP) Orange Pekoe. Az altınbaşlı kıvrım çay.
Kırık Kırmadan Geçen Çaylar:
4.nevi Fanning. Çok ince kırık çay.
5.nevi (BOP2) Broken Orange Pekoe. İnce kıvrımlı, kırık çay.
6.nevi (BP) Broken Pekoe. Kalın kıvrımlı kırık çay.
7.nevi (D) Dust. Toz çay.
Ambalajlama
Üretilen çaylar içte bez, dışta naylon olmak üzere ikili ambalaj şeklinde torbalanır. Ürün izlenebilirliğini sağlamak üzere iki torba arasına üretim tarihi, saat ve nevisini belirten tanımlayıcı bir etiket konur. 1. nevi 32 kg, 2. nevi 27 kg, 3. nevi 21 kg, 4. nevi 35 kg, 5. nevi 29 kg, 6. nevi 22 kg, 7. nevi 35 kg, net olarak standart hale getirildikten sonra paketleme tesislerine getirilmek üzere kuru çay ambarlarına alınır.
İhraçlık çaylar alıcı firmanın talebi üzerine özel ambalajlarda farklı kilolarda hazırlanabilmektedir.


Siyah Çay ve Yeşil Çay

Siyah Çay:Çay en eski çağlardan beri yorgunluğu dinlendirici, ruhu ferahlatıcı, iradeyi canlandırıcı, gözleri kuvvetlendirici özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Tüm bunların yanı sıra, çayın insan sağlığı açısından büyük ölçüde yararlı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle sindirim sisteminde düzenleyici rol almakla birlikte, zihnin yorgunluğuna birebirdir.
Çay 25 çeşit aminoasit içermektedir. Tein bu aminoasitler arasında en çok bulunan ve toplam aminoasitlerin %50'sinden fazlasını içeren bir maddedir. Çay polifenolleri tıbbi kullanımda en etkili unsurdur. Çay numunelerinde bu oran, %10-20 arasındadır. Çayda bulunan 28 elementin çoğu insan sağlığına gereklidir. Çay florin içeren bir bitkidir. Günde 5-6 fincan çay içimi ile alınan florin, insan sağlığına zararlı olmadığı gibi diş çürümelerini önleme bakımından oldukça yararlıdır. Çayın deminde önemli miktarda bulunan sodyum ve potasyum, yüksek tansiyonlu hastalar için yararlıdır. Çayın demindeki bakır ve demir düşük olmakla birlikte, çayın kansızlığa iyi gelebileceği söylenmektedir. Çay manganez açısından önemli bir kaynak olup, enzimleri harekete geçirici bir etkisi vardır. Günde beş fincan çay, bir insanın günlük "K" vitamini ihtiyacını karşılamaktadır.
Yeşil Çay ünyada Çin ve Japonya başta olmak üzere Hindistan, Endonezya ve Rusya'da yurdumuzda ise Doğu Karadeniz Bölgesinde yetiştirilmektedir. Kışın yapraklarını dökmeyen kısa boylu beyaz çiçekli ağaççıklardır. Çok eski çağlarda Çinliler çayı ilaç olarak kullanırlar, baş ağrısını giderdiğini, ateşi düşürdüğünü söylerlerdi. Özellikle yeşil çayın damar tıkanıklığını giderdiğini, mide kanserini oluşturan hücreler üzerinde engelleyici etkileri bulunduğunu tespit etmişlerdir. Yeşil Çayın ana unsurları ''polifenollerdir''. Bu özelliğinden dolayı sindirim sistemini ve vücut ısısını düzenler. Ayrıca Yeşil Çay, C Vitamini açısından da zengin bir içecektir. Yeşil Çayın insan sağlığı üzerindeki koruyucu etkilerini araştırma çalışmalarına dünyanın çeşitli yerlerinde devam edilmekte, her geçen gün yeni bir özelliği ortaya çıkarılmaktadır. Bu nedenledir ki üretim ve tüketimi her yıl giderek artmakta, toplumun yakın ilgisini görmektedir.

Yeşil Çayın Üretim Safhaları

Havalandırma: Havalandırma işlemi, hasat edilen ve yeşil çay üretimi için fabrikalara çekilen yaş çayın üretime alınmasında gecikme olduğu zamanlarda; çayların soğuk hava verilen teknelere alınıp, oksidasyona engel olunması için yapılır.
Şoklama: Çay yaprağının daha iyi kıvrılması ve sonraki aşamalarda okside olmasını önlemek amacıyla çayın içindeki enzimlerin uzaklaştırılması için yapılır. Bu işlem iki türlü olabilmektedir.
* Birincisi, kendi ekseni etrafında dönen şok soldurma cihazına 15-20 saniye 120-150 C kuru sıcak hava verecek şekilde yapılır. Kuru sıcak hava vermek şeklinde şoklama daha sonraki aşamalarda meydana gelebilecek olumsuzlukları asgariye indirmek için tavsiye edilir.
* İkincisi, buhar kazanlarından elde edilen çayın tazeliğine göre 90-110 C arasında ayarlanabilecek sıcaklıkda buharın tercihen kapalı bir tunelde 3-5 dakika arasında yaş çaya verilmesiyle olur.
Her iki durumda da, polifenol-oksidas enzimi inaktive edilir.

Soğutma - Biriktirme: Buharlama özellikle şoklama yoluyla yapıldıysa, soğutma önem kazanır, gaye yaş yaprak cidarlarına yapışan suyun uzaklaştırılması gerekmektedir. Şoklanmış yapraklara 30 C civarında kuru hava verilir.
Yaş çayın kıvırmalarda eşit zamanda kıvrılması gerekir, şoklamadan direkt çıkan çayın kıvırmayı 2-3 dakikalık bir sürede doldurması beklenilemez. Eğer çay kısa bir müddetde kıvırmalara verilmezse bazı çaylar Oolong çaya dönüşecektir, bu duruma engel olabilmek için bir kıvırmalık olacak kadar yaş çayın birikeceği, kızışmanın olmayacağı soğutma-biriktirme aşamasının olması gerekmektedir. Sıcak hava verilerek şoklamada büyük bir soğutma biriminin oluşturulması gerekmez.
I.Kıvırma: Şoklanan çaylar 15-20 dakika süreyle birinci kıvırma işlemine tabi tutulurlar. Burada ilk şekillenme oluşur. Kıvırmaların küçük olması tercih edilir.
I.Kurutma: Kıvırmadan alınan ve havalandırılmak üzere elenen çaylar giriş sıcaklığı 55 C olan klasik yaş çay fırınlarda kurutulur. Bu sıcaklık döner fırınlarda 80-90 C'ye kadar çıkabilir. Gaye çayın nem oranını %20-25 dolaylarına indirmek, oksidasyonun başlamasına engel olmaktır.
II. Kıvırma: Fırınlardan indirilen çaylar 20 dakika süreyle ikinci kıvırma işlemine tabi tutulur. Bu süre şekillenme isteğine göre bir müddet daha uzaltılabilir. Baskı uygulaması olmakla beraber, tavsiye edilmez.
II. Kurutma: Kıvırma işleminden geçirilen çaylar, 70-75 kg.lık döner fırınlarda 110-120 C sıcaklıkta 50-60 dakika süreyle kurutulurlar. Gaye çaydaki nem oranını %3 - 5 seviyelerine düşürmektir.
* Yeşil çayda tasnifleme veya torbalama işleminden önce çayların en az bir gün serilerek dinlendirilmesi ve tekrar 70-80 C'de kısa bir müddet nem oranının %2,5-4 seviyelerine düşecek kadar ısıtmalıdır.
Tasnif: İlk aşamada çaylar lif tutucularından geçirilerek lif ve çöplerinden ayrılır. Daha sonra nevilerine ayrılır.
* Eğer uygun taze, yaş çay (1,5 yaprak) alınmış ise şoklamadan sonra yalnızca döner fırınlarda üretimin yeterli olacağı aklınızın bir köşesinde bulunsun.
Cilalama: Elde edilen tüm nevi çaylar isteğe bağlı olarak cila makinelerinde sanayi pudrası ile cilalanabilir.


Çayın Yararları ve İfade Ettiği Anlamlar

Çayın Yararları
* Çayın kolesterol seviyesini düşürdüğü uzmanlarca kanıtlanmıştır.
* Çinko içeriği ile tadım hücrelerindeki tat alma bozukluklarını önlediği sabittir.
* Susuzluğu giderir, karaciğeri temizler ve yeniler.
* İçerdiği florid nedeniyle diş çürüklerini önleyici etkiye sahiptir.
* Doku sertleşmesini ve damar sertliğini tedavi eder.
* İçerdiği flavonollar ile tansiyonu düşürür ve kan damarlarının bağışıklığını arttırır.
* Sapon içeriğiyle vücuttaki zararlı maddeleri yok eder, iltihaplanmayı önler.
* İçerdiği bileşik şekerlerle kan şekerinin yükselmesini önlediğinden diyabet hastalarına önerilmektedir.
* İçeriğindeki C ve E vitamini ile karoten maddesi sayesinde kan kanserine karşı bağışıklığı artırır, kısırlığı önler.
* Kuru çay yaprağının içerdiği polifenoller sayesinde kan basıncındaki artışları geciktirir, gıda alerjisini önler.
* İçerdiği mineral maddeler ile vücuttaki mineral dengesini kurulmasında sudan daha etkili bir rol oynar.
* %2-4 oranında kafein içeriğiyle metabolizmayı ve merkezi sinir sistemini uyarır, ruhsal rahatlık verir, dinlendirici ve konsantrasyon artırıcı etki yapar, kalbi güçlendirir, astımı önler.
* Böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlar. Çaydaki teobromin ve teofilin maddeleri idrar sökücü özelliği ile böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar.
* Çay banyoları, sıcak çay kompres ve pansumanları göz ve ciltteki bazı rahatsızlıkları giderir, kaşıntı ve egzama ile uzun dönemde sedef hastalığının tedavisinde rol oynar.


Doğuş Ihlamur Çayı
Ihlamur : Evli çiftler için "Seni seviyorum" anlamını taşır.
Doğuş Adaçayı
Adaçayı : Eşler arasında: "Biz iyi bir aileyiz" mesajı verir.
Doğuş Papatya Çayı
Papatya : Temiz bir kalbin simgesidir. "Fikirlerini paylaşıyorum" mesajını verir.
Doğuş Nane-Limon Çayı
Nane : Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum.
Limon : Gerginliğini at, rahatla biraz.
Doğuş Form Çayı
Doğuş Form Çayı tamamen doğal bir bitki karışımıyla ideal kilonuza kavuşmanıza ve bu ideal kiloyu korumanıza yardımcı olmak için sizlere derlediğimiz doğal bir içecektir. Bunu vücudun yağ dokularındaki yağ moleküllerini çözerek, suyla dışarı atma yöntemiyle yaptığı biliniyor. Doğuş Form Çayı gün içinde gereksinim duyduğunuz enerjiyi de doğal yollardan karşılayabileceğiniz harika bir içecektir. Özellikle hanımların formlarını koruma adına yaptıkları faaliyetlerin yanında alacakları Doğuş Form Çayının da etkili bir yöntem olacağını göreceksiniz.
Doğuş Kuşburnu Çayı
Çin Gülü (Kuşburnu) : Zarif ve çok güzelsin
Doğuş Böğürtlen Çayı
Böğürtlen : Alçak gönüllülüğü ifade eder.
Doğuş Elma Çayı
Elma : Sözüme sadık kalacağım



Çaylarda Burdan...
69
Elektrik Neden Çarpar?

Birçoğumuz hayatımızda en az bir kere elektriğe çarpılmışızdır. Sonucu tehlikeli olmasa da, acı vermese de vücudumuz anında reflekslerle sıçradığı için şaşırmış ve korkmuşuzdur. Aslında belirli şartlarda az miktarda elektrik dahi hayati tehlike yaratabilir, kalbin ve solunumun durmasına, deri yanıklarına ve doku zedelenmelerine sebep olabilir.

Arabaların akülerinde ve pillerde olduğu gibi hep aynı yönde akan akıma 'doğru akım' denilir. Günlük hayatta, evlerde kullanılan akım ise farklıdır. Düzenli aralıklarla yönünü değiştirir. Önce bir yana sonra aksi yöne devamlı hareketlerle akar. Bu tip akıma da 'alternatif akım' deniliyor. Akım yönündeki bu değişiklikler yani akımın frekansı o kadar hızlıdır ki örneğin bir lambada kırpışan bir ışık yaratmazlar.

Alternatif akımın en büyük avantajı uzak mesafelere az bir kayıpla iletilebilmesidir. Alternatif akımın uzaklara taşınabilmesinde en önemli faktör voltajıdır. Elektrik akımını bir borudan geçen suya benzetirsek 'volt' suyun basıncına, 'amper' de birim zamanda geçen su miktarına karşı gelir. Borudaki suyun basıncı ne kadar yüksekse su da o kadar uzağa taşınabilir. Elektrik akımında da akım 400 bin volt gibi yüksek gerilimlerle taşınır, bölgeye gelince 11 bin volta, evlere verilmeden önce de 220 volta, trafolar vasıtasıyla düşürülür.

Elektrik akımında volt da, amper de, frekans da ölüme sebep olabilir ancak en tehlikelisi yüksek voltajdır. Aslında insan derisi iyi bir izolatördür. Voltaj çok yüksek olmadıkça akımın geçip girmesine izin vermez. Akım bir kere girmeyi başarırsa içerde rahatça ilerler, çünkü vücudumuzun çoğunluğu iyi bir iletken olan sudur.

Elektrik akımı deriyi yüksek voltajla deler ama 0,030 amper yani 30 mili amper bile vücutta tehlike oluşturur. 100 mili amperde sinirler etkilenmeye başlarlar. Daha yüksek amperde ise şok oluşur. Görüldüğü gibi alternatif akım doğru akıma göre daha tehlikelidir. Araba aküsündeki 12 volt, 45-60 amper tehlike yaratmazken tost makinesindeki 220 volt, 10 amper öldürücü olabilir.

İlginçtir, yüksek frekanslı alternatif akım hastalıkların tedavilerinde kullanılırken insana en tehlikeli olan frekans aralığı evlerde kullanılan 50-60 Hz.dir. Bu frekansta 110 volttan bile düşük voltajlar tehlikeli olabilirler. Kalbi etkileyerek kasların çalışmasını durdururlar, kan basıncını sıfıra düşürürler.

120 ile 1200 volt arasındaki akım kalbe ve soğancığa aynı anda etki eder. 1200 voltun üstündeki akımlar kalbe etki yapmadan soğancığı etkileyip soluğun tıkanmasıyla ölüme yol açarlar. Elektrikli sandalyede, ölüm mahkumlarına bir elektrot baldıra diğeri alın üzerine konularak, şahıs ölene kadar 1300 volt verilir.

50-60 Hz. frekanslı akım insan için tehlikelidir ama organizma 100 bin Hz. ve daha yüksek frekanslı akımlara dayanıklıdır. Bu akımların sadece ısısal etkileri vardır. 100 bin Hz. ötesinde kas sinirlerine etki yapmadan, insan bedeninde tehlike yaratmadan birçok amperlik akımlar uygulanabilir. Bu nedenle yüksek frekanslı akımlar sinir, kas ve eklem ağrılarının tedavilerinde kullanılırlar.
70
Bütün ülkelerin bayrakları

71
ATATÜRK'ÜN KİŞİLİÐİNİN İLGİNÇ YÖNLERİ

önsöz

Ulu Önder Atatürk'ün hayatını, yaptıklarını ve başarılarını bir yazının veya bir kitapçığın satırları arasına sığdırmak mümkün değildir. Olsa olsa O'nu yakından tanıyabilmek için, yaşantısından bazı kesitler alarak O'nu ve kişiliğini küçük bazı pencereler açarak izlemek yolunu seçebiliriz. Bu bağlamda, Atatürk'ün kişiliğini yakalayabilmek için, anektodlar çok işimize yarayabilir. Ancak, Atatürk'ü bir tüm olarak ele alıp, O'nu bütün heybeti ve haşmeti ile daima göz önünde bulundurmadıkça, bütününü bırakın ayrıntıları bile zor yakalayabiliriz. Bakınız, O'nu yakından tanıyan ve hakkında ciltler dolusu kitap yazan bir edibimiz ne diyor!

(Falih Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 13)

"Herkes gibi Atatürk'ün insanlığı iştahlardan, hırslardan, heyecanlardan, gurur ve öfkelerden, zaaf ve kuvvetlerden, iç varlığın düzlerinden, iniş ve çıkışlarından yoğrulmuştur. Eseri bu insanlığın derinliklerinden gelme, kaynaklarından doğmadır. Atatürk'ü ayıklayarak değil, bir tabiat parçası gibi, toplu ve tam ele almalıdır."

Dolayısı ile, anektodlara geçmeden önce, O'nu bir bütün olarak ele almalıyız. Her şeyden önce, O engin bir Türk Milliyetçisi ve bir Türk Hümanisti idi. Sıksanız her damlasından buram buram Türklük akardı. İkinci en önemli belirgin özelliği tüm insanları ve tüm diğer milletleri de sevmesi ve sayması idi. Bu konuda şunları söylemiştir:

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz.

Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz her halde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Askerliğe de, savaşlara da, hep mecbur olduğu için girmişti. Türk milliyetçiliğinden sonra derdi, günü hep evrensel barıştı. O'nun için kurtuluştan hemen sonra 'Yurtta sulh! Cihanda sulh!' O'nun ilk özdeyişlerinden biridir. İşte bu yönü ile, ebedi insan sevgisi ile dolu evrensel bir hümanistti. Ona hangi pencereden bakarsanız bakınız, O'nun sözlerinin ve yaptıklarının, daima biri Türk Milliyetçiliği, diğeri evrensel barış olmak üzere iki belirgin kalıtımsal özelliğin ışığı ve bu iki temel kişilik yapısının güdümü altında olduğunu görürsünüz.

Ulu Önder Atatürk'ün söz ve eylemlerinde Türk Milleti sevgisi bir yandan, insan sevgisi ve evrensel barış diğer yandan olmak üzere, daima bu iki engin sevgi yumağının etkisi vardır. İşte bu yoğun sevgi ve inanç yumağı, kısacık ömrü içinde, O'nu bir değil beş kere 'dahi' yapmıştır, O'na beş ayrı lider vasfı kazandırmıştır.

"Dahi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit, herkes onlara delilik der.", 1926 (Mustafa Kemal Atatürk)

Mısır'da, M.Ö. 15OOO' lerde yaşadığı rivayet edilen ve Kuran'da kendinden iki yerde sitayişle bahsedilen Hz. İdris (Hermes) 'e de, Lâtince trimegistus, yani üç kere majestik denilirdi. Çünkü, Hermes hem bir devlet adamı, hem bir dini lider ve hem de bir bilim adamı olarak üç ayrı mümtaz vasfı birden üzerinde taşıyordu. İşte bu nedenle, Antik Mısır tarihinden esinlenerek , Atatürk'e de Lâtince quintimegistus yani beş kere majestik demek yanlış olmaz. Atatürk'ün beş kere majestik olduğu özelliklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1. Atatürk askeri bir 'deha' idi.
2. Türkiye Cumhuriyeti O'nun 'Dehası'nın eseridir.
3. Barışçı, örnek ve 'dahiyane' bir devlet adamı idi.
4. Atatürk 'dahiyane' bir devrimci idi.
5. Atatürk kalıcı ve yaşayan bir dehadır.

Atatürk'ün belli başlı bu beş deha özelliği, sözlerinden ve başarılarından alınan bazı kesitler yardımı ile, aşağıda sırası ile açıklığa kavuşturulacaktır. Atatürk'ün Türk gençliğine çeşitli zamanlarda verdiği şu öğütler bile aslında O'nun eylem plânını ve başarıya ulaşmadaki sırlarını veciz bir şekilde özetler :

"Kalbinde ve vicdanında manevî ve kutsal değerlerden başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiç bir kıymeti yoktur. Bir insan, hayatında büyük bir muvaffakiyet gösterebilir, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o muvaffakiyet de unutulmaya mahkûm olur. Onun için çalışmak ve daima muvaffakiyet aramak herkes için esas olmalıdır."

"Ben bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işe neler mani olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür. "

"Verdiğiniz emrin yapılmasından emin olmak istiyorsanız, tâ en son gerçekleşme ucuna kadar kendiniz onun başında bulunmalısınız."

"Muhterem gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Galip olmak, mağlup olmamak . Size, Türk gençliğine devir ve emanet ettiğimiz vicdani görev, yalnız ve daima galip olmaktır ve eminim daima galip olacaksınız. Milletin yücelmesi uğrunda yapılacak işlerde, atılacak adımlarda katiyen tereddüt etmeyin. Milleti o yüce hedefe götürmek için konulacak engellere hep birlikte mani olacağız. Bunun için dimağlarınıza, malûmatınıza, icap ederse bileklerinize, pazılarınıza, bacaklarınıza müracaat edecek, fakat neticede mutlaka ve mutlaka o gayeye varacağız."

"Her gün, sabah, akşam, gece, ne zaman sırasına getirebilirseniz bir çeyrek, yarım saat, ne kadar vakit ayırabilirseniz kendi içinize çekilin, o gün yaptığınız işi göz önünden ve düşüncelerinizin tartısından bir defa geçirin, ne ettiğinizi, ne işlediğinizi her gün bir defa kendi kendinize yoklayın. Şuurunuzdan alacağınız cevapların ne kadar faydalı olacağını tasavvur edemezsiniz. "

"Büyüklük odur ki, kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakikî mefkure ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda mukavemetli olacaksın. Önünde namütenahi manialar yığılacaktır. Kendini büyük değil küçük, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın, ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere güleceksin."



1. ATATÜRK ASKERİ BÎR DEHA İDİ

Atatürk, Filistin, Trablus garp, Bin gazi, Muş, Suriye cephelerinde, daha sonra Ana fartalar, Arı burnu, Sakarya ve Dumlupınar savaşlarında, daima başarılı ve çarpıcı komutanlıklar sergiledi. Daha genç bir subay iken, kendi ülkesinde ve Avrupa'da katıldığı çeşitli manevralarda gösterdiği ustalıklar ve uyguladığı taktikler, verdiği emirler ve harp sahalarında kazandığı zaferlerle Atatürk, ne kadar başarılı bir komutan olduğunu tarih sayfalarına altın harflerle yazdırmıştır. Şu altı küçük anekdot bu askeri dehanın emarelerini bütün çıplaklığı ile yansıtmaktadır:

1.1. "Az olur!"

(Falih Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s.89)

Aşağıdaki anekdot, Atatürk'ün ağzından kaleme alınmıştır:

Karargâhı ( Eceabat İlçesi ) Yalova'da bulunan Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa telefonla beni aradı. Konuşmamıza aracılık eden Kurmay Başkanı Kâzım Bey idi. Sorduğu şu idi: "Durumu nasıl görüyorsunuz ve nasıl tedbir almayı düşünüyorsunuz? ". Durumu nasıl gördüğümü ve nasıl tedbirler almak gerektiğini çoktan bütün ilgili olanlara belirtmiştim. Hepsi cevapsız kalmıştı, dedim ki;

- "Durumu nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Şimdi alınabilecek tek bir tedbir kalmıştır!"
- O tedbir nedir?
- Bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur!
Alaylı bir sesle,
- Çok gelmez mi?
- Az gelir ! dedim.

Telefon kapandı. 8/9 Ağustos gecesi saat 21:50'de bana Anafartalar Grubu Komutanlığına tayin edildiğimi bildirdiler. Gerçi böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildir. Fakat, ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu yüklendim! Daha önce kararlaştırdığım saldırıyı kendim yöneterek düşmanın üstün kuvvetlerini gerilettim. 10 Ağustos sabahı tan yeri ağarırken düşman üzerine süngü ile atılmak için hazırladığım asker saflarının önüne geçerek kuvvetlerimi düşman üzerine attım. Düşman ortalık ağardıktan sonra Conkbayırı'nı denizden ve karadan büyük çapta toplarla dövmeye başladı. Bütün Conkbayırı dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkülle sonunu bekliyordu. Etrafımız şehitler ve yaralılarla doldu. Olan bitenleri seyrederken, bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimdeki saati paramparça etti. Etime giremedi. Yalnız deride bir kan lekesi bıraktı. Bu parçalanmış saati sonra bu günün hatırası olarak Liman Von Sanders Paşaya verdim. O da aile armalı saatini bana hediye etti.

1.2. "Zaferini tebrik ederim Paşam!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 293)

Sakarya muharebelerinin sonlarına doğru idi. Erkân-ı harp zabiti cepheden alınan son malûmatı umutsuz bir ses tonu ile, kaburgaları kırık olduğu için yatakta yatan Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal'e okuyordu. Malûmat meyanında, cephe kumandanlarından biri Seyit Gazi veya Döğer'in şark veya şimalinde düşmanın taze kuvvetler aldığından ve yeni bir düşman fırkası görüldüğünden bahsediyordu. Paşa kaşlarını çatarak " Hayır! Orada düşman fırkası olamaz ve yoktur! Yazınız, iyi baksınlar ! " dedi. Başkomutan, raporu verenin, Yunan cephesinin bir kanadından diğer kanadına geçen kuvvetleri yeni kıtalar sanmış olduğunu anlamakta gecikmedi. Bu aktarma ancak bir çekilme hareketi olabilirdi. Erkân-ı harp zabiti dışarı çıktıktan sonra Başkomutan İsmet Paşaya dönerek ; " Zaferinizi tebrik ederim Paşam! Hemen karşı taarruz emri veriniz!" dedi. Erkân-ı harp zabiti gittikten sonra orada iki saat daha kaldı. Öğle yemeği yenilirken zabit tekrar geldi. "Haber aldım, filhakika orada düşman fırkası yokmuş efendim!" dedi. Cephedeki kumandan gözle görülen bir düşman fırkasından bahsederken, Gazi Paşa yattığı yerde, altı yüz kilometre uzaktan, orada düşman fırkası olmadığım görüyor ve ihtar ediyordu.

1.3. Yerine Çavuş gönderirim !"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 293)

Sakarya muharebeleri sırasında bir kibrit kıvılcımından atı ürkünce, Atatürk yere düşüp kaburgalarını kırmıştı. Başkomutan cephede, oradan oraya sedye ile dolaştırılıyordu. Savaşın kritik bir anında, yukarıdaki anekdotta adı geçen hemen karşı taarruz emri verildikten çok kısa bir süre sonra, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa ( Çakmak ) odasına geldi. Kolordu Komutanı Kemal ettin Sami Paşadan bahisle ; "Kendisini taarruza kaldıramıyoruz. Emri doğru bulmuyor. Sedye ile de olsa telefon başına kadar gidip konuşabilir misiniz ? "dedi. Sedye ile telefon başına giden Başkomutan, Kolordu komutanına hitaben ;" Taarruz olacaktır ! Sen olmazsan yerine bir çavuş gönderirim, gene taarruz ettiririz.! " dedi. Mustafa Kemal Paşanın biraz sertçe olan sesini tanıyınca Kemal ettin Paşa, " Ya... Böyle mi tensip buyurdunuz, emredersiniz ! " dedi. Kolordu taarruza geçmiş ve sonuç alınmıştır.

1.4. "Emrim kemiklerinin orada gömülmesidir!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya1, 1968, s. 299)

Sakarya savaşı sırasında bir defa, İsmet Paşayı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa (Tengirşek), lüzumu halinde, geri çekilmenin nereye kadar ve nasıl olacağı hususunda bilgi alamayınca, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istediğini söyler. Telefonu Mustafa Kemal'e verirler ;
- "Beni aramışsınız, buyurun!"
- "Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani, geri çekilme lâzım geldiği vakit istikametimiz ne olacaktır?"
Pek kızan Mustafa Kemal, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana :"Paşa ,paşa! Gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir!" der. Başkomutan, o meşhur "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı şehit kanı ile sulanmadıkça, o yer terk edilemez !" emrini Yusuf İzzet Paşa ile yaptığı bu telefon görüşmesinden sonra vermiştir.

1.5. "Eğri bıçaklarla hücum etsinler!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 299)

Sakarya muharebeleri sırasında düşman hatlarımızda tehlikeli bir gedik açmış, genişletiyordu. Bu gedik hemen kapatılmalı, düşman süngü hücumu ile geri çevrilmeli idi. İhtiyat kuvvetlerinin hemen oraya gönderilmesini istedi. İhtiyat kuvvetimiz kalmadığı cevabını verdiler. Yalnız, Giresunlu Osman Ağanın çetesi vardı. Onların da süngüleri yoktu. Mustafa Kemal Paşa :
"Süngüleri yoksa bellerinde bıçakları vardır, düşman üzerine atılacaklar, onu eski yerine kovacaklardır!" diye haykırdı! Bu kahraman çocuklar eğri bıçakları ile Yunanlıları eski yerlerine kadar sürmüşlerdir.

1 .6. "O halde düşmanı 20 km içinde tepeleyin!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s.308)

Büyük Taarruz öncesi Afyon'un Çay ilçesinde Kolordu ve Ordu Komutanları toplanmış, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşanın ( Çakmak ) saldırı plânını dinliyorlardı. İsmet Paşa saldırı plânına karşı olduğunu beyan etti. Atatürk' ün Harp Okulu'ndan tabiye hocası, çok sevdiği, takdir ettiği ve kendisine "Hocam" diye hitap ettiği Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyledi. Mustafa Kemal:
- Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Hocam ?
- Evet!
- O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız! Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşada bizim geri teşkilâtının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyleyince ;
- Bizim geri teşkilâtımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı?
- Hayır Paşam !
- O halde düşmanı yirmi kilometre içinde tepelemek zorundayız!

İkinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa ise, cepheye henüz yeni geldiğinden, bir fikri olmadığı cevabını verir. Bu arada, belki ikisi arasında bir tertip eseri olarak, Fevzi Paşa " Madem ki, Ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum !." diye istifasını verir. Mustafa Kemal de, Genel Kurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de Baş Komutanlık görevinde kalamayacağını belirtir. Telaşa düşen İsmet Paşa şöyle der ; "Efendim bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa, hepinizin emrinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz ! " Taarruz sürpriz bir şekilde kuzeyden değil, güneyden, dağlık bölge üzerinden yapılır ve sonuç kesin zaferdir.



2. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ATATÜRK'ÜN SİYASİ DEHASININ ESERİDİR!

Altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğunun enkazından, yepyeni bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Birinci Dünya Harbi başında 1914, yılında Osmanlı hükümranlığında bulunan topraklar 1.7 milyon kilometrekare idi ve 22 milyon nüfus yaşıyordu. Orduları her cephede yenik düşmüş Osmanlı Hükümeti'ne 1918 yılında imzalattırılan Sevr Muahedesine göre, topraklar Ankara ve çevresindeki 100 bin kilometrekarelik bir yöreye, nüfus ise 1 milyon kişiye düşüyordu. Atatürk'ün dahice yürüttüğü Kurtuluş Mücadelesi'nin ve O'nun siyasi dehasının eseri olarak, Sevr altüst oluyor, 1923'de Lozan Antlaşması ile yaklaşık 770 bin kilometrekarelik bir arazide, 10 milyon nüfusun yaşadığı yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor ve tüm dünya ülkeleri içinde şerefli ve saygınlıklı yerini alıyordu.



3. ATATÜRK EVRENSEL BARIŞI SEVEN BİR LİDERDİ!

3.1. İngiltere Başbakanı Loyd George'un sözleri

(Niyazi Ahmet Banarh, 'Fıkra ve Nüktelerle Atatürk' 1954, s. 93)

Çeşitli yazarlar, O'nun dönemini yaşamış siyasi ve askeri yetkililer, tarihçiler ve Türkologlar tarafından ulusal ve uluslararası ortamda Atatürk hakkında yazılan araştırma, hatıra ve biyografiler 2400 cildi aşan dev bir kitaplık oluşturur. Atatürk'ü dost olduğu kadar düşman ülkelerin liderleri de övgü ile andılar, O'nun örnek devlet adamlığım veciz bir şekilde dile getirdiler. İşte birkaç örnek;

Türk orduları İzmir'e girer girmez, 1922 yılının Ekim ayında İngiliz parlamentosu fevkalade bir toplantı yaptı. Lordlar kamarası üyeleri yerlerini aldılar. Büyükelçiler de bu tarihi oturuma iştirak ettiler. İlk defa kürsüye İşçi Partisi lideri McDonald çıkarak ;- " Hükümetten şunu sormak istiyorum. Hükümet Anadolu'yu galip devletler arasında paylaşmak maksadıyla Hazineden on binlerce altın aldı. İstanbul ve Boğazlar Büyük Britanya'nın olacak, İzmir Yunanlılara , Antalya ve Konya İtalyanlara, Adana ve havalisi Fransızlara verilecek, Doğuda bir Kürdistan ve müstakil bir Ermenistan kurulacaktı. Ne yazık ki, bunların hiç birisi olmadı, bu taksim projesini Mustafa Kemal'in süngüleri alt üst eti. Bu hususta Hükümetten izahat istiyoruz." dedi. O zaman Başvekil bulunan Loyd George ağır, ağır kürsüye gelerek: "İnsanlık tarihi bir kaç asırda ancak bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki, beklenilen O dahi, bugün Türkiye' de doğmuştur, elden ne gelebilirdi?" diyerek kürsüden indi. Bu cevaba bütün İngiliz Milleti baş eğmek zorunda kaldı. Bundan sonra Loyd George Başvekillikten istifasını verdi.

3.2. Diğer devlet adamlarının sözleri

"Sizlere şunu söyleyeyim ki, ben Atatürk'e sekreter olmak isterdim. Sebebi de, O'nun her akşam sofrasında bulunup yüksek fikirleriyle beslenmek dileğinde oluşumdur.", 1933
Edward Herriot, Fransa Başbakanı

"Norveç Nobel Komitesi Başkanlığı'na ;
"Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuyla bölgedeki istikrarsız durum sona ermiştir. Teokratik bir rejimle yaşayan, din ve hukuk kavramlarının birbirine karıştığı, çökme sürecindeki bir İmparatorluğun yerini, güç ve hayat dolu, modern ve milli bir devlet almıştır. Barış dünyasına bu değerli katkı, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa sayesinde yapılabilmiştir. Bu nedenle, Yunanistan Hükümeti Başbakanı sıfatıyla, Mustafa Kemal Paşanın Nobel Barış Ödülü'ne adaylığını takdim etmekten şeref duymaktayım." 12.1.1934
Venizelos, Yunanistan Başbakanı

"Sovyet Cumhuriyetler Birliği Dışişleri Bakanı Litvinof, bana Avrupa'nın en kıymetli devlet adamının , Avrupa'da değil, Boğazların gerisinde, Ankara'da yaşadığını, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi." , 1937 Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanı

"Savaşta Avrupa' yı kurtaran, savaştan sonra da milletini yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu değil, Avrupa için de büyük kayıptır.", 1938
Winston Churchil, İngiltere Başbakanı

Atatürk 1938 başlarında manevi kızı Ülkü ile Florya'daki bir yaz günü yaşantısını 20 dakikalık kısa metrajlı bir film olarak F. D. Roosevelt'e gönderdi ve O'nu Türkiye'ye davet etti. Aralarında bir süre sonra hediyeler teati edildi. Atatürk ona bir pul koleksiyonu , ABD Başkanı da Atatürk'e o zaman için çok orijinal olan bir müzik dolabı ( Şişli Atatürk Müzesi'nde en üst katta sergilenmektedir) gönderdi. Atatürk'ün vefatı üzerine, ABD Başkanı gönderdiği mesajda özetle şunları yazdı;
"Üzüntüm iki katlıdır. Birincisi, güvenilir bir dostumuzu ve çağın en büyük devlet adamını kaybettiğimiz için, ikincisi ise böyle bir devlet adamıyla şahsen tanışma fırsatını ebediyen kaçırdığım için.", 1938
Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanı

"Tarih çok büyük adamlar gördü. İskender'leri, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Ancak, yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı...", 1938 L'illustration Dergisi, Paris

"Atatürk, tarihte görülmüş olan büyük adamların hiç birine benzemez. Çünkü, O'nun yaptıkları Adem oğullarının yapabilecekleri şeylerden değildir. O büsbütün başka bir insandı." 1938
El Mısri Gazetesi, Kahire

"Atatürk, geride Türkiye' yi etrafında hiç bir düşman devlet kalmaksızın bırakmıştır. Bu, zamanımızda hiç bir liderin başaramadığı bir şeydir." 1938
Völkischer Beobachter Gazetesi, Almanya

"Bu müstesna adamın benzerinin bir daha dünyaya geleceğini sanmıyoruz. O'nun gerçek büyüklüğünü zaman gösterecektir." 1938
Deutsche Allgemeine Zeitung Gazetesi, Almanya

"Türkler Mustafa Kemal'e yanlışsız ve eksiksiz bir demokrasinin temellerini atığı için minnettardır.", 1944
Kont Sforza, İtalya Dışişleri Bakanı

"Atatürk asrımızın dâhi bir devlet adamıdır.", 1950
Albert Einstein

(İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Münir Ülgür'ün anlattığına göre, 1950 yılında USA' da Albert Einstein' ı evinde ziyaret ederler. Onları kapıda karşılayan A. Einstein, Türkiye Delegasyonu'na özel bir ilgi gösterir ve ilk iş olarak yukarıdaki sözlerle Atatürk hayranlığını belirtir.)

"Atatürk, gençlik günlerinde benim kahramanımdı. O, çağın yapıcılarından biridir. O'nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyorum." , 1963
Pandit Nehru, Hindistan Başbakanı

ATATÜRK 'DAHİYANE' BÎR DEVRİMCİ İDİ!

Atatürk, 1923 ilâ 1928 yılları arasında, beş sene bir ay gibi kısa bir süreye, Batının yüz yıl süren Rönesans'ını sığdırdı ve dev bir çağdaşlaşma hareketi yarattı. Reformlarının başlıcaları şunlardır;

4. l. Milliyetçilik duygusundan doğan reformlar

Milli Egemenliğin ve tam bağımsızlığın sağlanması,
Büyük Millet Meclisi'nin kurulması,
Hilâfetin ve Saltanatın kaldırılması,
Milli Ekonomi' nin kurulması,
Türk tarihinin, Orta Asya'daki yataklarına kadar genişletilmesi,
Ulusal dil ve ulusal tarih eylemleri,
Ümmet felsefesi yerine, millet felsefesinin Türk Milliyetçiliği için esas alınması.

4.2. Çağdaşlaşma ülküsünden doğan reformlar

Lâikliğe ait bütün reformlar,
Din ile devlet işlerinin ayrılması,
Şeyhülislâmlık kuruluşunun kaldırılması,
Medreselerin ve Şer'i mahkemelerin kapatılması,
Tekke ve zaviyelerin kapatılması,
Eğitim birliğinin kurulması,
Medeni hukukun kabulü,
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi,
Kaç, göç ve çok kadınla evliliğin yasaklanması,
Fesin yasaklanması ve şapka giyilmesi,
Lâtin harflerinin kabulü,
Batı takviminin , saatinin ve pazar tatilinin yerleştirilmesi,
Batı musikisi, resim, heykel, tiyatro, bale ve tüm güzel sanatların geliştirilmesi,

Kısa sürede uygulamaya konulan bu devrimlerin hazırlanmasında olduğu kadar, geniş halk kitlelerine benimsetilmesinde ve toplum yaşamına adapte edilmesinde 'kişisel olarak Atatürk, insan üstü bir gayret ve çaba gösterdi. Türk ekonomisi ve sanayiinin gelişmesi için, bankacılık (İş Bankası), sigortacılık (Anadolu Sigorta), havacılık ( Türk Kuşu , Tayyare Cemiyeti, Türk Hava Kurumu), alt yapı hizmetleri (demiryolları, barajlar), fabrikalar (şeker, tekstil, demir ve çelik fabrikaları) hep O'nun eseridir. Lâtin harflerinin, her kesimden insana, tarladaki kadına kadar öğretilmesi, çok sesli batı musikisinin, operanın ve balenin halka gene sevdirilmesi hep O'nun kişisel çabalan ile olmuştur. Günümüzde (2001), bazı kırsal kesimlerde ve bazı Büyükşehir varoşlarında görülen küçük çaplı, gerici ve tutucu söz ve davranışlar ile, çok küçük bir azınlık dahi olsa, bazı genç kızlarımızın Üniversitelerimizde ısrarla çağ dışı başörtüsü ile dolaşma istekleri dışında, Atatürk reformları tam bir başarıya ulaşmıştır. Bu reformların kanunlarını 1924'lerin Millet Meclisi'nden çıkarabilmek bir dehanın , çıkmış kanunları topluma benimsetmek ikinci bir dehanın , hele, hele bu devrimlerin, aradan geçen 75 sene sonra bile, eksiksiz uygulanıyor olması ve bu devrimlerden hiç bir suretle taviz verilmesine izin vermeyecek olan Türk Gençliğinin her zamankinden daha azimli ve kararlı olması ise üçüncü bir dehanın eseridir.

5. ATATÜRK KALICI VE YAŞAYAN BÎR LİDERDİR!

Ne Hitler, ne Tito, ne Musolini, ne Lenin, ne Stalin ve ne Mao artık yok, yaşamıyorlar ve anılmıyorlar! Tarihin karanlık sayfalarına gömüldüler. Hitler, intihar etti, insanlık suçu işlediği için kendi ülkesinde bile lanetlendi. Tito'nun Yugoslavya'sının yerinde bugün yeller esiyor. Yugoslavya içinde etnik çatışmalar, boğaz boğaza kavgalar, büyük bir istikrarsızlık hâlâ devam ediyor. Musolini'yi İtalyan halkı, yani kendi milleti linç etti. Lenin'in heykelleri her yerde kırıldı. Lenin, artık rehber alınacak lider değil! Stalin, gizli polis teşkilâtı vasıtası ile yaptığı kirli işlerden dolayı hem Rus halkı hem de tarih nezdinde karanlık sayfalara gömüldü. Kremlin'de Presidyum Başkanları için ayrılan heykel sergisinde, ona ayrılan kaidenin üzerine büstünü bile koymadılar. Kaide boş duruyor! Mao'nun sosyalist liderliğinden artık söz bile edilmiyor. Çin artık serbest piyasa ekonomisine geçti.

Atatürk ise, dimdik her gün ayakta. Gün geçtikçe kıymeti daha iyi anlaşılıyor. Atatürk, "Ben size hiç bir dogma veya doktrin bırakmıyorum. Benim doktrinim müspet ilimdir! " demiştir. Atatürk, işte bunun için kalıcı ve yaşayan bir lider olmuştur (Falih Rıfkı Atay 'Çankaya', 1968, s.13).

"Atatürk toplam hesaplaşmasında, içinde göründüğü bütün olayların üstünden bakar olur. Dikeni, çalısı ayağınızı yalayarak indiğiniz bir dağ gibi, geri dönüp baktığınızda O'nun ancak yüceliği altında ezilirsiniz! ".

Gelin bir de, unutturulmak konusunda Atatürk kendisi için neler söylemiş, O'nu dinleyelim :
(Münir Hayri Egeli'nin hatıratından, 1937)

"Bir zaman gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana taan edenler çıkabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki, bu fikirler Hind'den, Mısır'dan döner, dolaşır gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur." 1937, Atatürk

6. ATATÜRK'ÜN KİŞİLİÐİNİN İLGİNÇ YÖNLERİ

Atatürk'ün başarısının sırlarını araştırırken, O'nun söylediklerini, yazdıklarını ve yaptıklarını tarayınca, çok belirgin bazı karakter yapıları ile karşı karşıya kalırız. Atatürk'ün kişiliğinde gördüğümüz ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız beş ayrı cinsteki 'dahi' insanın oluşmasında, bu çok belirgin karakter yapısının büyük rolü olmuştur. Başka bir deyimle, Atatürk'ün karakterindeki bu çok belirgin özellikler, O'nun başarılarının altında yatan en önemli sırlar ve unsurlardır.

O'nun sözleri, yazıları ve yaptıkları incelendiğinde, karşımıza çıkan karakter yapısının en ilginç yönleri aşağıda başlıklar halinde sıralanmıştır. Ayrıca ilerleyen sayfalarda, kişiliğinin karakteristik yönlerini ayrı, ayrı ve belirgin bir şekilde açıklayıp anlatabilmek için, seçilen her konuda O'nun yaşantısından ilginç kesitler, anekdotlar ve belgesel bilgiler sunulmuştur. Atatürk'ün karakterinin ilginç yönleri ana başlıklar halinde şöyle özetlenebilir :

01. Askerliği ulvi gördü! Esas misyonu devrimciliği ve devlet adamlığı idi!

02. Geçmişi kucaklayan, fakat çağını aşan bir kültüre sahipti. Tüm güzel sanatları sevdi, kurdu, korudu ve milletine sevdirdi!

03. Arkadaşları ve kültürlü insanlar Ona yetişmekte, O'nu anlamakta, O'nu takip etmekte ve O^na ayak uydurmakta zorluk çektiler !

04. Olağanüstü bir zamanlama üstadı idi. Bazen Hz. Eyüp sabrı vardı, bazen de aculdü! Meyveyi olgun yerdi ama çürütmezdi!

05. Eğilmezdi, çok gururluydu ve kendinden çok emindi!

06. Ateşli bir Türk milliyetçisi ve tutkun bir Türk hümanisti idi! Sıksanız her damlasından Türk ve Türklük akardı!

07.Ölüme karşı şanslıydı. Yedi kere ölümün eşiğinden döndü!

08. Şefkatli ve akik kalpli, merhametli ve yardımseverdi! Savaş meydanlarında ise kaskatı ve acımasızdı! Fakat, başarılı bir "Barış Kurdu" oldu!

09. Hazır cevaptı! Muhatabını ve özellikle muhalifini anında ikna ederdi!

10. Dinlemesini severdi, bir dinleme üstadı idi! Başarılarının sırrı olarak bu özelliğini sayardı!

11. Başarılarını kendisi üstlenmez, onları ya Mehmetçik'e veya Millete mâl ederdi. Bazen de, "Millet böyle istiyor!" diye, O'nun sözcüsü durumuna geçer ve gücünü Türk Milleti'nin manevi şahsiyetinden alırdı!

12. Çok örgüt kurdu! Örgütlerle çalışmayı, demokrasiyi ve meşruiyeti severdi!

13. Kızar, tehdit eder, uzak kalır, ihtar eder, haykırır, ikna eder, susar, ama TBMM' siz yapamazdı!

14. Devrimlerinin acımasız takipçisi idi! Onlardan asla taviz vermezdi!

15. Çok ileri görüşlüydü! Yargıları hep doğru çıkmıştır! Durum değerlendirmesinde, strateji oluşturmada, düşmanı tartmakta çok mahir bir taktik ustası idi!

16. Yorulmadan çok uzun saatler ve günlerce uykusuz, duraksız çalışabilirdi. Yoğun konsantrasyon yeteneği vardı!

17. Etrafındakileri sürprizlerle etkileme üstadı idi! Kin tutmazdı, bağışlayıcı idi! Gürültülü, tabancalı ve olağandışı bir barışma stili vardı!

18. Halk adamıydı! Halka ve Mehmetçik'e düşkündü!

19. Misafirlerine çok kıymet verirdi! Onları olağanüstü ağırlamayı severdi! Yabancı ülkelerin haysiyetlerine aşırı saygılı idi!

20. Halkın ve O'nu temsil eden saygın kişilerin nabzını ve kalp atışlarını iyi dinlerdi !

21. Doğayı ve yeşili sever ve korurdu! Bir ağaç dalı için bir binayı yürütmüştü!

22. Bazı sözleri hümanizm tarihine geçti! Çanakkale Şehitleri için söyledikleri düşmanlarını kendisine aşık etti!

23. Manevi evlat edinmeyi çok severdi! Onların yetişmesi, mutlulukları ile çok yakından ilgilendi!

24. Aşkları da oldu, evliliği de! Ama Fikriye'yi sevdi. Fikriye' de O'nun ile olamadığı için intihar etti!

25. Sofraları bir eğitim meclisi idi! Sofralarına dil uzatanlara cevabı keskin oldu! Yalnız adamdı! Ailesi olmadı. Aile hayatını çok özledi!

26. Hataları ve zaafları da vardı! Kesin prensipleri ve tereddütleri de! Ağladığı anlar da, kahkaha ile güldüğü anlar da oldu! Özel meclislerinde şarkıyı, zeybeği, neşeyi, içmeyi ve içirmeyi severdi!

27. Biyografisinin "gerçekçi" yazılmasını, Kurtuluş filminin çekilmesini çok istiyordu !

28. "Fes" e karşı büyük bir antipatisi vardı!

29. Çok tutumlu idi! Daima, kendi masraflarını kendi öderdi! Zaman zaman etrafındaki ihtiyaçlılara belli etmeden para yardımında bulunurdu! Yerli malı haftalarını çok tutardı !

30. Para alıp vermelerde, malları ile ilgili hususlarda veya yakınlarının haksız tasarrufları konusunda hiçbir dedikoduyu hazmedemezdi! Hemen gereğini yapardı!

31. Kendisine rakip birisinin çıkmasına asla tahammül edemezdi!
72
Atatürk`ün dünyada `başöğretmen' sıfatlı tek lider olduğunu,
*Bir geometri kitabı yazdığını,
*Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim
babasının bizzat Mustafa Kemal olduğunu,
*Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu.

''Atatürk'' çiçeği'nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi
profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada
bu isimle üretilip satıldığını,

*Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her
Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün
resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*''Mimber'' adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede
ilk defa sansür kelimesi geçtiğini,

*Kurtuluş Savaşı'nda rütbe alan bir çok kadın askerlerimizin olduğu, dünya
tarihine geçen tek bir üsteğmenimizin olduğunu, Üst teğmen Kara Fatma'nın
700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk
tarafından atanmış olduğunu,

*Bir röportajda Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye
sorulduğunda "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz
üye olmak için, davet gelirse düşünürüz" dediğini ve bunun üzerine BM
yasasının değiştirildiğini ve üyeliğe davet edilen ilk ülkenin Türkiye
Cumhuriyeti olduğunu,

*1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde,
danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu
anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için
neler
vermezdim" dediğini,

*1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;
"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına
Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

*1996'da Haiti Cumhurbaşkanının vasiyetinde, mezar taşına yazılmasını
istediği metinde; "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal
Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm" yazdığını,

*2000'de ABD Başkanı'nın milenyum mesajında; '' Milenyumun hiç şüphe yoktur
ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çünkü o yılın değil asrın
lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir" denildiğini,

*2005'de Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un
önerisinin "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk'ü örnek alsın yeter"
olduğunu,

*2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk
resimlerinin kaldırılmasının istendiğini
73
Şırnak'ta 13 askerimizin şehit edilmesi üzerine ülkenin dört bir yanında vatandaşlar tarafından hazırlanan amatör klipler, YouTube video paylaşım sitesinde yer almaya başladı.

Önceki hafta Şırnak'ın Küpeli Dağı bölgesinde operasyona çıkan askeri birliğe PKK'lı teröristlerce düzenlenen hain saldırıda şehit düşen Bolu Komando Tugayı'na bağlı Astsubay Çavuş Ahmet Sarıoğlu, Çavuş Bayram Güzel, Çavuş Turgay Salgar, Çavuş Mehmet Uyar, Çavuş Seyfi Altuntaş, Onbaşı Mehmet Yıldırım, Onbaşı Mehmet Uçarı, Onbaşı Kasım Aksoy, Onbaşı Ahmet Şükrü Karataş, Emrah Eryılmaz, Sıddık Küçükgöz, Fetullah Selçuk ve Mehmet Coşkun'un fotoğraflarının ve cenaze törenlerin yer aldığı birçok amatör klip, YouTube video paylaşım sitesine gönderildi.

Türk milletinin birlik ve bütünlüğünün asla bozulamayacağı dile getirilerek, "Şehitler ölmez, vatan bozulmaz" sloganlarının yer aldığı amatör kliplerde terör örgütüne kan kusuldu. Hazırlanan kliplerin bazıları YouTube'de şu başlıklarla yer aldı:
"Şırnak'ta 13 şehit (Ya sev ya terket), Her şey vatan için 13 şehit anısına, Şırnak'ta 13 gülümüz soldu, 13 şehidin anısına, 13 şehit cennetle müjdelenen 13 insan."
74
Eski Konular Arşivi / ~* Marşlar *~
15 Eki, 2007, 12:40


Fetih Marşı
[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=HiZuJUJANMU[/youtube]
75
ee bu oyunu da bilioruz deil mi

soru sorulacak

cevap sadece EVET HAYIR olucak.. farklı yanıt verenlerin mesajı silinecektir

alttakıı :
sen dunyanın en zekı ınsanınsınnnn
76
[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=MLpqsPpx6E8[/youtube]

Sensizlik ölümden bile zor
Hergün hergün ölemek gibi
Acısı cok devası yok
Sensin devası ilac gibi

Gittiğinde kalbimide aldın
Bak bende bir hiç bıraktın
Sen bensiz olursun
Ben sensiz yarım kaldım

Sensizlik ölümden bile zor
Hergün hergün ölmek gibi
Acısı çok devası yok
Sensin devası ilaç gibi

Gittiğinde kalbimi de aldın
Bak bende bir hiç bıraktın
Vebali sana bak geride
Gözden akan yaş bıraktın
Vebali sana bak geride
Kalpten akan yaş bıraktın
77
Eski Konular Arşivi / Çoklu Winamp
13 Eki, 2007, 22:25
Evet Winamp'ı Msn Gibi Çoklu Açmak İstiyosanız

Winamp'ı Çalıştırın Ve [ Ctrl + Alt + N ] Tuşlarına Basın Hemen Yanına Bi Tane Daha Açılıcaktır  :D



79
Aşkıma Gelsin!

[youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=6p_W9-ZkVX8[/youtube]

DUYDUM Kİ UNUTMUŞSUN GÖZLERİMİN RENGİNİ

Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
Bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
Dizlerinin yerine dayasaydım taşlara
 
Hani bendim yedi renk hani tende can idim
Hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
Demek ki senin için aşk değil yalan imiş
Acırım heder olan o en güzel yıllara
80
Hadi bakalım yarın kimin doğum günü, bilene 10000 CKP .
81

Let Me See You BounceTarkan, uzun süredir üzerinde çalıştığı single albümünü tamamladı. "Bounce" adlı single, müzikmarketlerde yerini alıyor. Türkçe karşılığı



"Canlanmak, dans etmek" anlamına gelen albümde, "Bounce" ve remixlerinin yanı sıra "I Wanna Hear Love Speak" isimli şarkıda yer alıyor.

"Bounce" şarkısının orijinal versiyonunda Arap ezgileri ve darbukanın ağırlığı dikkat çekiyor.
Söz ve müziği, Tarkan, Devrim Karaoğlu, Pete 'Boxta' Martin,
Elijah Wells ve Lionel Birmingham'a ait "Bounce"un, 5 farklı remix versiyonu single'da yer alıyor.

Sözler:
"if you"
let me see you bounce (x2)

if you really know what's good for you
ease the load, let it blow
come on baby tell me what're you waiting for
bring it on, here we go
break free
of all your senses
when you close your eyes
just breathe
to the rythmn of my body and mind

let me see you bounce
we're goin' higher, feel the fire
let me see you bounce
it's on tonight, we're on the rise (oh)
let me see you bounce
you don' have to hide it, if you like it

let me see you bounce (x3)

you gotta (gotta gotta gotta) let it go if you wanna
really wanna lose it
come on (come on come on come on) put your hands up
do it all the way, move it (move it)

if you really don't wanna hold it back
let us relax, spin the track
feel the beat take over
and let's pretend it'll never end

break free
of all your senses
when you close your eyes
just breathe
to the rythmn of my body and mind

let me see you bounce
we goin' higher, feel the fire
let me see you bounce
it's on tonight, we're on the rise (oh)
let me see you bounce
you don' have to hide it, if you like it

let me see you bounce (x3)

you gotta (gotta gotta gotta) let it go if you wanna
really wanna lose it
come on (come on come on come on) put your hands up
do it all the way, move it (move it)

break free
of all your senses
when you close your eyes
just breathe
to the rythmn of my body and mind

let me see you bounce
we goin' higher, feel the fire
let me see you bounce
it's on tonight, we're on the rise (oh)
let me see you bounce
you don' have to hide it, if you like it

let me see you bounce (x3)

you gotta (gotta gotta gotta) let it go if you wanna
really wanna lose it
come on (come on come on come on) put your hands up
do it all the way, move it (move it)

let me see you bounce (x3)

Albümde Yer Alan Şarkılar :
Bounce – Original
Bounce - Pacifique
Bounce - Ozinga
I Wanna Hear Love Speak – Dk Evrim
Bunce – Kerim & Devrim
I Wanna Hear Love Speak – Original
Bounce N.Y. – L.A.N
82
Eski Konular Arşivi / aşk sembolleri
03 Eki, 2007, 12:31

83


Extract Zemini temizlemenin yollarından birisi... PhotoShop 7 de Filter menüsünden ulaşabilirsiniz.
Resmin özelliğine ve büyütme oranına göre bir fırça büyüklüğü belirleyin. Olabildiğince büyütür ve küçük bir fırça seçerseniz daha titiz bir çalışma yapabilirsiniz. Background layer'ınde iseniz bunu değiştirdiği (layer 1 olarak) ve zemini tümüyle yok ettiği için, gerekme ihtimaline karşılık, layer'ınızın bir kopyasını alıp onun üsütünde çalışsanız iyi olur.
 
Resmin tümünün çevresini kalem ile çizin. yanlışlıkla seçmeniz gereken yere taşarsanız, silgi ile silebilirsiniz.

İşiniz bitince, kova simgesine tıklayıp seçeceğiniz alana tıklayın. İçi dolacaktır. Bu aşamada Ok butonunun aktif olduğunu da göreceksiniz. Ok deyin ve çıkın.


Bitti İster zeminsiz kullanın, ister başka bir zemine yerleştirin...



 


Hazırlayan:webdersleri.com
84

85
Resimlerden arka planı ayırmak zahmetli bir iştir. Fakat bizi en çok yoran kısım ise saçlar. Vücudun bütün kısımlarını küçük hamlelerle silebiliyoruz yalnız saçlarımızın bulunduğu bölgedeki renk tonlamaları çok sık olduğu için, manuel silimler amatörleştiriyor çalışmamızı.

Bu dersi anlatmak için daha net resimler seçerler. Fakat ben arka planında farklı tonlamaların olduğu bir resmi seçiyorum ki, karşılaşacağınız bu sorun ertesinde "ya ben yaptım neden olmadı" demeyin diye : ))

Çünkü p.shop derslerinin hiç birinde, aynısını dahi yapsanız, sonuç görüntünüz asla birbirini tutmaz.

Önce Lasso Tool ile, aşağıdaki resimde gösterilen şekilde kabaca saçımızın etrafını seçiyoruz.




Ardından • Select > Color Range'ı tıklayın.  Yine aşağıdaki resimde, karşınıza nasıl bir şey çıkacağı konusunda ipucu var.
Şimdi burada biraz iş size düşüyor. Fare ile saç bölgesinin dışında nereye tıklarsanız, Color Range önizlemesindeki renklerin yer değiştirdiğini göreceksiniz. Bu demek oluyor ki, saçın etrafını seçtiğiniz tonlamanın en yakınını, fare ile saçın etrafında gezinerek bulacaksınız. Uygun seçimi ayarladıktan sonra ( değerlerin, resimdeki değerler olmasına dikkat edin ) onaylayın. Daha sonra Ctrl + Alt + D tuşuna basarak 1 değerini verin. Sonra Delete tuşu ile silme işlemini gerçekleştirin..

Not : Eğer, saçın background'unda farklı renkler var ise, bu işlemi tekrarlayın.



Mesela yukarıdaki resme dikkat ederseniz, ilk denememde sadece sol tarafı silebildim. Bunu tekrarlayarak sağ tarafı da siliyorum...

Son olarak, Erase Tool ( silgi ) yardımıyla son düzeltmeleri yapın. Burası el becerinize kalmış. Daha net bir resim seçseydim, çok net bir silim işlemi olacaktı ama buda sizi anlatım adı altında kandırmaktan başka bir işe yaramayacaktı : ))





bu kadar.


Kaynak : Tebesir.org
86
1. Günes gözlüklü bir fotografı acın.



2. Paint Brush tool u seçin
3. ALT tusuna basılı tutun brush tool eyedropper tool a dönüşecek. Gözlükteki en koyu alanı seçin. Bu boyama icin kullancagınız renk olacak.
4. ALT tusunu bırakıp gözlük üzerindeki yansımaları boyamaya baslayın.



5. 2 camda tamamen boyanana kadar boyayın.Tamamen siyah olacak.



6. Yansımasını istediginiz fotografı acın.



7. Ctrl+A ya basıp tüm resmi seçin.
8. Ctrl+C ye basarak resmi kopyalayın.
9. Günes gözlüklü fotografa gelip Ctrl+V ile yansıma resmini yapıstırın. Yeni bir layer olarak kaydolacak.to paste the reflection photograph onto a new layer over the sunglasses layer.
10. Yansıma layerının yanındaki göz işaretine basıp bu layer ı gizleyin.
11. günes gözlüklü layer e tıklayarak o layerı seçin.
12. Brush tool u seçin. Foreground color (yani bildigimiz renk kısmı) siyah olmasına dikkat edin.
13. Simdi "Edit in Quick Mask Mode"  tusuna basın. Toolbar ın alt kısmında ya da doğrudan "Q" ya basın.
14. Günes gözlügünün camlarını boyamaya baslayın. Kırmızıya boyanıyor gibi duracak. Bu islemin sonunda boyanan alan seçili olacagından dikkatli boyayın en ince ayrıntısına kadar boyayın camları.



15. Boyama bittikten sonra 2 camda tamamen kırmızı olacak. Eger kücük brush kullanırsanız ayrıntıları boyamak daha kolay olur.



16. "Edit in Standard Mode" a basın. Toolbarın alt kısmında  "Edit in Quick Mask Mode" un yanında ya da yeniden "Q" ya basın.
17. Simdi 2 camda seçili durumda olacak:)



18. Simdi yansıma resminin yanındaki göz ifadesine yeniden tıklayıp yansıma layerının görünür hale gecmesini saglıyoruz.
19. Yansıma layerına tıklayıp layerı aktif hale getiriyoruz.
20. Select > Inverse yapın menu kısmında bulunuyor.Simdi sadece camlar seçili durumda oluyor.



22. Filter > Distort > Spherize yapın (menu kısmında yine). Gösterim ekranında nasıl bir sekile ulastıgı zaten yer alıyor cama uygun bombe ve egim saglıyoruz burada. Bunun uygun oldugunu düsündügünüzde OK ye basın.



23. Yeniden Select > Inverse. Simdi camlar dısında bütün alan seçilmiş olacak.
24. Delete e basın.



25. Layerlerin bulundugu kısımda yansıma layerının opacity i düşürüyoruz. Basta %100 onu düsürüyoruz.
26. Bittiiii:) iste yansımamız gözlümüze yerleşti:)




Artık geri kalan sizin hayal gücünüze bagli siz nelere bakmıssınız onları da görelim calısmalarınızı koyarsanız güzel olur...
87
Oyun Odası bölümünde olmasını istediğiniz oyun varsa, nasıl oynandığını kurallarıyla beraber bu başlık altınde bizlere iletirseniz değerlendirmeye alınacaktır.

ARKADAŞLAR GÜN GEÇTİKÇE OYUNLARIMIZ ÇOÐALIYOR REVİZYONA GİDİCEZ HERKEZ KALMASI GEREKEN OYUNLARI BELİRTSİN,OLMAMASI GEREKENLERİDE.YENİ OYUN İSTEKLERİNİDE BURAYA YAZIP UYGUN GÖRÜLÜRSE YÖNETİCİ ARKADAŞLARIMIZ KONUYU AÇARLAR..

TEŞEKKÜRLER ARKADAŞLAR......
88
Bir üsttekinin istediği resmi en kısa sürede bulmaya çalışacaz oki mi...   

BakaLım bana bir güL resmini en çabuk kim buLucak...??
89
Eski Konular Arşivi / Seni Seviyorum...
03 Eki, 2007, 12:09
seni seviyorum oyunu ...
örnek:)
bir üstteki seni seviyorum yazıyor alttaki cevap veriyor...
Seni Seviyorum : Gücün bana mı yetiyor? Akranlarını sevsene!
Seni Seviyorum : Bu neye cevap olacak, neyi çözecek peki?
Seni Seviyorum : Allah razı olsun...
Seni Seviyorum : Sen aşmışsın, ben artık ne desem boş...
Seni Seviyorum : Olur paket mi olsun, burada mı seveceksin?
90
Görmek istersiniz diye düşündüm.

Nufüs Cüzdanı



Karnesi

91
Merhaba Arkadaşlar
Bu başlık altında ATA'mızın sözlerini paylaşalım


GERÇEK KENDİNİ GÖSRERİNCE, SAHTELİK ORTADA KALIR.


K.ATATÜRK
92
1- istenilen resim açılır

2- ctrl+j yapılır
ve damalık yardımıyla alt tuşuna basılarak saçtan iki yere tıklanıp renklerin ayarlanması saglanır

3- fırca yani brush tool seçilir(dune grass)



4- window>brushes yada f5 basılır



5- açılan pencereden aşagıdaki ayarlar girilir







6- resim buyutulup fırça yardımıyla istenilen çizilir

işte neticeler ;






93
Dogar dogmaz nasil bir isme sahip
olunuyorsa ,yine dogum tarihiyle birlikte
herkes bir kisilik özelligine sahip
oluyor.
Gary Goldschneider ve
Joost
Elffers'in hazirladigi"The Secret
Language
of Birthdays" (Dogum Günlerinin
Gizemli Dili adli kitaba göre, Iste
dogum
günlerine göre kisilik özellikleriniz :

KOÇ (21 Mart-20 Nisan)
21 Mart Berrak
22 Mart Dogrucu
23 Mart Merakli
24 Mart Sade
25 Mart Dinamik
26 Mart Güvenilir
27 Mart Baslatici
28 Mart Masum
29 Mart Gözlemci
30 Mart Uzlasmaz
31 Mart Inatçi
01 Nisan Agirbasli
02 Nisan Idealist
03 Nisan Dayanikli
04 Nisan Kararli
05 Nisan Is bitirici
06 Nisan Deneyci
07 Nisan Coskulu
08 Nisan Vicdanli
09 Nisan Ölçüsüz
10 Nisan Gözüpek
11 Nisan Politik
12 Nisan Sosyal
13 Nisan Kutsal
14 Nisan Gelenekçi
15 Nisan Insancil
16 Nisan Komik
17 Nisan Ciddi
18 Nisan Savunmaci
19 Nisan Iradeli
20 Nisan Mücadeleci
BOGA (21 Nisan - 20 Mayis)
21 Nisan Sorumlu
22 Nisan Saglam
23 Nisan Ürkek
24 Nisan Korumaci
25 Nisan Maddeci
26 Nisan Terbiyeli
27 Nisan Yeterli
28 Nisan Sadik
29 Nisan Hüzünlü
30 Nisan Vazifesinas
01 Mayis Alayci
02 Mayis Inceleyici
03 Mayis Iletisimci
04 Mayis Dadi
05 Mayis Külyutmaz
06 Mayis Fantastik
07 Mayis Düskün
08 Mayis Dobra
09 Mayis Mert
10 Mayis Yalniz
11 Mayis Gezgin
12 Mayis Bagimsiz
13 Mayis Çekici
14 Mayis Taskin
15 Mayis Hayalci
16 Mayis Becerikli
17 Mayis Çetin
18 Mayis Hareketli
19 Mayis Iknaci
20 Mayis Disavurumcu
IKIZLER (21 Mayis-21 Haziran)
21 Mayis Yaratici
22 Mayis Destansi
23 Mayis Aktarici
24 Mayis Görkemli
25 Mayis Cüretkar
26 Mayis Anaç
27 Mayis Fedakar
28 Mayis Fevri
29 Mayis Acar
30 Mayis Çevik
31 Mayis Kirici
01 Haziran Gözde
02 Haziran Çözücü
03 Haziran Edali
04 Haziran Elestirici
05 Haziran Öncü
06 Haziran Hayalperest
07 Haziran Eglendiren
08 Haziran Etkili
09 Haziran Israrci
10 Haziran Yanar döner
11 Haziran Göçebe
12 Haziran Iyimser
13 Haziran Maceraperest
14 Haziran Firtinali
15 Haziran Ayartici
16 Haziran Paragöz
17 Haziran Sanatçi
18 Haziran Cimri
19 Haziran Kiskirtici
20 Haziran Cazibeli
21 Haziran Keyifli
YENGEÇ (22 Haziran-22 Temmuz)
22 Haziran Alkisçi
23 Haziran Büyüleyici
24 Haziran Sihirbaz
25 Haziran Yenilikçi
26 Haziran Dirençli
27 Haziran Savunmaci
28 Haziran Duygusal
29 Haziran Havai
30 Haziran Güdümlü
01 Temmuz Kopmus
02 Temmuz Baygin
03 Temmuz Vefali
05 Temmuz Sovmen
06 Temmuz Arzulu
07 Temmuz Teshirci
08 Temmuz Pragmatik
09 Temmuz Saskin
10 Temmuz Dengesiz
11 Temmuz Dikkafali
12 Temmuz Inandirici
13 Temmuz Firsatçi
14 Temmuz Abartici
15 Temmuz Bastan çikaran
16 Temmuz Gergin
17 Temmuz Profesyonel
18 Temmuz Içten
19 Temmuz Mekanik
20 Temmuz Istikrarsiz
21 Temmuz Trajikomik
22 Temmuz Dalgali
ASLAN (23 Temmuz -23 Agustos)
23 Temmuz Is bitirici
24 Temmuz Degisken
25 Temmuz Kahraman
26 Temmuz Müjdeci
27 Temmuz Kararli
28 Temmuz Sampiyon
29 Temmuz Gelenekçi
30 Temmuz Somut
31 Temmuz Insancil
01 Agustos Özgün
02 Agustos Çok yönlü
03 Agustos Sorgulayici
04 Agustos Rehber
05 Agustos Sogukkanli
06 Agustos Essiz
07 Agustos Temiz yüzlü
08 Agustos Numaraci
09 Agustos Hisli
10 Agustos Kadife sesli
11 Agustos Onaylayici
12 Agustos Muhafazakâr
13 Agustos Tuhaf
14 Agustos Kopyaci
15 Agustos Emredici
16 Agustos Hararetli
17 Agustos Öfkeli
18 Agustos Dayanikli
19 Agustos Sasirtici
20 Agustos Gizemli
21 Agustos Disadönük
22 Agustos Deneyimli
23 Agustos Kusursuz
BASAK (24 Agustos-23 Eylül)
24 Agustos Cinfikirli
25 Agustos Kontrolsüz
26 Agustos Yardimsever
27 Agustos Sosyal
28 Agustos Dilbaz
29 Agustos Yapici
30 Agustos Sert
31 Agustos Gösterisçi
01 Eylül Mantikli
02 Eylül Iskolik
03 Eylül Basina buyruk
04 Eylül Insa eden
05 Eylül Hükümdar
06 Eylül Kaderci
07 Eylül Basarili
08 Eylül Titiz
09 Eylül Talepkar
10 Eylül Azimli
11 Eylül Dramatik
12 Eylül Savasçi
13 Eylül Ihtirasli
14 Eylül Kavrayisli
15 Eylül Yönetici
16 Eylül Coskun
17 Eylül Azimli
18 Eylül Ketum
19 Eylül Iyi görünümlü
20 Eylül Amir
21 Eylül Zevkli
22 Eylül Yorulmak bilmez
23 Eylül Güncel
TERAZI (24 Eylül-23 Ekim)
24 Eylül Avare
25 Eylül Taslamaci
26 Eylül Sabirli
27 Eylül Hirsli
28 Eylül Kalp kiran
29 Eylül Tepkisel
30 Eylül Gafçi
01 Ekim Iz sürücü
02 Ekim Sivri
03 Ekim Modaci
04 Ekim Düzelmez
05 Ekim Ilkeli
06 Ekim Bohem
07 Ekim Muhalefet
08 Ekim Romantik
09 Ekim Cüretkar
10 Ekim Ekonomik
11 Ekim Rahat
12 Ekim Edali
13 Ekim Zor
14 Ekim Ilimli
15 Ekim Oyuncu
16 Ekim Yargiç
17 Ekim Dengeli
18 Ekim Lider
19 Ekim Piriltili
20 Ekim Modern
21 Ekim Benzersiz
22 Ekim Cazibeli
23 Ekim Çeliskili
AKREP (24 Ekim-22 Kasim)
24 Ekim Detayci
25 Ekim Saf
26 Ekim Organizatör
27 Ekim Mesafeli
28 Ekim Arastirmaci
29 Ekim Yenilikçi
30 Ekim Ileriyi gören
31 Ekim Pür dikkat
01 Kasim Saldirgan
02 Kasim Dönüstüren
03 Kasim Dünyevi
04 Kasim Kiskirtan
05 Kasim Gerçekçi
06 Kasim Enerjik
07 Kasim Kasif
08 Kasim Çilgin
09 Kasim Cezbedici
10 Kasim Degisken
11 Kasim Gizli
12 Kasim Karizmatik
13 Kasim Yorumcu
14 Kasim Sorusturmaci
15 Kasim Rastlantisal
16 Kasim Patron
17 Kasim Köprü
18 Kasim Huysuz
19 Kasim Yorumcu
20 Kasim Kafasi karisik
21 Kasim Sik
22 Kasim Liberal
YAY (23 Kasim-21 Aralik)
23 Kasim Saygisiz
24 Kasim Neseli
25 Kasim Çabalayan
26 Kasim Özel
27 Kasim Heyecanli
28 Kasim Çapkin
29 Kasim Öneren
30 Kasim Saldiran
01 Aralik Sen
02 Aralik Vurdumduymaz
03 Aralik Hünerli
04 Aralik Metanetli
05 Aralik Emin
06 Aralik Seçici
07 Aralik Benmerkezci
08 Aralik Terk edilmis
09 Aralik Süslü
10 Aralik Arzulu
11 Aralik Yogun
12 Aralik Narsist
13 Aralik Marifetli
14 Aralik Gösterisli
15 Aralik Olgun
16 Aralik Uçuk
17 Aralik Kimyager
18 Aralik Iri
19 Aralik Bakici
20 Aralik Dogurgan
21 Aralik Muamma
OGLAK (22 Aralik-20 Ocak)
22 Aralik Enerjik
23 Aralik Sarsici
24 Aralik Karmasik
25 Aralik Dogal
26 Aralik Yilmaz
27 Aralik Yardimci
28 Aralik Çokbilmis
29 Aralik Üstün
30 Aralik Az ve öz
31 Aralik Estetik
01 Ocak Düzenleyici
02 Ocak Bencil
03 Ocak Yogun
04 Ocak Formülcü
05 Ocak Kendini onaran
06 Ocak Içerikli
07 Ocak Siradisi
08 Ocak Fenomen
09 Ocak Hevesli
10 Ocak Görünmez
11 Ocak Degerli
12 Ocak Vahsi
13 Ocak Seyyar
14 Ocak Kaynasan
15 Ocak Çaresiz
16 Ocak Ergin
17 Ocak Agirsiklet
18 Ocak Çocuksu
19 Ocak Hayalperest
20 Ocak Basibos
KOVA (21 Ocak-19 Subat)
21 Ocak Lider
22 Ocak Bocalayan
23 Ocak Kisilikli
24 Ocak Ulasilmaz
25 Ocak Kaderci
26 Ocak Faal
27 Ocak Gelismis
28 Ocak Dayanilmaz
29 Ocak Kavgaci
30 Ocak Mükellef
31 Ocak Sair
01 Subat Gönüllü
02 Subat Kaliteli
03 Subat Hakiki
04 Subat Bükülmez
05 Subat Hatip
06 Subat Popüler
07 Subat Ütopik
08 Subat Müneccim
09 Subat Canli
10 Subat Yürekten
11 Subat Rahat
12 Subat Birlestirici
13 Subat Çevik
4 Subat Hazir cevap
15 Subat Mucit
16 Subat Animatör
17 Subat Sebatkâr
18 Subat Dahi
19 Subat Kâsif
BALIK (20 Subat-20 Mart)
20 Subat Izlenimci
21 Subat Candan
22 Subat Evrensel
23 Subat Tutarli
24 Subat Verici
25 Subat Bahaneci
26 Subat Uyandiran
27 Subat Hakiki
28 Subat Hoslanilan
29 Subat Delikanli
01 Mart Sanatçi
02 Mart Tutsak
03 Mart Tasarimci
04 Mart Soyut
05 Mart Cennet cehennem
06 Mart Güzel
07 Mart Somut
08 Mart Aykiri
09 Mart Astronot
10 Mart Psikolog
11 Mart Sezgili
12 Mart Atak
13 Mart Kaçinilmaz
14 Mart Görece
15 Mart Çok bilmis
16 Mart Esin
17 Mart Havai
18 Mart Kararsiz
19 Mart Israrci
20 Mart Oyunbaz
94
Eski Konular Arşivi / Yedinin Sırrı
03 Eki, 2007, 11:35
Hafta 7 gun,
Gokkusagi 7 renk,
Dunyanin 7 Harikasi kabul gormus,
Soyumuz 7 gobek,
Dunyada varsayilir 7 kapi,
Dunyanin etrafinda 7 gezegen,
Buyuk Ayi 7 yildiz'li,
Insan 7 cakrali,
Nota sayisi 7,
Islam dininine gore Kainat 7 safhada yaratildi,
Kabe'nin etrafi 7 kere tavaf edilir (dolasilir),
Manevi bilgeligin rakami yine 7,
Katoliklerde 7 sakrament esas,
Yahudilerde Kutsal Samdan 7 Mumlu ,
Eski Yunan Uygarliginda 7 Akilli Adam varsayilmis,
Mitolojide ise 7 esas Tanri varsaymislar,
Misir'da Gunes Tanrisi RA 7 ruhlu,
Tibet'te 7 Buda,
Cin'de kutsal 7 element varmis,
Feng Shui'de iletisim sayisi 7,
Tamamlanmis olmak esittir 7,
Afrikalilarin Kwanza Bayrami 7 sembollu,
Zulu susleri 7 renkli,
Eskimolarda Kar 7 isimli,
Hurmuz bile 7 kocali,
Dinlenmek haftanin 7. gununde,
Ciceklerden 7 veren gul ,
7 Tepe ustunde Rio,
7 Tepe ustunde Roma,
7 Tepe ustunde Istanbul,
James Bond bile 007,
Yuzde 7 nokta (acik) var. (agiz, kulak 2, burun 2, goz 2),
Dunyada var olmus 7 kita,
Denizlerin figurativ sayisi 7,
Kizilderililere gore mevsimler 7 tane,
Avustralya yerlileri Aborjin ve Kulin'lere gore de mevsim 7 tane,
Tum Japonlarda rakamlarin en ugurlusu 7,
Tarot falinda 7 zafer,
Pamuk Prenses ve 7 cuceler,
Ilkokulun baslangici 7 yas,
UNESCO'nun bu sene 7 nci "kisiye ozel" yili : 2007 Mevlana Yili (MEVLANA Dogum yil donumu 1207 – 2007),
Gokyuzu 7 kat ?
95
Ben Çok güldüm.Eminim sizin de hoşunuza gidecektir.

96
KADER SAYISI NEDIR ?

Bu sayi var olusunuzun gerisindeki amac ve ozellikleri belirliyor.
Icinizde sakli olan ozellikler, dusunce biciminiz, kisiliginiz ve
yasamdaki amaciniz gizli bu sayida... Dogumdan olume kadar bu sayinin
isiginda
yolunuzu cizeceksiniz.



KADER SAYINIZI NASIL BULACAKSINIZ?

Yasam carkinizin kader sayisini bulmak icin, dogdugunuz ayin
degeriyle,dogum gunu ve yilinin sayilarini yan yana toplamaniz
gerekiyor.

Aylarin sayi degerleri:

Ocak.............1

Subat............2

Mart..............3

Nisan.............4

Mayis.............5

Haziran...........6

Temmuz........7

Agustos.........8

Eylul..............9

Ekim..............1

Kasim.......2

Aralik.............3

Sira kader sayinizi bulmaya geldi. Tablodan dogdugunuzun ayin

degerini

bulup gun ve yil ile birlikte toplayin.



Ornegin 3 Nisan 1964 'te dogmussaniz 3+4+1964=1971

1+9+7+1=18 1+8=9 Kader sayiniz 9



----------------------------------------------------------------------
KADER SAYISI 1
"ÖNCÜ"

Öncü, lider, yol gosterici ve

Planlayicisiniz.Gercekten guclu bir kisiliginiz var. Yeriniz kaptan
kosku.
Baskalarina boyun egmek sizin icin yabanci bir kavram. Son derece
yaratici
ve yeteneklisiniz. Dusuncelerinizi bir an evvel yasama gecirmek,
gerceklestirmek icin gerekli olan mucadeleci ruhu sizde mevcut.Yukselme
hirsi ise yasaminizin temelini olusturuyor. Arzu ettiginiz basariya
ulasmak
Icin yilmadan calisiyorsunuz.Yoneticilik yeteneginiz oldugu icin
Olaylara
hemen hakim olabiliyorsunuz.Yasamin her alaninda bu yeteneginiz
gecerli.
Kararlilik, guc ve irade hirsinizin Araclari. Ve siz bu araclari Buyuk
bir
beceri ile
kullaniyorsunuz.Zaman zamanbu Niteliklerin olumsuz yonlerini
sergilediginiz
oluyor. Boyle durumlarda son
derece saldirgan olabiliyorsunuz. Oysa istediginizi elde etmenin yolu
iliskilerinizde inceligi elden
birakmadan halletmek.Bazen elestiren ve emreden oluyorsunuz ama size
elestiri yapildiginda
kahroluyorsunuz.Aslinda son derece hassas bir kalbiniz var.Bu durumda
kalbinizin sesini dinleyin.Kisa zamanda hem liderliginizi hemde
dostlarinizi
yeniden kazanirsiniz.


KADER SAYISI 2
"YARDIMCI"

Sizi baskalarindan ayiran iki yonunuz var. Taktik ve insan
iliskilerinde
gosterdiginiz ustalik ve beceri ile ustesinden gelemeyeceginiz hic bir
sey
yok.Yasaminizdaki anahtar kelime isbirligi.Uyumsuzluk ve tartismali
konular
sisteminizi hemen etkiliyor.Bu
yuzden basiniza
boyle bir sey geldiginde butun gucunuzle durumu duzeltmeye
calisiyorsunuz.
Zarif bir insansiniz bunun
yanı sira baskalarini da cok dusunuyorsunuz kirmamaya calisiyorsunuz.
Bu
yuzden cevrenizden
dostlariniz hic eksik olmuyor. Kader Carkinin diger sayilarindan daha
mucadeleci bir ruha
sahipsiniz (9'dan sonra ). Ancak yasamin guzel zevklerinden hic mahrum
kalmiyorsunuz. 2 rakami
toparlayiciligin sayisidir. Ruhunuzun birlestirici yonunu
alevlendiriyor.
Mutluluguzun temel kosulu ise
uyum yaptiginiz hersey de sanki bir sihir var.Cunku bir kavrami ele
alip
onun icini
doldurmakta ustunuze yok. Baskalarinin yardima ihtiyaci oldugunda
ortaya
cikiyorsunuz ama gerektiginde hic kimsenin yardimi olmadan isinizi
kendi
basiniza halledebiliyorsunuz

KADER SAYISI 3
"SECICI"

Orgutlenme yetenegi ve yoneticilik sizde toplaniyor.Becerikli bir
insansiniz
bu ozelliginiz sayesinde basari ve mutluluk dolu bir yasam sizi
bekliyor
Insanin dogasini ve zaaflarini iyi bildiginiz icin insanligi duzeltmek
amacina yonelik meslekler seciyorsunuz.
Aslinda cok bagislayici ve halden anlayici bir insansiniz. Otorite en
onemli
silahiniz. Yonetici olarak girdiginiz her yerde bu silahi
kullaniyorsunuz. Ne kadar buyuk bir toplulukla calisirsaniz basariniz
ve
kazancinizda o derece buyuk
olacaktir.Endustri, sirket ve orgutlerde yonetici yeteneklerinizi en
iyi
sekilde kullanabilirsiniz.Cokcesur bir
insansiniz. Amaclariniz ve yapmaniz gerekenleri cok iyi biliyorsunuz.
Amaciniz herkesin hareket
ozgurlugunden faydalanmasini saglamak. Ama bu da size gore belli bir
disiplin icinde olmali.
Kendi ozgurlugunuz icin baskalarini incitmekten hoslanmiyorsunuz. Dogal
olarak baskalarinin da bunu
size yapmasina izin vermiyorsunuz.

KADER SAYISI 4
"DUVARCI"

Yasam carkinizin sayisi kareyi simgeliyor. Bu adalet ve esitlik
demektir.
Siz ise bu karenin tam ortasinda dort tarafiniz cevrili oldugu icin
kipirdayamiyorsunuz. Biraz da hareket ve renk lazim degil mi
hayatinizda? Sadece yukariya dogru gelisebiliyorsunuz. Kare yasamin tum
pratik yonlerini temsil ediyor. Ama olaylara degisik acilardan bakmayi
basaramiyorsunuz. Yasam carkina gelecekte olacak iyi seylerin temeli
diye de
bakabilirsiniz. Sabirli ve sebatli birisiniz calismaya her an
hazirsiniz.Aynen bir duvar ustasi gibi araclariniz mantik ve yontemdir.
Sizin icin belirli kaliplar var, onlarin disina cikmayi ise hic
akliniza
getirmiyorsunuz. Sadik ve guvenilir bir kisisiniz. Ancak muhafazakarlik
sizi
kisitliyor. Ayrintilar
ise sizin bazi cabalarinizin sonuclanmasini engelliyor. Kendi
fikirlerinizi
baskalarina zorla kabul ettirmeye calismazsaniz ilerlemeniz daha kolay
olacaktir. Bir sanatcinin yada mimarin size kavram olarak sundugu
bicimi tum
ayrintilari ile gozunuzde canlandirabilirsiniz. Bundan sonra da kendi
pratik yaklasiminizla projeyi kagida dokebilirsiniz. Kimse sizin icin
gorev
ve
sorumluluklardan kaciyor diyemez cunku nerede guvene ihtiyac varsa
orada
sizi buluyorlar.

KADER SAYISI 5
"YAZICI"

Dogustan Merkur ozellikleriniz var. Enerji canlisiniz.Ince bir
zekanizin
yani sira iyimser bir kisiliginiz var. Yasam sizin icin cesaret
gerektiren
bir macera. Eglenmesini dahasi yasamasini cok iyi biliyorsunuz.
Yasamin degiskenligi sizin degisik ve cesitlilige olan duskunlugunuzle
tam
bir uyum icinde oldugundan yasama rahatlikla ayak uydurabilirsiniz.
Dunyanin merkezi olmaktan hoslaniyorsunuz. Ama olmadiginizi bir turlu
kabul
etmek istemiyorsunuz.Ozgurlugunuze cok duskunsunuz. Ve hic bir seyin
sizi
ozgurlugunuzden alikoymasina izin vermiyorsunuz. Sozcukleri kullanmada
cok
basarilisiniz. Bundan dolayi konusmaya dayali
mesleklerde cok basarili olursunuz. Eglence ve yazin dunyasinda bir
yildiz
gibi parlayabilirsiniz. Ancak
ustun konusma yeteneginiz bazen sorunlarada yol acabilir. Bilmediginiz
konulara dalarak mahcup
olabilirsiniz.Degisken bir karakteriniz var. Bu kotu bir ozellik degil.
Kimileri icin bir zevk de
denilebilir. Size gore akilli insan zamana ayak uydurmak zorundadir.
Ihtiyaclarinizin neler oldugunu
biliyor ve bu ugurda yapmaniz gerekenlerden kacmiyorsunuz. Sizin icin
mutluluga giden yol buradan
geciyor. Her ne pahasina olursa olsun almak. Mutluluk kendinizi ifade
etmek
ve basariya ulasmaktir.

KADER SAYISI 6
"OGRETMEN"

Sizin dunyanizin yoneticisi asktir.Aslinda kime asik oldugunuzun cok da
onemi yoktur. Ve evrendeki goreviniz bu Felsefiyi ogretmektir. Amaciniz
ise
baskalarina yardim etmektir. Aska ve ilgiye olan asiri ihtiyacinizin
arkasinda kendinize olan guvensizliginiz yatar. Ailede
gerceklestirdiginiz
huzuru, cevrenize
sonrada tum dunyaya yaymak amaclarin en onemlisi. Kabaliga, bayaliga
asla
tahammul edemiyorsunuz.Ikili iliskiler tercihiniz. Kalabalikta
kendinizi
savunmasiz hissediyorsunuz. Muzikten, guzel sanatlardan anliyorsunuz.
Yasamin guzelliklerine olan sevginizi bu alanlarda uzmanlasarak dile
getiriyorsunuz. Kendinizden cok baskalarini dusunme ozelliginiz,sizi
genclerin danismani, yaslilarin sirdasi ve dunyanin ogretmeni
yapiyor.Cok
ender elestiriyorsunuz. Aslinda sizi rahatsiz eden cok az sey var.
Yaninizda
sevgiliniz olsun yeter. Gorevlerinizin size yukledigi sorumluluk
aslinda
gorundugunden de agir. Ancak bu agir gorevlerin onemini gayet iyi
biliyorsunuz.. Yasamdaki gorevlerinizi yerine getirerek buyuk
mutluluga ulasabilirsiniz.

KADER SAYISI 7
"MiSTiK"

Gozlemci bir yapiya sahipsiniz herseyin ardindaki nedeni aramaniz en
buyuk
ozelliginiz. Yuzeysel hic bir sey sizi tatmin etmiyor. Tersine
merakinizi
korukluyor. Mistik konulari, yeni vem eski ilim alanlari lginizi fazla
cekiyor. Tipki bir doktor gibisiniz. Sorunlu insanlar aradiklari huzuru
sizde buluyor. Sizin elinizde adeta sihirli bir guc var. Mesafeli
tavriniz
sizi diger insanlardan ayiriyor.Ancak yasamin derinliklerine inenler
sizi
anlayabilir,suskun donemlerinize bir anlam verebilir. Nitekim zaman
zaman
boyle manasizca
icinize kapandiginiz oluyor. Insanlar ilk tanisdiklarinda sizden
cekiniyor.
Dogustan itibarlisiniz adeta. Yeriniz ne olursa olsun daima ilgi
uyandiriyorsunuz.
Felsefi ve kulturel konulara ilginiz buyuk. Ancak tam olarak cozebilmis
degilsiniz. Muzik yazmak, kesifler
yapmak yaraticiliginizi kullanabileceginiz alanlardan. Sizin icin
sanatcilarin eserlerinden
yararlanmadan yasamak yasamak degil. Bazen yasam sizin icin bir dus
kirikligi olsada daha ogreneceginiz cok sey var. Genelde karamsar ve
suskun
bir yapiya sahipsiniz.Yalniz da yasamayi basarabilecek
nadir kisilerdensiniz. Hayat konusunda bazen umutsuzluga dustugunuz de
oluyor. Ancak felsefi bakis aciniz yasamin nereden kaynakladigini
ortaya
cikaracak kudrette.

KADER SAYISI 8
"SANATCI"

Herseyi net olarak ifade etme yetenegine hatta herseyi net olarak
hissetme
yetenegine sahip
olmasanizda, zekanin yasaminizda buyuk bir onemi var. Cok cesitli
konulardan
zevk aliyorsunuz. Zamaninizi buyuk kismini da hayallere ayiriyorsunuz.
Fakat
yasamin salt eglence olmadiginin farkindasiniz.
Cok yonlu olmak en buyuk ozelliginiz. Cok ve cesitli yetenekleriniz
var.
Cabuk kavramak da bunlardan biri. Fakat insanlar hakkinda kolay
yanilgiya
dusuyor, gercek yuzlerini cok gec farkedebiliyorsunuz.Bilgiye aninda
ulasmanin yollarini biliyorsunuz. Ancak bilime yeteneginiz ve
duskunlugunuz
fazla degil. Cunku
zamaninizin cogunu gercek bir bilim adami gibi bilime adamak yerine
daha
sanatsal ve sportif faaliyetlerden hoslaniyorsunuz. Hossohbet ve
eglencelisiniz. Bu özellikleriniz de kolay arkadas edinmenizi sagliyor.
Pek
cok insan sizi seviyor ama sizi gercekten anlayan cok az insan oluyor.
Bunun
sebebi karmakarisik ruhunuzun derinliklerine inebilmeyi cok az kisinin
basarabilmesi. Ugrastiginiz size zevk veren konulardan cabuk
bikiyorsunuz.
Olaylari genelde oldugu gibi kabulleniyorsunuz.Yani
fazla dert edinmiyorsunuz. Zaten mucadele etmekten de hoslanmiyor cabuk
pes
ediyorsunuz. Kivrak
zekaya ahip oldugunuzdan baskalarini acimasizca elestirmek ten
kacinmiyorsunuz. Sozcukleri
kullanmadaki yeteneginiz iyi bir elestirmen, yazar, konusmaci, ya da
sunucu
olmanizi saglayabilir. Sevgisiz
yasamayan bir insansiniz. Bu yuzden sizi seven ve anlayan biriyle
birlikte
olmadikca mutlu olmaniz
mumkun degil..

KADER SAYISI 9
"METAFIZIKCI"

Yasaminiz, perdenin gerisindeki esrari, ruhun ve gizli ilmin ardindaki
anlami cozmekle geciyor. Yasaminizin amaci gercegi yalnizca gercegi
ogrenmek
Bu konuda cok basarili oldugunuz da bir
gercek. Insanlari tanimak icin genellikle 5 dk. gozlemlemeniz yeterli.
Hayati seviyor fakat cok az kisiyi sevmeye deger buluyorsunuz.
Hayatinizin
her alaninda comert ve kusursuz olmak istiyorsunuz.
Karsinizdakilerin de en az sizin kadar kusursuz ve guvenilir olmasini
bekliyor, bu yuzden zaman zaman cok aci cekiyorsunuz. Cok guclusunuz
fakat
cabuk incinen altin bir kalbe sahibisiniz. Cok az insana gercek sizi
tanima
firsati veriyor, onlara da fazlaca deger veriyorsunuz.. Psikolojik
olaylari
anlama yeteneginiz muazzam. Ancak sizin disinizda gelisen olaylar sizi
ve
ruh halinizi fazlasiyla etkiliyor.Bagimsizliginiza ve ozgurlugunuze
duskunsunuz . Yine de sevgiyi herseyin ustunde tutuyorsunuz. Hayatiniz
karisikliklari cozmek uzerine kurulu oldugu icin mucadele etmekten
yorulmuyorsunuz. Hemen her seviyeden insanla anlasma yetenegine ve
sonsuz
sabra sahipsiniz.
Insanlarin ihtiyaclarini onlar soylemeden anliyor ve yardimlarina
kosuyorsunuz. Cok iyi bir dinleyici,
gozlemci ve yol gostericisiniz bu yuzden iyi bir psikolog veya
konusmaci
olabilirsiniz.


Çaresiz kaldigim zamanlarda gider , bir taş ustasi bulur , onu
seyrederim.

Adam belki yuz kere vurur tasa. Ama degil kirmak , kucucuk bir catlak
bile
olusturamaz.Sonra birden yuzbirinci burusta tas ikiye ayriliverir.

Iste o zaman anlarim ki tasii ikiye bolen o son vurus degil , ondan
oncekilerdir...
97
OCAK
Hırslı ve ciddi kişiliktedirler. Öğrenmeyi ve öğretmeyi severler. İnsanların zaaflarını ortaya çıkarmayı severler. Çok eleştiriler. Akılı, planlı ve programlıdırlar. Duyarlı ve derin hisleri olan insanlardır. İnsanı nasıl mutlu edeceklerini bilirler. Bünyeleri kuvvetlidirler. Zor heyecanlanırlar. Romantiklerdir ama aşklarını ifade etmekte zorlanırlar. Çocukları severler, evcil ve sadık birer eş olurlar. Kolayca kıskanırlar. Sosyal yönden zayıftırlar.

ŞUBAT
Somut şeylere önem verirler. Değişkendirler. Sessiz, utangaç ve ağırkanlıdırlar. Kendilerine güvenleri pek yoktur. Dürüst ve özgürlüklerine düşkünlerdir. Bazen saldırganlaşırlar ve kesin olmayan işlerden hoşlanmazlar. İnatçıdırlar, hayallerinin peşinden gitmeyi severler. Batıl inançlara eğilimlidirler.

MART
Çekicidirler. Esrerengiz, utangaç ve tutucudurlar. Rahatlarına düşkün ancak duyarlı insanlardır. Cömert ve sempatiktirler. Hizmet etmekten zevk alırlar ve kolay sinirlenmezler. Güvenilirlerdir ve nezakete önem verirler. İyi bir gözlemci ve aynı zamanda intikamcıdırlar. Seyahat etmeyi ve dikkat çekmeyi severler. Merakları dekorasyon, sevdikleri müzik tempoludur.

NİSAN
Aktif ve enerji doludurlar. Çabuk karar verip, çabuk pişman olurlar. Şefkatli, mantıklı ve diplomatiktirler. İnsanları teselli etmeyi sever, dostlarıyla yakından ilgilenirler. Cesur ve maceraperesttirler. Sevgisini ve ilgisi belli eden hafızası güçlü insanlardır. Baş ve göğüs hastalıklarına eğilimlidirler.


MAYIS
Sert yapılı, kolay sinirlenen ve aynı zamanda kolay ilgi çekebilen yapıdadırlar. Fiziksel güzelliğe önem vermeyip, motivasyona ihtiyaç duymazlar. Sistematik çalışırlar ve hayal kurmayı severler. İleri görüşlüdürler. Kolay sakinleştirilebilen bir yapıları vardır ve anlayışlıdırlar. Kulak ve boyun bölgeleri hassadır. Edebiyata ve sanata ilgileri vardır. Evde oturmayı ve çocukları pek sevmezler.

HAZİRAN
Aynı anda birden fazla şey düşünebilirler. Nazik, tatlı dilli ve hassas insanlardır. Kararsız bunun yanı sıra komik ve eğlenceli insanlardır. Konuşkandırlar ve kolay arkadaşlık edinirler. Kolay incinirler ancak çok inatçıdırlar. Gribe yatkın bünyeleri vardır.

TEMMUZ
İyi bir sırdaş olmalarının yanı sıra anlaşılması güç insanlardır. Aşırı gururludurlar ve başkalarının düşüncelerine aşırı önem verirler. Sokulgan ve sempatiktirler. Asla kin tutmazlar. Yalnız olmayı severler. Kolay öğrenirler. Arkadaş sıkıntısı çekmezler. Mide sorunları vardır. Zor ikna edilebilen insanlar grubundadırlar. Ağır işleri severler.

AÐUSTOS
Şakalaşmayı severler, duyarlı ve ilgilidirler. Liderlik özellikleri vardır. Kokusuzdurlar. Ruh bilimiyle ilgilenirler. Kolay provoke dilebilir olmalarının yanı sıra dikkatli ve tedbirlidirler. Bağımsızlıklarına düşkündürler. Yol göstermeyi severler ve Romantiktirler.

EYLÜL
İnsanların hatalarını yüzlerine vurmayı severler. İyi birer konuşmacı olmalarının yanı sıra, detaylarla uğraşmayı severler. Sadık ve güvenilir insanlardır ve sorumluluk almayı severler. Bilgi ve kültüre önem verip, spor ve seyahati severler. İlişkilerde seçicidirler. Hislerini daima kendilerine saklayan insanlardandır.

EKİM
Herkesle sohbet etmeyi severler ve ilgi odağı olmak isterler. Yalancılığı ve yapmacıklığı sevmezler. Arkadaşlarına çok önem verirler. Çabuk kırılıp ancak çabuk toparlanırlar. Bencildirler, kendiliğinden yardım teklif etmezler. Başkalarının düşüncelerine önem verirler. Duygusal, kendilerine kolay güvenmeyen ve etraftan çabuk etkilenen bir yapıları vardır.

KASIM
Eğlenceli bir kişilikleri vardır ve insanları kolay etkilerler. Kontrolü ele almayı severler. Enerjik ve çevresini motive eden tiptedirler. İyi birer lider olurlar. İçten ve yardımseverdirler. Adil davranırlar. Sürprizleri sever, hataları affetmezler. İradeleri güçlüdür. Derin duygularla severler. Herkesi olduğu gibi kabul edip, iyi birer sırdaş oldukları söylenir.

ARALIK
Sadık, cömert ve sabırsızdırlar. Birlikte vakit geçirmek için ideal insanlardır. Azimlidirler. Sosyal yönleri oldukça kuvvetlidir. Dostlarını kendilerinden fazla düşünürler. Kızgınlıkları uzun sürmez. Sevildiklerini hissetmek isterler. Espri anlayışları gelişmiştir.

98

Adınızı ve soyadınızı girin.
Bakın, neler çıktığına...
Tabi bu arada çıkan şeyleri bizlerle de paylaşırsanız, daha da güzel olur.

Alıntıİsim grubu 1 olanlar:DUYGUSAL
Karakterinin en belirgin özelliği duygusallık. Hayatına duygularınla yön veriyorsun. Önemli kararlar alırken bile mantığınla değil duygularınla hareket ediyorsun. Bu nedenle, kimi zaman üzülüyorsun. Ancak sezgilerin güçlü olduğu için çoğunlukla doğru kararlar alıyorsun. Hayatın temelinin "sevgi" olduğuna inanıyorsun. Felsefen sevmek ve sevilmek. Kimseden nefret etmemek başlıca kuralın. Sevgini olabildiğince çok insana vermek istiyorsun. İnsanlar da seni seviyor. Duygusallığın iş yaşamını da etkiliyor. Sevmediğin ve insanlığa yararlı olamadığın işlerde çalışmak istemiyorsun. Karşı cinste aradığın özellikler ise sonsuz aşk ve sadakat